Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
20 Kasım 2000

Meclis araştırmak istemiyor

Bankalar devletin o kadar sıkı bir denetimi altında ki, bir bankanın içinin boşaltıldığını devletin önceden bilmemesi mümkün değildir
Susurluk Komisyonu bugün kurulsaydı, ben olaya işin ekonomik ayağı olan bankalardan başlardım. O zaman daha net çıkardı ortaya
Sayıştay, İstanbul'daki devlet gayrimenkullerinin envanterini yaptı. Devletin malının çeteye peşkeş çekildiği anlaşıldı. Ve, çalışma kesildi
Haber ResmiMehmet Elkatmış : Türkiye'nin bankacılık sisteminin bir facia olduğu ortaya çıktı. Hem devlet bankalarından hem özel bankalardan milyonlarca dolar devletin gözünün önünde rahat rahat çalınabiliyor. Bankacılık işlemlerinin her dakikasını, para hareketlerinin her adımını denetim altında tutan devletin bu hırsızlıklara göz yumabilmesi için mutlaka bu hırsızlıkların devlet içinde de bazı işbirlikçileri olması gerekiyor. Nitekim bu bankaları soyanların birilerine güvendiklerinden olsa gerek çok fütursuz davrandıkları, kimseye hesap vermeyeceklerine inanmış gibi arkalarında iz bırakmaktan kaçınmadıkları görülüyor. Susurluk Araştırma Komisyonu eski Başkanı Mehmet Elkatmış, devletteki işbirlikçilerin bazı siyasetçilerle bürokratlar olduğunu, bankaları kontrol etmekle yükümlü siyasetçilerin ve üst düzey bürokratların da soruşturma kapsamına alınması gerektiğini, Susurluk'la bankalardaki hırsızlıklar arasında bağlantılar bulunduğunu, bankacılık olaylarının Susurluk'un ekonomik ayağı olduğunu ve bu çarpık sistemin nasıl çalıştığını anlattı.
NEŞE DÜZEL
Türk bankacılık sisteminin çok ciddi sorunları olduğu ortaya çıktı. Hırsızlığa açık bir sistem bu. Bugüne dek bankalardan milyonlarca dolar çalınırken, devletin bunu fark etmemiş olması mümkün mü?
Değil. Bankalar devletin o kadar sıkı bir denetimi altında ki, bir bankanın içinin boşaltıldığını devletin önceden fark etmemiş olması mümkün değildir.
Devlet gözünün önündeki hırsızlığa niye ses çıkarmadı peki?
Çünkü devleti yönetenler, siyasetçiler bu işin içinde. Siyasiler bankaları kullanıyorlar. Siyasilerin bunda büyük parasal ya da siyasi menfaati var. Bunun en açık delili, bu kadar sıkı denetime rağmen bankaların içinin boşaltılıyor olmasıdır. Dikkat ederseniz, hükümetler kurulurken hep en büyük kavga bakanlıkların paylaşımından ziyade bankaların paylaşımında verilir. Bu hükümette de öyle oldu. Koalisyonu oluşturan üç partinin üçünün de ayrı ayrı kendisine bağlı bankaları var.
Bankaların devlet tarafından çok sıkı denetlendiğini söylüyorsunuz. Bizde bankaları kim, nasıl denetliyor peki?
Bir kere Hazine Müsteşarlığı devamlı ekrandan bankaların bütün girdisini, çıktısını izliyor. Ayrıca Hazine'ye bağlı 'Bankalar Yeminli Murakıpları' da her an bankaları denetlemekle mükellefler. Bankalarda odaları da var onların. Zaten iki yılda batan on bankanın durumuyla ilgili aylar önceden raporlar verdikleri şimdi ortaya çıktı. Bütün bankaları ayrıca Merkez Bankası da ekrandan dakikası dakikasına kontrol ediyor. Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankalar Birliği de ayrı ayrı bankaları denetliyorlar. Bir de tabii Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu kamu bankalarını devamlı denetliyor ve raporlarını Meclis KİT Komisyonlarına veriyor. Ben bu komisyonun sekiz yıl üyeliğini yaptım. Bu bankalar bizim önümüze geldi hep.
Hemen hemen hepsinin hesaplarını ibra ettiniz, değil mi?
Edilmeyenler var ama benim çok acı tecrübelerim oldu o komisyonda. Siyasiler kendi işlerine gelen şeyleri çoğunlukla ibra ederler. Bankaların denetimi konusu bitmedi. Ayrıca Başbakan ve Cumhurbaşkanı da istediklerinde Devlet Denetleme Kurulu'na emir verip, tüm bankaları incelettirebiliyorlar. Bir de bankaların bağlı oldukları bakanlıkların teftiş kurulları var ki, onlar da devamlı iç denetim yapıyorlar.
