Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
20 Kasım 2000

Ve son halka, halkımız (4)

mine.saulnier@free.fr
İster merkezi olsun ister olmasın, tüm ülkelerin devlet yapısı özgündür, düzenini zaman içinde biçimler. Bugün Türkiye'de görünen o ki, bizim devlet soyulmak için düzenlenmiş ve soygunculuğu kolaylaştırmak üzere yapılanmıştır. Bizler, uzun yıllardan beri naylon faturasından vergi iadesine, uyuşturucu ve silah kaçakçılığından bavul ticaretine, mafya egemenliğinden ihale komisyonculuğuna, Türk ekonomisinin büyük ölçüde karapara üstünde döndüğünü, 'iş' adamı denilen binlerce adamın, aslında iş değil hile yaparak varsıllaştığını biliyorduk. Ama devlet de biliyordu. Öylesine biliyor ve kabulleniyordu ki, bu tür soygunculuğa karşı hukuksal yapılanmayı gerçekleştirmedi, caydırıcılık mekanizması kurmadı. Ve bugün devlet, Zekeriya Temizel ve Sadettin Tantan'ın başlattığı temizlik operasyonunda ortaya çıkan yolsuzlukları ne tam anlamıyla araştıracak ve kime kadar gittiğini bulacak güce sahip, ne de suçu belli olanları cezalandıracak donatımı var. Hatta Zekeriya Temizel ve Sadettin Tantan'a 'temizleyin' emri verenleri, aldı bir telaş. Onlara yetki verdiklerine bin pişmanlar, çorap söküğü gibi giden çözülmeyi durdurmak için çırpınıyorlar. Çünkü biliyorlar ki, Türkiye'nin düzeni buydu, soymak ve soyulmak
üzerine kurulmuştu, bütün soyguncuları izale edecek olsalar, hani neredeyse işadamıyım diye boy gösteren iki kişiden birini, politikacıların, bürokratların, hatta küçük memurların yarısını cezalandırmak ve onlarla birlikte Türkiye nüfusunun büyük bir bölümünü gözden çıkarmak gerekecek.
Oysa telaş edilecek bir durum yok. Halen yürürlükte olan yasalar, 'fırtına', 'kasırga' gibi operasyonlarda Ali'ninkini Veli'ye, Veli'ninkini Bahama'ya derken trilyonlarca doları yutan hortumlara topu topu 2 ila 5 yıl arasında hapis cezası öngörüyor. Yarısı şimdiden, yarısı birkaç ay içinde serbest bırakılacak. Dolayısıyla devlet, zaten bu soyguncuların soyması için düzenlenmişken, niye ben bu öbeği çomakladım diye pişman. Bu düzenlemenin en belirgin örneklerinden biri, iki ay öncesine kadar geçerli olan ve batık çıkık tüm bankaları devlet garantisiyle donatan mevduat garantisi. Böyle genel bir devlet garantisi, bir Türkiye'de vardı ve devlet bu garantiyle: "Gelin banka kurun, batırın, beni soyun!" çağrısı yaptı yıllarca.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, tüm gelişmiş ülkelerde vardır, ancak bu fona üye olan ve para yatıran bankaları kapsar, sevgili okurlar. Bu fona ödeme yapıp üye olarak katılmayan banka, batarsa batar, kimse de kurtarmaz. ABD'de, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu üyesi bankalar, kapılarına tabela asar ve üstüne: "Burada paranız batmaz, çünkü bizim banka bu fonun üyesidir" diye yazarlar. Diğerlerine para yatıran müşteri, eğer banka batarsa, parasının da uçacağını bile bile yatırır, kendi bileceği iştir. Ama bu mevduat sigorta fonlarına, her banka kabul edilmez, belli ölçülere uyması gerekir, zaten dünyada her önüne gelen, istediği gibi ve istediği zaman banka da kuramaz.
Oysa Türkiye, bu fona tüm bankaları dahil ederek, ne idüğü belirsiz, aslında çok belli adamlara banka sahibi olma yolunu açtığı gibi, batırmak hakkını da tanıdı. Halkımızın bir bölümü ise, nasılsa devlet garantisi var diyerek boş keseden yüksek faiz veren bu bankaların kofluğunu bile bile gitti, paralarını buralara yatırdı. Öylesine inandırılmıştı ki soygunculuğun saygınlığına, öylesine alışmıştı ki kolaycılığa ve çabuk para kazanmaya, devlet garantisi olmayan off-shore hesaplara bile tam 4281 mudi para yatırdı. Onlar da devletten tazminat bekliyor. Fıkra gibi değil mi?
Bir an bile aklına getirmedi ki halkımızın bu bölümü, devlet bazen sözünü tutamayabilir ve Türkiye'de tutulmayan sözler, tutulanlardan daha fazladır. Bir an bile aklına gelmedi ki bir bölüm halkımızın, ilk batan bankalar, yani Marbank, TYT ve İnteks'in mudilerinin pek çoğu, devletin 1994 yılında, 'Paralarınızı alacaksınız!' sözüne rağmen, henüz alamadılar alacaklarını. Geçmişte Banker Kastelli'den Banker Beko'ya, türlü çeşitli batıklarda parasını yitiren bir bölüm halkımız, yıllar sonra hâlâ daha, iki kuruş fazla faiz alırım diye, çürüğe yatırım yapmaktan vazgeçmedi. Devletin,
10 batık bankadan alacaklarını nereden alıp, hangi mudiye nasıl tazmin edeceğini düşünmedi.
Ve geldik, Allah devlete, devlet mudiye dönemine. Ya da tam tersi. Geçmiş olsun diyelim de, kime?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.