Harput-Erivan ses hattırmeni çalgısı 'duduk'u dünyaya tanıtan Civan Gasparyan, Erkan Oğur'la stüdyoya girdi. Duduk, kopuz, kemençe ilk kez karşılıklı ve 'doğaçlama' söyleşti. Ayrı düşen sesler, sazlar, ezgiler, ruhlar yeniden kavuştu İSTANBUL - Kopuz, kemençe, duduk. İlk ikisi telli, sonuncusu nefesli saz. Çıplak, yalın, doğal ses veren üç çalgı. Her biri ayrı coğrafyayı, iklimi, kültürü seslendiriyor, simgeliyor. Bu üç saz ilk kez bir araya geliyor.
Ermenilerin otantik çalgısı 'duduk'u dünyaya tanıtan Civan Gasparyan, Türkler'in otantik çalgısı 'kopuz'u yüzyıllarca süren unutuluştan, sessizlikten çekip çıkaran Erkan Oğur, klasik 'kemança'nın genç ustası Derya Türkan iki yıllık ön
araştırma ve görüşmelerden sonra nihayet buluşuyor. Üç virtüöz üç sazı ilk kez karşılıklı konuşturuyor.
Harput'tan Erivan'a; zorunlu göçlerle ayrı düşen ruhların, seslerin, sazların, ezgilerin yeniden bir araya gelme denemesi.
Projenin müzik yönetmeni Erkan Oğur'a göre bu, her şeyden önce saflığı arama, yakalama ve aynı zamanda keşif yolculuğu: "Uzak ve yabancı kaldığımız bir enstrümanı; duduku en iyi seslendiren adamla birlikte
onun estetiğini, duygusunu bir ölçüde de olsa kavramak, birlikte seslendirmek." Amaç: Müzikal birlik! "Bir ana iskelet var ortada, onun etrafında dönüyoruz hepimiz. Bir tarafa bakıp, bir sesi tanıdığınız bir başka sese benzetiyor, 'o oradan almış' diyorsunuz, öteki tarafa dönüp 'şunu şuradan almış'... Oysa ana iskelet tüm kâinat müziği için geçerli. Dünyanın değişik yerlerinde yüzen seslerin birliğini bu coğrafyaya transpoze etmeyi, aktarmayı, birlikteliği göstermeyi deniyoruz."
Oğur'a göre birlik enstrümanlar için de geçerli. Ayrı ellerde ve coğrafyalarda biçimlenen renkleri buluşturmak, karşılıklı konuşturmak gerekiyor. Efsaneyle buluşma Milli marşımız yerine geçen Yemen Türküsü'nün melodileri yayılıyor stüdyoda. Kayıt odasında ak saçlı bir adam, elinde flütü andıran çalgı. Arada durup kulaklıktan gelen ritim sazın temposunu eliyle yineliyip seslendiriyor: "Pam pam papa pam"... Yeniden enstrümanını üflüyor, tekrar tempo, tekrar üfleme...
Her üflemesinde, her ses verişinde o çalgıyı ilk kez deniyor, ilk duyuyormuşçasına meraklı, tutkulu, çocuksu bir yüz. 72 yaşındaki bu çocuksu yüzün sahibi, Ermeni müziğinin dünya çapındaki ismi Civan Gasparyan.
Anadolu-Ermeni kökenli Amerikalı ünlü yazar William Saroyan'ın ilk dinlediğinde "Sen müzik yapmıyor, dua ediyorsun" dediği adam. New York Times'ın yorumuyla "Bu kadar günahkâr bir çağda, bu kadar tanrısal bir müzik" yaratıcısı. 'Günaha Çağrı', 'Ölüm Yolunda' gibi ünlü filmlere işte şu elindeki ufacık çalgıyla ses vermiş. Los Angeles Filarmoni'yle, Kronos Quartet'le, Peter Gabriel'la çalmış.
Bir albümünün adı, 'I Will Not Be Sad in This World' (Bu Dünyada Üzgün Olmayacağım). Ama onu üne kavuşturan duduktan, ezgilerinden ağır hüzün yayılıyor. Ağır ve derin. Moskova'da bir televizyon programcısının sorusu: Duduk mu Civan'ı üne kavuşturdu, yoksa Civan mı duduku?.. İkisi birbirini ünlendirdi, yarattı. Bu yerel çalgı Civan Gasparyan'la hayli değişiyor.
