AB'ye üye olmak ya da olmamak!Türkiye'nin çeyrek yüzyıldan fazla süren Avrupa sevdası en kritik dönemini yaşıyor. Zaman zaman kesilen, kimi kez de tavana vuran inişli çıkışlı ilişkiler bu kez ya Türkiye'nin AB'ye katılım yolundaki adımlarıyla sonuçlanacak ya da hüsranla... DENİZ ZEYREK
Türkiye-AB ilişkilerinin uzun geçmişinde, Ortaklık Anlaşması, Gümrük Birliği, Lüksemburg zirvesi gibi dönüm noktaları bir yana, en önemli gelişme Aralık 1999'da Helsinki'de yaşandı. Bu zirvede Türkiye'nin tam üyelik adayı olduğu ve diğer 11 aday gibi bir katılım ortaklığı çerçevesinde üyeliğe hazırlanacağı kayıt altına alınmıştı. Ancak, aynı kayıtlarda, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik 'en somut' çabalara destek vermesi, Yunanistan'la arasındaki anlaşmazlıkları gidermesi gereği vurgulandı. 1998 ve 1999'da açıklanan iki ilerleme raporu ve Helsinki zirve belgesiyle atılması gereken adımlar net biçimde ortaya konuldu.KOB tabuları ortaya çıkardı 8 Kasım'da açıklanan Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB) ise siyaset, ekonomi, çevre, ulaşım, balıkçılık ve tarım gibi alanlarda Türkiye'nin üyeliğe giden yolda kısa (1 yıl) ve orta (4 yıl) vadede yapması gereken 113 ev ödevini içeriyor. Ancak Türkiye kamuoyu bu ödevlerden sadece Kıbrıs ile Kürtçe yayın ve eğitimle ilgili olan tartışmayı izliyor. Bir de KOB'un son halindeki yeri bugün netleşecek olan Türkiye-Yunanistan ilişkilerini... Oysa KOB'da diğer 11 adayla yapılan üyelik müzakerelerinde ciddi sorunların yaşanmasına neden olan konular var. Tarım ve toprak reformu, vergi sistemi reformu bu konulardan sadece birkaçı. Avrupalı diplomatlar, KOB'un Türkiye'de yarattığı etkiyi değerlendirirken çok şaşırmış görünmüyor. Ancak, Abdullah Öcalan eldeyken idam cezasını kaldırmanın, Kürtçe eğitimden söz etmenin, hele hele 40 yıllık 'milli dava' Kıbrıs'ın gözden çıkarılmasını istemenin 'arı kovanına çomak sokmak' olduğunun farkındalar. Avrupalı bir büyükelçi KOB tartışmalarını değerlendirirken, "İşte Türkiye'nin en büyük tabuları ortaya çıkmıştır"diyor. AB nerede yanlış yapıyor? İstatistikler Türkiye'de halkın yüzde 70'inin AB'yi istediğini ortaya koyuyor. Bu verinin ve hükümetin bu veriden aldığı motivasyonun kaybedilmemesi için AB'nin attığı adımları ince eleyip sık dokuması gerek. Ancak gerek komisyonun KOB'da Kıbrıs konusunda yaptığı son dakika değişikliği, gerekse bugün Bakanlar Konseyi'nin yapması beklenen Ege anlaşmazlıklarına ilişkin değişiklik gerekli hassasiyetin gösterilmediğine yoruluyor. Türkiye'nin Kıbrıs sorununu ve Yunanistan'la anlaşmazlıklarını -kısa ya da orta vadeli- herhangi bir süre içinde çözmeyi, siyasi kriter olarak kabul etmeyeceği AB tarafından çok iyi biliniyor. AB, bu konularda ısrarcı olunduğu takdirde, Ankara'nın 'uğruna çok önemli tabularını bile tartıştığı' AB'den vazgeçebileceğini de biliyorlar.