Bu durumda devletin hırsızlığa göz yummasının sorumluları olması gerekir. Hukuken hesap sorulması gereken yetkililer kim?
Önce siyasiler ve üst düzeydeki bürokratlar. Alttaki adamlara sonra gidilmelidir. Onlar emir kuludur zaten. Ama dikkat ediyorsanız, banka olaylarının siyasi ayağına hiç değinilmiyor. Üç, beş günah keçisi bulunuyor, o kadar. Bu işin beyni olan, bundan komisyon alarak ya da siyasi yardım temin ederek bu işin büyük rantını yiyenler tamamen gizleniyor. Tantan güzel söyledi. 'Bunlar önlerinde ceketlerimizi düğmeleyip saygı duyduğumuz insanlar. Çünkü çok güçlü ve etkililer' dedi. Bakın size Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nun son raporlarından bir örnek vereyim.Yeminli murakıplar bir kamu bankasında milyonlarca dolarlık usulsüz krediler verildiğini tespit etmişler ve 58 firma hakkında soruşturma açılmasını istemişler.
Soruşturma açılmış mı peki?
58 firmadan sadece on biri hakkında soruşturma açılmış. Üstelik bu soruşturma sonucunda banka genel müdürü ve yönetim kurulu üyeleri ve diğer personel Ceza Kanunu açısından suçlu görüldükleri halde ilgili bakanlar tarafından sadece iki firma için savcılıklara yargılama izni verilmiş. O da mecburen çünkü ikisiyle ilgili konu daha önce gazetelerde çıkmış. Diğerleri için hâlâ izin verilmiyor. Özelleştirilecek bankalardan birinde oluyor bütün bunlar. Herhalde bu batan büyük kredileri şube müdürü vermiyor. Bunun için talimatı bazen genel müdür, bazen de bir bakan, bir siyasetçi vermiştir. Her şey apaçık olmasına rağmen genel müdür korunuyor, hakkında dava açılmıyor.
Kendi bankasını soymakla suçlanan biri olan Murat Demirel eski cumhurbaşkanının yeğeni. Cumhurbaşkanının yeğeni olduğu için korunmuş olabilir mi peki?
Demirel bugün cumhurbaşkanı olsaydı Murat Demirel'in başına gelenler gelir miydi, bunu sormak lazım. Murat Demirel mutlak surette korunmuştur. KİT komisyonu üyeliği yaptığım için biliyorum, 90'ların başıydı. Halk Bankası ve Sümerbank hesaplarını incelerken öbür yeğen Yahya Demirel'in adına rastladık. Devletin parasıyla Kıbrıs Yatırım Bankası diye bir banka kurmuş. Sümerbank ve Halk Bankası bu bankaya milyonlarca dolar yatırmış. Hatta Sümerbank'ın başında o zaman genel müdür olarak Demirel'in bacanağı vardı. Demirel de devletin başındaydı. Bir süre sonra Yahya Demirel'in bankası iflas etti ve devletin paraları gitti. Yıllar geçti, bu konuda hiçbir şey olmadı. Murat Demirel'e gelince, o da banka sahibi olmak için sadece Egebank'tan değil, kamu bankalarından da kredi almış. Ama bu kamu bankalarından hiç söz edilmiyor. Refahyol döneminde Murat Demirel 30 milyon dolar kredi almak için Ziraat Bankası'na başvurmuş. Hükümette bu bankadan sorumlu bakan Sabri Tekir 'Evrakları tekamül ettirin' diyerek kredi talebini defalarca geri Çevirmiş. Çünkü 30 milyon dolar kredi istiyor ama karşılığında hiç teminat göstermiyormuş.
Demirel'in kim tarafından korunduğunu bulmak zor mudur?
Değildir tabii. Adamın hiçbir özelliği yok ve kredi verilmiş.
Bürokratların ve siyasetçilerin işbirliği olmadan bankalar soyulabilir mi?
Mümkün değil.
Geri dönmeyen, eşe dosta dağıtılan, siyasi çıkar karşılığı verilen bu kredilerle ilgili soruşturma açmak mümkün değil mi?
Mümkün ama açılmıyor. Açılırsa arkasında kimlerin olduğu ortaya çıkacak çünkü. Düşünün ki, bir kamu bankasının genel müdürü 4 Kasım'da 'Bizde batık yok' diye basına demeç verdi. Bankanın takipteki kredileri, karşılıklar düşüldükten sonra bilanço makyajları yapılarak net 66 trilyon lira gözüküyordu. Oysa Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nun 98 yılı raporu incelense durumun hiç de böyle olmadığı görülecek. Bankanın takipteki kredilerinin gerçek rakamı 608 trilyon düzeyinde. Henüz bu bankayla ilgili 99 yılı raporu çıkmadı. Buna, hileli yollarla takibe alınmayan krediler ve temerrüt faizleri de eklenirse bu rakamın bir katrilyona ulaşacağı hesap ediliyor.