Dudukla tanışması söylencesel: 1928'de doğan Gasparyan'ın çocukluğunda film müzikleri, beyazperde önünde bir sanatçı tarafından canlı olarak yapılmaktadır. Erivan'da bu işin ustası dönemin ünlü duduk sanatçısı Markar Markaryan.
Dokuz yaşında onu ilk kez dinlediğinde Gasparyan, "İlahiyle karşılaştığımı hissettim" diyor. Sinema önünden ayrılmamış günlerce. Çevreden boş şişeleri toplayıp satmış, duduk parası biriktirmiş. Markaryan'ın karşısına çıkıp avuç dolusu bozuk parayı uzatarak, "Bana bir duduk ver" demiş.
Usta, cebinden çıkartıp uzatmış duduku, para da almamış. Altı ay bu dudukla cebelleştikten sonra yine sinemanın yolunu tutmuş Civan. Ustasını bulup 'Güzel Yarim' şarkısını çalmış. Başı okşanıp, "Tamam, sen bu işi kapmışsın" denince, hele kaliteli bir de duduk armağan edince, dünyalar onun olmuş.
"Tanrı beni bu enstrümanı konuşturmak için yaratmış gibi hissettim kendimi" diyor. Rüyalarında binlerce insanın karşısında duduk çalmaktadır artık. Konservatuvara kaydolur. Öte yandan 1953'te Erivan Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nü bitirse de şimdiye dek ekonomiyle hiçbir ilişiği olmamış. Konservatuvar ise master ve pedagoji eğitimiyle toplam 20 yılını alır. Bugün Erivan Devlet Konservatuvarı'nda profesör unvanıyla ders vermektedir. Muhafazakârlık ve değişim Gasparyan'ın dokuz yaşında tanışıp bir daha elinden bırakmadığı dudukla serüveni, Ermeni müziğinin evrimiyle de çakışıyor. Ulusal çalgının geleneksel kullanım biçimi
onunla değişime uğruyor. "Çünkü" diyor, "insanlar tüm bedenlerini, nefeslerini, benliklerini vermiyor, parmaklarının ucuyla çalıyorlardı. Bense onun içine girmeye, onunla bütünleşmeye uğraşırım her seferinde."
Ermenistan'da müziğe ve eski ustalara duyulan hayranlığın, muhafazakârlığı da beraberinde getirdiğini öne sürüyor. Enstrümantalistlerin çalgılarına ve çaldıklarına dar bir çerçeveden baktığını düşünüyor. Darlık sadece müzikle de sınırlı değildir ona göre, coğrafyayla da ilgili. "Ben, Amerikan popu dahil, dünya üstündeki sesleri dinliyordum. Akşamları herkes uyur ama ben uyumam, yarın şimdiye dek olanlardan farklı ne yapabilirim diye uğraşırım."
Stüdyodakiler burada söze girip onu doğruluyorlar: "Hiçbir an boş durmuyor, biraz ara verilse, hemen 'Hadi, çalışalım' diye huysuzlanıyor!"
Durduraksız çalışma ve arayışla Gasparyan yerel çalgıyı senfoni-filarmoni orkestralarına, new age, world music albümlerine, dünyaya taşıyor. Daha önce örneği olmayan 'bas duduk'u geliştiriyor. Arayışın şimdiki durağında Türk çalgıları, ezgileri ve müzisyenleriyle buluşma var. Aynı Tanrı'nın çocukları Gürcü, Azeri, Abhaz, Roman, Macar, Bulgar, Rus, Yahudi gibi çevre halkların müziklerini incelediğini belirten Gasparyan, "Kendime hep yakın bulduğum, en çok yoğunlaştığım ise Türk müziği" diyor. Harput'tan Erivan'a projesiyle ilgisi daha da artıp hızlanmış.
