Bahçeli ne yapacak?MHP tabanı artık homojen değil. Bahçeli'nin 'merkez partisi olma' hedefine inanan grup küçük ama etkili. 'MHP olmaktan çıktık' diyenler de var, takiye yapıldığına inananlar da...AVNİ ÖZGÜREL
Türkiye siyaseti Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB) ve Ulusal Program (UP) hazırlığıyla bir dönemeç noktasında. Soru şu: Ankara, Kürtçe ve MGK'nın yeniden yapılandırılması konularında Avrupa'dan gelen talepleri karşılayacak ve tatmin edecek bir program çıkarabilecek mi çıkaramayacak mı?
Bu noktada DSP ve ANAP'ın 'yatkın' tavırları bilindiği için haklı olarak herkesin dikkati askeri çevrelere ve MHP liderine dönük.
Devlet Bahçeli'nin nasıl bir tutum izleyeceği konusuna geçmeden silahlı kuvvetlerin yaklaşımına temel oluşturan bir hususu hatırlamakta yarar var.
Kürtçe konusunda, daha doğrusu Güneydoğu ile ilgili siyasi kararlar konusunda Genelkurmay'ın ölçülü cümlelerle kaleme alınmış açıklamasının bence sürpriz sayılacak bir yanı yok. Ancak bu görüşleri geçtiğimiz yılın aralık ayında Orgeneral Kıvrıkoğlu'nun yaptığı değerlendirmeden bağımsız ele almak yanıltıcı olur. "Terör mücadelesinde bunca şehit verdik. Dolayısıyla biz bu konuda tarafız. Siyasetin çözüm
üretmesi gerek" diyordu Genelkurmay Başkanı. Ve Kıvrıkoğlu'nun ifadelerinin ulusal ölçekte değil kurumsal ölçekte bir itiraz ve rezerv içerdiği dikkatten kaçmamıştı.
Bu noktada bizce söylenebilecek olan 'Ordunun ulusal birlik ve ülke bütünlüğü konusundaki haklı hassasiyetinin benzer duyarlılıkla değerlendirildiği, çıkış noktaları ve yaptırım içeren bir formüle ilke olarak itiraz etmeyeceği...'dir.MHP tabanı Bu görüşümüzün açılımını askerle paralel bir tutum içinde gördüğümüz Bahçeli'nin 'nasıl bir yaklaşım içinde olacağı'nı tahlil etmeye çalışırken yapacağız.
Ancak bundan önce konuya MHP tabanının penceresinden bakmakta yarar var.
MHP 'Kürt diye bir halk yoktur' siyasi söyleminden geliyor. O yüzden yakın geçmişte 'Kürt realitesi' sözünün MHP bünyesinde tepki çekmesinde şaşılacak bir yan yok. Ancak terör olanca şiddetiyle devam ederken Türk milliyetçiliğinin siyasi lideri Alparslan Türkeş'in "Ben ne kadar Türk isem bir Kürt de o kadar Türk'tür; onlar ne kadar Kürt ise ben de o kadar Kürt'üm" sözüyle yeni bir yaklaşımın arayışı içinde olduğunun işaretlerini vermişti. Türkeş, ihmaller sonucu Ziya Gökalp'in cumhuriyetin ilk yıllarında dikkat çektiği tehlikeyle karşı karşıya gelindiği ve sorunun 'Türklüğün' müşterek siyasi üst kimlik olduğunun kabulüyle çözümlenebileceği kanaatindeydi. Daha sonra Türkocakları 'hars heyeti' de benzer bir yaklaşım içinde aranan tarifin Yaşar Kemal'in 'Kürt asıllı Türk yazarıyım' sözünden hareketle bulunabileceğini açıkladı.
(1)Ancak geçen zaman içinde Türkeş öldü; MHP, bir dizi sıkıntının ardından Devlet Bahçeli'nin liderliğinde ve Öcalan konusunda iddialı söylemlerle girdiği seçimi takiben iktidar ortağı oldu.