Bu muhtemel sonucun iyi bilinmesine karşın AB'nin tavrını sürdürmesinin ardında Yunanistan faktörü ile Türkiye'nin kendi isteği ile adaylıktan vazgeçmesini isteyen bazı üyeler var. Yunanistan'ın gerekçesi çok açık: Bir zamanlar NATO'ya üye olmasını engellemeyen Türkiye'yi, üyesi bulunduğu kulübe almadan önce bütün isteklerini kabul ettirmek istiyor. Kıbrıs'taki Türk askeri varlığı ile 'karasularını 12 mile çıkardığı anda Türk jetlerinin Atina'ya bomba yağdıracağı' gerçeğini başka şekilde değiştiremeyeceğinin farkında. Özetle,
Atina yönetimi, kararların oybirliği (konsensus) ile alınması kozunu çok iyi kullanarak ve diplomasinin inceliklerinden yararlanarak Türkiye'yi köşeye sı-
kıştırmaya çalışıyor. Atina Kıbrıs'ta statükonun değişmemesini Türkiye'den daha çok istiyor, bir yandan da Türkiye için AB'nin atacağı her olumlu adım karşılığında Kıbrıs'ın
üyeliği konusunda yeni taviz koparıyor.
Avrupa normlarında bir demokrasisi, büyük bir ekonomisi olacak Türkiye'ye daha önce hiç bu kadar yaklaşılamamıştı. AB neyi göremiyor? Üstelik bu yakınlık, MHP'nin iktidarda, yürütme ve yasama organlarında bulunduğu bir dönemde gerçekleşiyor. İdeolojisini 'Vatan, millet, sakarya' sloganı ile Türklük üstüne kurmuş bir parti sırf iktidarda olduğu, Türkiye'yi AB'ye taşıyan parti olmak istediği için Kürtçe eğitim ve yayın gibi tartışmalara hoşgörü ile yaklaşıyor. Oysa Kıbrıs konusundaki herhangi bir 'dayatma' girişimi MHP bir yana, en soldaki partiler tarafından bile kabul görmeyecek gibi görünüyor. Muhalefette olsa MHP'nin bu kadar esnek ve hoşgörülü olmayacağı bütün gözlemcilerin, hatta Avrupalıların dilinde. İç ve dış kamuoyunun ortak görüşü de 'Türkiye'nin gerekli adımları atması için şu an en ideal ortam' olduğu. Vicdan muhasebesi şart Türkiye'nin AB'ye bir kez daha küsmesi 20 Aralık'ta açıklanacak Ulusal Rapor'un, orada taahhüt edilecek yüzlerce reformun tarih olmasına neden olacak. Demokratikleşme konusunda yakalanan motivasyon hem hükümeti hem halkı terk edecek. Avrupa Parlamentosu'nun Ermeni soykırımı ile ilgili kararının da güçlendirdiği 'AB samimi değil' görüşünü hâkim kılacak. Hem Türkiye'nin hem AB'nin samimi biçimde vicdan muhasebesi yapması gerekiyor. AB'ye üyeliğin koşulları açık. Anadilde eğitim, idam cezasının kaldırılması, ifade özgürlüğünün ve eşitliğin Anayasa ve yasalarla güvence altına alınması, DGM'lerin ve MGK'nin yeniden organize edilmesi gibi somut adımların atılması gerekiyor. Türkiye 70 yıllık demokrasi dersindeki yavaşlığını ve AB'yle 30 yıllık flörtündeki gidişatını gözden geçirip koşulları yerine getirip getirmeyeceğine karar vermeli. AB ise hem üyelerinin hem diğer adayların yerine getirdiği-getireceği koşullardan fazlasını istemekten vazgeçmeli. Böylece hem Türkiye'deki hem de AB içindeki karşıtların hareket alanı daraltılabilir.
Aksi söz konusu olursa, AB umudunu bir kez daha rafa kaldıracak olan Türkiye yüzünü Doğu'ya dönüp, kendi bildiği yollardan güçlenecek. Ve aynı zamanda güçlü ordusuyla NATO'nun bir müttefik olarak, Avrupa güvenliğinin vazgeçilmez unsuru olmasına karşın bu gücü bölgesinde hep endişe kaynağı görülecek. Yunanistan, Kıbrıs ve Ege ile ilgili beklentilerini Türkiye'nin AB üyeliği gibi rafa kaldıracak.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|