![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Cinciç ve Yugoslavya Yugoslavya, Miloşeviç'i devlet başkanlığından uzaklaştıran, eylüldeki seçimden sonra, parlamentoda sandalye dağılımını belirleyen ikinci seçimi de 2000'in son hafta sonunda yaşadı.Eylülde Miloşeviç, başta kendisi, kimseye inandırıcı gelmese de, 'Kazandım' diyebilmişti. Sonra halk 'höt!' der demez geri adım atması, iddiasının kofluğunu ortaya koyuyordu. Gene de, tam 'hezimet' denemeyecek kadar oy almıştı. Çünkü o seçimde Sırp seçmenlerin çoğu Miloşeviç'in başarısını önceden kestiremiyordu, dolayısıyla, 'Bakarsın kazanır' deyip başına dert almamak için ona oy veren bir yığın insan vardı. Diktatörlük rejimlerini izleyen ara dönemlerde hep böyle olur. 12 Eylül sonrasında Turgut Sunalp'ın Milliyetçi Demokrasi Partisi'ni düşünün. Üç parti arasında, yüzde 23 oyla üçüncü parti olmuş, yani sonuncu gelmişti. Ama o partiye ve askeri rejimin 'popüler'liğine göre, bu da epey yüksek bir orandı. Nitekim, bir yıl sonra yapılan yerel seçimlerde MDP yüzde yedi ile gerçek oy oranını göstermiş oldu. Şimdi, Yugoslavya'daki parlamento seçiminde de Miloşeviç'in partisi yüzde 14 ya da 15'le, eylüldekine göre daha gerçekçi bir yere gelmiş bulunuyor. Bu seferinde insanların aklında 'Ya kazanırsa' diye bir kaygı yoktu. Böylece, yalnızca Miloşeviç'in yaptıklarını sahiden destekleyenler oy verdi. Yugoslavya'da -büyük ölçüde Miloşeviç'in önderliğinde- olanları ve yapılanları ibretle seyretmiş olanlar, bu sonuçlarda mutluluk duyuyor. Ben de onların arasındayım. Miloşeviç hak ettiğini buldu. Peki, Yugoslavya açısından sonuçlar sevindirici mi? Bence hayır, hiç değil. Bunu demekle, beklenen farklı bir sonuç olduğunu söylemek istemiyorum; bu koşullarda ve bu seçeneklerle, bundan daha iyisi olamazdı. Ama 'koşullar' ne, 'seçenekler' neydi? Miloşeviç'in partisinin adı 'Sosyalist'. Herhalde en şarlatan, en demagog sosyalizm düşmanı bile bu partinin yaptıkları ile 'sosyalizm' arasında bir bağlantı kuramaz. Düpedüz faşist bir partiydi bu. Bu seçime katılan iki partinin iddiaları ise Miloşeviç'ten daha da faşist olmak. Biri Seselj'nin partisi, öbürü de geçen yıl öldürülen namlı katil Arkan'ın kurduğu parti. Miloşeviç'in sağında, ondan da -elhamdülillah- milliyetçi olan bu iki parti, bir arada, Miloşeviç'inki kadar sandalye kazandılar. Bu hesaba göre, Karındeşen Jack de belirli sloganları bağırmak koşuluyla, Sırp seçmenden yüzde 10 dolayında oy toplama potansiyeline sahipti. Peki, ya yüzde 65'le (18 partiden oluşsa da) zafer kazanan DOS? Burada en parlak durumda olan kişinin Cinciç olduğu anlaşılıyor. Cinciç 'en parlak' durumdaysa, durum çok 'parlak' olmamalı. Devlet başkanı seçimini Kostunitsa kazandığında, 'bunu demokrasinin zaferi' saymamak gerektiğini yazmıştım. Cinciç son 10 yılın Yugoslav siyaset hayatında adını daha sık işittiğimiz, ama pek olumlu biçimde işitmediğimiz bir kişi olarak, daha da fazla 'uyarı' gerektiriyor. Bu cephedeki birçok parti için aynı şeyler geçerli. Sırplar, bu sonuçlarla, tarihlerini değiştirmeye başladıklarına inanıyor olabilirler. Umarım haklıdırlar. Orada yaşananlardan sonra, birdenbire, yepyeni imkânlarla hayata başlanamayacağını ben de kabul ediyorum. Ama şöyle bir durum tasavvur edin: Türkiye'de genel seçim var ve yalnız beş parti seçime katılıyor: Bunların en şanslı görünen ikisinden biri Devlet Bahçeli'ninki, öbürünü Çevik Bir kurmuş; daha küçük görünen, ama sürpriz yapması sürpriz olmayacak üçüncü önderleri ise Muhsin Yazıcıoğlu, Mehmet Gül ve Ali Güngör. Bunu bir Yugoslav'a söylesek muhtemelen itiraz eder. Ama dışarıdan, yani 'serinkanlı ve nesnel' anlamında 'dışarıdan' bakınca görülen durum tam böyle.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||