Bütün bu usulsüz kredilerde siyasiler hep var mı?
Siyasiler göz yummasa bunlar olmaz. Çünkü milyon dolarlık büyük krediler bunlar. Ayrıca bu hırsızlık sadece bankalar kanalıyla yapılmıyor ki. Birtakım fonlardan ve devirli kredilerden de yapılıyor. Veriliyor da, veriliyor. Türkiye'deki bankacılık sistemi bilerek bu noktaya getirildi. Siyasiler 'efendim bizim haberimiz yok, birden çıktı, ne yapalım, bak işte şimdi el koyduk, zararı önledik, adalet de bunların üzerine gidiyor, yargılanıyorlar' diyemez. Bunu demek onları kurtarmaz.
Siyasetçi de mi yargılanmalı diyorsunuz?
Tabii yargılanmalı. Bunun hesabını vermeli. Bu suçlar yalnız işlenen suçlar değil ki. Güneydoğu da köyüne gelen silahlı adama korkudan ekmek verdi diye bir sürü masum insan PKK ile hiç alakası yokken çeteye yardım ve yataklık etti diye hapis yatarken, bankaların soyulmasına yardım edenler dışarıda rahatça dolaşıyor. En azından bir görev ihmali vardır burada. Milletin paraları gitti. Halkı fakirleştiren bir sistem bu. Şu anda iç ve dış borçlarımızın toplamı 150 milyar dolar. İçten ve dıştan 150 milyar dolar almışız. Bunun karşılığında bir şeyler yapılmış olması, ülkenin kalkınması, halkın refahının artması, hizmetlerin iyileşmesi gerekir. Kalkındık mı, refahımız arttı mı? Hayır. Nereye gitti bütün bu paralar peki?
Devlet bankalarının son yirmi yıllık kredilerinin kimlere hangi şartlarda verildiğinin ortaya çıkması için parlamento bir girişimde bulunamaz mı?
Parlamento, devlet bankalarındaki ve özel bankalardaki yolsuzlukları ortaya çıkarmakta istekli durmuyor. Biz parti olarak geçen haziranda özel, kamu bütün bankalarla ilgili Meclis'te bir genel görüşme yapılması için önerge verdik. Ama koalisyon partileri bu konunun görüşülmesini engellediler. Ayrıca ben kendim Başbakan'ın cevaplaması kaydıyla iki önerge verdim geçen yıl. 'Her bir kamu bankasının 98 ve 99 yıllarına ait idari ve kanuni takipteki alacak miktarları ayrı ayrı ne kadar? 80'den bu yana hangi bankalara Hazine el koydu? Bunların zararları ne kadar?' diye sordum. Cevap inandırıcı değildi. Olayın boyutları hâlâ belli değil zaten. Hazine'den sorumlu Bakan Recep Önal, sadece Ziraat, Halk ve Emlak bankalarının görev zararlarının 20 milyar dolar olduğunu açıkladı. Bu zararların büyük bir kısmı usulsüz kredilerden kaynaklanıyor. (Görev zararı, politikacının verdiği emirle bankanın yaptığı işlemden doğan zarardır.) Çok tehlikeli bir gidişat var.
Devlet bankalarının kime ne kadar kredi verdiğini, bu kredilerden ne kadarını geri alabildiğini ortaya çıkarabilirsek, bankacılık sisteminin sorunlarını da açıkça görebilir miyiz?
Net olarak görürüz.
Partiniz Meclis'te son yirmi yılın banka hesaplarının açıklanması için bir yasa değişikliği yapılması yolunda bir girişimi destekler mi?
Destekler diye düşünüyorum. Ama bu konuda Meclis'te genel görüşmeyi dahi istemeyenler elbette böyle bir yasa teklifini reddederler.
Eğer bunun için yasa çıkarılamıyorsa, parlamentonun gizli bir oturumla son yirmi yılın kredi akışını öğrenmesi mümkün olabilir mi?
Tabii mümkündür. Parlamento isterse her şeyi yapabilir. Gizli oturum da yapabilir. Ama yapmadığına göre, demek ki bankaları araştırmak istemiyor.
Siz, Susurluk Araştırma Komisyonu'nun da başkanıydınız. Devletin hazırladığı Susurluk raporunda da bankacılıktaki yolsuzluklara bir bölüm ayrılmıştı. Susurluk ile bankacılık yolsuzlukları arasındaki bağlantıları incelediniz mi komisyon olarak?