"Ermeni ve Türk müziğinin, çalgılarının, melodilerinin yan yana gelişini, sohbetini deniyoruz. Ermeni müziğinde hüzün hâkim, Türk müziğinde de. Bizde duduk asıl sesi, yeri tutar, sizde saz. Türk müziğini dinledikçe bizdeki gibi burada da hüznün, insanın içini kapattığını değil, onları hayata daha fazla bağlayıp girişkenleştirdiğini görüyorum. Asıl pop, o pembe, uçucu hava insanları hiçliğe, kapanışa götürür." Müziklerin buluşması ne getirir? "Çoğu Türk Ermeni müziğini, Ermeniler Türk müziğini tanımıyor. Bu, iki halk arasındaki gerginliğin sürmesine yol açıyor. Biz güne umutla, heyecanla bakmalıyız. Kötülüğün galip gelmemesi için elimizden geleni yapmalıyız. Buraya gelişimin nedeni tek: İki Tanrı yok, tek bir Tanrı var insan için, tüm dünya insanlığı için. Hepimiz onun evlatlarıyız. Müziğimiz, Tanrı'nın çocukları, kardeşlerimiz
arasında barışın, dostluğun sesidir.
İki halkın da iyi ve kaliteli müzikle tanışmasının zamanı gelmişti. Müziğimiz buna hizmet edecektir. İnsan kendini kapatan çiçeğe benzer. Suyu, güneşi gördüğünde canlanır, açılır. İnsanlık için, halklarımız için müziğimiz işte bu su ve güneş gibidir. İyi müziğe döner, kulak verir insanlar, saygı duyarlar."
Çalışmanın kalitesi ve sonucundan emin. Türkiye ve Ermenistan'dan açılarak Amerika'ya dek tüm dünyada ses getireceğine inanıyor. "İkimiz de birbirimizin müziğini merak ediyoruz ve çok iyi müzisyenlerle çalıştığım için şanslıyım." Terapik doğaçlama Erkan Oğur da, Civan Gasparyan da buluşmalarını, çalışmalarını 'deneysel' olarak niteliyor. 10-12 parçanın yer alacağı albümde tipik ve önemli halk ezgilerine yer veriyorlar. Bunları birer 'tema' olarak, yol alacakları birer 'kapı' olarak değerlendiriyorlar. "Oradan içeri girip ne görüyorsak ya da göremiyorsak seslendirmeye çalışıyoruz" diyor Oğur.
O nedenle de şarkılar-türküler değil, melodi öne çıkıyor. İki kültürün ezgilerinin bir arada ve doğaçlama yorumu. Caz havasında folk.
Oğur'un deyimiyle 'dingin, biraz terapik, belki de biraz düşündürücü...'
Gasparyan, Ermeni ezgilerinin belli bir yaşın üstündekilere tanıdık geleceğini sölüyor. Çünkü bunlar göç ve hasretin ürünü. Sokaktan aşk şarkıları da var repertuvarda. Sözler birbirinin tekrarı olduğu için melodiye ağırlık verdiklerini vurguluyor.
Tarihsel buluşmanın, doğaçlamanın söyleşinin sonucunu; Kalan Müzik'ten çıkacak albümü bekliyoruz şimdi. Kayısı nefesi: Duduk Rusça üfleme anlamındaki 'dutka' sözcüğünden türetilmiş duduk. Ermenice özgün adı 'zirana poğ'; kayısı nefesi. Gövdesi kayısı dalından, ağızlığı kamıştan. Ermenilerin ulusal çalgısı.
Kökeni Anadolu, bizdeki benzeri 'mey' daha tiz sesli, ceviz dalından yapılıyor. Azeriler aynı çalgıyı duttan yapıyor ve 'balaban' diyorlar, Dağıstan'da vişne ya da kızılcıktan yapılıyor, adı 'yasti balaban'. Gürcistan'da yine kayısıdan ve adı 'duduki'. Japon benzeri, bambudan, adı 'hickiriki'.
Ermeni söylencesi 3. yüzyıla dek uzanıyor: İki kardeş sürülerini otlatırken ırmak kıyısından kamış kesip tıraşlayarak ağızlık yaparlar. Üste delik açar üflerler. Çoban kardeşlerden biri yaptıkları bu çalgıya kendini iyice yakınlaştırıp melodiler yaratır, öteki ise tek ses çıkartır. O, arkada 'dem tutma' denen fon sesinde kalır, öndeki virtüözleşir, melodiyi verir.
El sanatlarının, tahta oymacılığının gelişmesiyle çeşitli ağaçlar denenir, en iyi ses veren olarak 6-7. yüzyılda kaysıda karar kılınır. Başlangıçta çalgının kendisi olan kamış, ağızlık olarak kalır.
Gasparyan, söylencedeki iki kardeşten 'dem'ciden hareketle 'bas duduk'u geliştirmiş.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|