![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Meçhulün gör dediği! Sinema ülkemizin gündemini yakalama konusunda kuşkusuz ki edebiyatın, tiyatronun çok çok önünde. Antalya'da topluca seyredilen son dönem ürünleri açıkça gösterdi bunu. Filmlerin çoğu mafya dünyasına, çetelere bakan silahlı külahlı öyküler içeriyorlardı ve farklı düzeylerde toplumumuzun nabzını tutmayı başarmışlardı. Bu hafta ticari gösterime giren Ömer Kavur imzalı 'Melekler Evi' de Güneydoğu fonunda politika-çete-uyuşturucu trafiği ilişkilerine eğilen, ne yazık ki pek sağlam zeminde yükselmese de aşka göz atan, ilginç sayılabilecek çerçevede baba-kız gerilimine yönelen bir film. Kavur, sağlam malzeme toparlamış, 'Susurluk' çağrışımlarını dozunda kullanmış ve 'meçhul'e yelken açmış. Bu noktada senaryonun da hakkını teslim etmeden geçmeyelim.'Yatık Emine', 'Yusuf ile Kenan', 'Ah Güzel İstanbul', 'Kırık Bir Aşk Hikâyesi', 'Göl', 'Körebe', 'Amansız Yol', 'Anayurt Oteli', 'Gece Yolculuğu'... Ömer Kavur, 1974-1988 arasında çektiği bu 'çok iyi' filmlerde melankoli ve hüznü 'gerçeklik' ile gayet başarılı biçimde buluşturmuş, grafiği hiç düşürmeyerek kendine özgü anlatımını adım adım ama gayet sağlam biçimde oluşturmuştu. Sonra 'Gizli Yüz' (1991) ve 'Akrebin Yolculuğu'yla (1995) öncelikle görsel açıdan mükemmeli arayan ve büyük oranda bulan, Anadolu mistisizmine 'postmodern' yorum getirmeye çalışan biraz kafa karıştırıcı 'yabancılık' öyküleri geldi. 'Melekler Evi', yönetmenin özellikle 'Gizli Yüz' ve 'Akrebin Yolculuğu'nda belirgenleşen çizgiyi terk etmese de anlatım düzeyinde 'biraz uzaklaştığını' gösteriyor, daha net yapısıyla dikkat çekiyor. Karakterler, mekânlar, diyaloglar ve kamera çok daha sade bu kez. Öte yandan 'yine kan çekmiş!' dediğimiz, biraz yersiz kaçan ayrıntılar da yok değil... Ellerinde küçük davullarla gezen dervişler grubu ya da filme adını veren 'baş mekân', vazgeçilemeyen, sonuçta havada kalan mistik vurgular olarak göze batsalar da, Kavur filmin genelinde 'fazla abartmamış' neyse ki... Bunda 'Melekler Evi'nin mümkün olduğunca 'piyasaya' oynamasının etkisi var kuşkusuz. Kaldı ki başlı başına Hande Ataizi'nin varlığı, filmdeki bazı 'görünme biçimleri' bile 'Melekler Evi'ni tüm Ömer Kavur filmografisi içinde ayrı yer edinmesine olanak verebilir. Televolelik tartışmalarda taraf tutmaya çalışmıyoruz elbette ve bunu 'onun suçu' olarak tanımlamıyoruz ama Ataizi, filmde göründüğü andan itibaren (üstelik de kendisine uygun ve kolay bir rolde), işler pek rayında gitmiyor. Çok iyi bir Aytaç Arman ve 'Abuzer Kadayıf'ta daha yaratıcı olmayı başarmış, bu filmde de kendisine biçilen 'düz' rolün hakkını veren Talat Bulut'un yanında Ataizi, maalesef oldukça 'sırıtıyor'. Tuvalette yere düşüş ve elindeki tabancayı bırakış anı dışında Arslan Kacar'ın da alkışlanacak performans sergilediğini önemle belirtmemiz gerek. Sonuçta kimi zaafları olsa da düzeyli, seyircimizin ilgi göstermesi gereken, yabana atılmayacak bir film 'Melekler Evi'. Şifre sözcük 'Nenas'ın şemsiyesi altında gelişen, 'meçhulün' fotoğrafını çekip, bir tabanca sesi eşliğinde yine 'meçhul'e yönelen finaliyle bizim öykümüz...
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||