Kara para aklama, mafya, banka ilişkilerini inceledik. Susurluk'un bankalarla ilişkisi olduğunu düşündüğümüz için de Hazine'den bankaların dökümünü, kuruluş tarihlerini ve sahiplerinin adlarını istedik.
Susurluk'la bankalardaki batık krediler arasında nasıl bir bağ var?
Şöyle... Susurluk, 'yasadışı, karanlık ilişkileri' ifade eden olaylar zinciridir. Bu zincirin içinde karapara da var. Türkiye'deki kavga da büyük ölçüde bundan kaynaklanıyor zaten. Erol Evcil'le ilgili bir ihbar mektubu geldi komisyona. Evcil o sırada kamuoyunda tanınmıyordu. Alaattin Çakıcı, Korkmaz Yiğit bağlantısı bilinmiyordu. Hakkında İş Bankası'ndan bilgi istedik. Kredi rakamları çok yüksekti. Bu rakam 150 milyon dolar olarak
açıklandı biliyorsunuz. Tapudan elde edilen ipotek kayıtlarıyla birlikte ortaya bir fotoğraf çıktı. Bazı bankalardan büyük miktarlarda dövizle kredi alınmış. Karşılığında ipotekler verilmiş. O zaman anlayamadık tabii biz. Şimdi bakıyorsunuz ipoteklere, hepsi, yani 24 tanesi İnterbank'a, dokuzu Egebank'a verilmiş. Bugün artık biliyoruz ki, İnterbank ve Egebank batan bankalar. Bunların içi boşaltılmış. Ama iki yıldır İnterbank hakkında, Cavit Çağlar ve Teoman Koman hakkında hiçbir işlem yapılmıyor. Dikkat ederseniz Evcil davasında da yayın yasağı var. Bu yasak hepsine konulmadı oysa.
Susurluk'la bankalar arasındaki bağlantıyı çözebilirsek, bu sistemin kimler tarafından ve nasıl kullanıldığını da çözebilir miyiz?
Büyük çapta çözeriz. Bankacılıktaki olaylar Susurluk'la direkt irtibatlıdır. Murat Demirel, Egebank'ta neden yargılanıyor? Çeteden yargılanıyor. Susurluk da çete olaylarıdır ve çete sadece adam öldürmek, haraç almak değildir. Çetenin kumar, ihale, arazi mafyası gibi birçok şubeleri vardır. Bankacılık da çetenin birçok kollarından biridir, Susurluk'un ekonomik ayağıdır.
Siz komisyona hiç bankacı çağırmış mıydınız?
Çağırmadık. O günkü şartlarda bizi birinci derecede ilgilendiren çetenin ölüm timleri kurup infazlar yapmasıydı. İşin ekonomik ayağından çok derin devlet ayağına yöneldik biz. Ama Susurluk Komisyonu bugün kurulsaydı, ben olayın ekonomik ayağından başlardım. Her şey daha net çıkardı ortaya.
Eğer soruşturma sonuna kadar giderse, bu soygunun ucu nerelere tırmanır sizce?
Çok yükseklere kadar gider. Bütün bu olaylardan hükümetler sorumludur.Başta da söylediğim gibi devletin kayıtlarında bütün bilgiler, olaylar var. Ama buna rağmen bu bankalar soyuluyorsa, o zaman en azından bunu birileri gizliyor demektir. Siyasi ilişkiler gün gibi ortada. İşin birinci derece sorumlusu siyasetçidir. Bazısı işi saptırıyor. Ordu şöyle diyor, falan böyle diyor, yargı işlemiyor diyor. Bunlar laf. Siyasetçi bu işin üzerine ciddi eğilsin, Meclis bir ay bu işler için çalışsın, bütün olaylar çözülür. Ama Meclis bunun üstüne gitmiyor çünkü içinde suç ortakları var.
Türkiye, bankacılık sistemindeki bütün hırsızlıkları aydınlatıp, sistemi düzeltmeyi başarabilecek mi bir gün sizce?
Böyle gitmez bu ülke. Bu olaylar Murat Demirel'den ibaret değil. Dünya Bankası'nın yolsuzluk raporunda Türkiye on üzerinden 3.6 puanla on dördüncü oldu. Yolsuzluklar, bankalar, ihaleler, özelleştirmeler, teşvikler, gümrükler, hayali ihracat, fonlar, borsada
oyunlar, kamu arazilerinin tahsisi kanalıyla doludizgin yapılıyor. Sayıştay birkaç yıl önce sadece İstanbul'daki devlet gayrimenkullerinin bir envanterini yaptı. Devletin malının mafyaya, çeteye, özel kişilere peşkeş çekildiği ortaya çıktı. Ve, çalışma o noktada kesildi.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.