Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
26 Aralık 2000

Türkiye'nin zor soruları

2000yılının ilk haftalarına Hizbullah operasyonlarıyla başlamıştık. Son günleriyse, açlık grevleri, cezaevlerine yapılan müdahaleler ve ölümlerle geçiyor. Günlerdir, ölme ve öldürme biçimlerini görüyoruz.. Ve böyle belirlenen bir çerçevede, bireyin haklarını, hukuku ve düzeni tartışıyoruz..
Türkiye'de hukukun tanımı ve hukuk kurallarının icrası konusunda anlaşılan ve ısrarla savunulan, genellikle düz bir yasacılıktır. Ve kerametin 'yasa'da olduğu anlayışı, yap-boz yasacılığını da besler, büyütür. O kadar ki, bazı yasaların ciltli, kapaklı bir kitap biçiminde elinizde kalması bile, çoğu zaman olanaksızdır. Ancak, sayfaları değişebilen, klasör benzeri cilt kapakları içine takılıp çıkarılan sayfalar biçiminde basılmış yasa metinleri daha kullanışlıdır.
Siyaset alanının dar, siyasi partilerin katı parti hiyerarşisi içinde olduğu Türkiye'de, 'yasacılık' anlayışı gitgide iktidardaki bir ya da birkaç partinin tepesindeki birkaç kişiyle sınırlı bir iradenin ürünü haline dönüşebilir. Böylece, TBMM'nin milletin temsilcisi olması, hükümetin de bu kurumun içindeki bir çoğunluğa dayanması kuralının da içi boşalabilir.
Oysa, sadece halkın temsil edilebildiği organlarca oluşturulan yasaların, bir hukuk düzeninin kurulması için başlı başına yeterli araçlar sayılması olanaksızdır. Bunların işlerliğinin de olması gerekir. Bu nasıl sağlanacaktır? Sadece, alınan tedbirlerin etkisine bağlı ya da kısaca 'nasıl olsa uygulatırım' anlayışı, bu işlerliğin sağlanması anlamına mı gelir? Sadece uygulatma kudretine bağlı bir işlerlik anlayışı değil, fakat yasalaştırma sürecinin başlangıcından itibaren katılımın ve saydamlığın sağlandığı ve olası bir tıkanmanın nasıl aşılabileceğine ilişkin hazırlıkların da yine böyle bir zeminde aşılmasına çalışıldığı bir işlerlik anlayışı, dünyanın medeni sayılabilen toplumlarında gitgide kabul görüyor.
Bu nedenledir ki, o toplumlarda, hukuk öğretiminin yapıldığı kurumlarda, buna paralel olarak ve toplumsal bağları da kurularak, bunalım ya da çatışma önleme tekniklerinin değerlendirildiği, öğretildiği ve uygulandığı birimler de oluşturulmaya başlandı. Bu, farklı ölçeklerdeki vakaların analiz edilebildiği bir alanı kapsıyor. Bir boşanma konusunda karı-kocanın karşılıklı konumları; bir toplumsal bunalımın giderilmesi için hangi araçların, nasıl kullanılmasının daha isabetli olacağı ya da devletler arasındaki bir uyuşmazlığın giderilmesiyle ilgili sorunlar, hep bu bağlamda düşünülebilir.
Türkiye, hemen hemen hiçbir konuda, böyle bir hazırlıklılık ya da düşünme sürecine itibar etmeyen bir ülke. Deprem sonucunda ortaya çıkan feci tablo, her yıl binlerce insanın şehir içinde veya şehirler arasındaki yollarda ölmesi ve son günlerin cezaevleri sorunu bu tutumun değişik örnekleri. Ve bu kanıksamanın değişmez sonucu olarak ölüm, her yerde hazır. Cezaevleri sorunu nedeniyle yine yüzleştiğimiz ölümlerde, televizyonların haber sunucularının, 'kötü' veya 'istenmeyen' bir şeye sizi tanık etmelerinin gizli gücü ve suçluluğunu yansıtan bir yüz ifadesiyle konuşmalarının ne anlamı var? Farklılık, sadece biçim ve yöntemde değil mi?
Ve böyle bir ortamda, haftalarca bireyin haklarının neler olması gerektiği tartışılıp durdu. Türkiye, bu konuyu tartışmaya ne kadar hazırlıklı ve ne kadar deneyimliydi? Bir yasa dokunuşuyla, yedi insanın ölümü karşısında, bir insanın ölümü için gereken cezalandırmayı inatla savunan; yıllarca, şiir kitaplarını, bir yanda açık tutulan ceza kanunlarına baka baka okuyup, güya anlayıp bilirkişi raporları yazılan; hak kavramının soyut, nesnel ve genel niteliğiyle somut vaka arasındaki, insanı görebilen bir hukuki gerekçelendirmeyi kuramayıp afallayan ve o vakanın etkisiyle bir yana savrulup yasayı değiştirmeyi daha isabetli bulan; pasif direnişin intihara, intiharın silahlı mücadeleye karıştığı bir Türkiye'de, 'birey' nedir, 'hak' nedir?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.