Bugün MHP teşkilatı ve tabanı önemli oranda, 'Öcalan hakkındaki mahkeme kararının infaz edilmemesinin doğru olduğu' kanaatinde. Nitekim kurultay çalışmaları dolayısıyla Ankara'da görüştüğümüz 10'a yakın Ülkü Ocağı yöneticisi genç içinde, "Yanlış yapıldı, idam edilmeliydi" diyen bir kişi bile çıkmadı. Ama MHP bünyesinde aksini düşünen ve yüksek sesle ifade etmeseler bile hükümetin tavrını onaylamadığını söyleyenlerin sayısı da az değil. Fikir vermek gerekirse iki kanaat arasında oran şimdilerde yaklaşık yarı yarıya.
Tabii bu noktaya gelene kadar Bahçeli'nin eleştirilere hayli tahammül gösterdiğini unutmamak lazım. MHP lideri, tutumunu onaylamadığını bildiği parti tabanı sessiz kalsa da özellikle FP-DYP çevresinden yükselen siyasi kışkırtmayı göğüsleyip savuşturmak zorunda kaldı.
(2)Bugün daha açık görülüyor ki MHP tabanı artık geçmişin homojen görüntüsünde değil. Şimdilik etkin ama küçük bir grup Bahçeli'nin açıkladığı 'Merkez partisi' olma düşüncesine inanmış durumda. Önemli bir çoğunluk da 'MHP'nin koalisyon dolayısıyla geçmişte savunduğu fikirlerinin gereğini yapamadığı ama o fikirleri büyük ölçüde koruduğu' kanaatinde. Üçüncü bir grup ise 'MHP'nin artık MHP olmaktan çıktığı' hükmünü vermiş durumda. Tabii MHP'de Bahçeli çevresindeki çekirdek kadro dışında fazla önemsenmeyen, kendini ülkücü veya milliyetçi olarak tarif etmemekle birlikte seçmen olarak MHP'ye yönelmiş büyük bir kitle de var. Onların gündeminin ilk maddelerini yoksulluk, işsizlik oluşturuyor. Apo ve ona bağlı sorunlar MHP parti delegesinin önem sıralamasında dahi 'birincil' konumda değilken seçmen gözünde çok daha arka sıralarda olması doğal.
İkinci grup, yani MHP'nin değişmeyip değişmiş gibi yaptığına inananlar -ki özellikle parti teşkilatında görev almış olanların ağırlıkla bu grupta toplandığını söylemek mümkün- MHP'nin iktidarda olması dolayısıyla Bahçeli'ye yakın durmayı tercih ediyor. Ve bu tavırlarını yeni şartlara kendilerini uydurmaya çalışarak sürdüreceklerini söylemekte beis yok. Üçüncü grup ise Bahçeli'den ümit kesmiş, siyasette kendilerine gelecek olmadığını sezmiş ama ihraç edilmedikçe de partiden kopmama eğiliminde. Zira ayrılsalar gidecekleri parti yok... Ya da diğer partiler MHP'de şikâyet edip 'sapma' olarak dile getirdikleri hususları politika olarak benimsemiş durumdalar. Ali Güngör örneği Bu noktada 'muhalif' kesimin itirazlarını dillendirmiş olması dolayısıyla son haftalarda Af Kanunu tartışmaları vesilesiyle ismi gündeme gelen İçel Milletvekili Ali Güngör örneği üzerinde durmakta yarar var.
Güngör'ün MHP Genel Merkezi'nin tavrından yakınmaları yeni değil. Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlığına tekrardan seçilmesi arzusunun ifadesi olan
Anayasa değişikliği teklifinin gündemde olduğu dönemde de Güngör aykırı bir tavır sergilemişti. Af Kanunu konusunda konuşurken Ecevit'e yönelik sarf ettiği sözlerin gerçek hedefinin Devlet Bahçeli olduğuna da kuşku yok. 'MHP teşkilatı böyle bir affı kabul edemez' ifadesini başka türlü yorumlamak mümkün değil.
Güngör hiç şüphe yok ki MHP'nin milliyetçilik adına 'ümitsiz vak'a' haline geldiğini düşünenlerin zihnindekileri seslendirdi ve MHP teşkilatlarının hâlâ duyarlı olduğu geçmiş dönemlerden kalma 'husumet'ler üzerine oynadı. Tavrını parti grubu veya yetkili parti organlarında değil, TBMM kürsüsünden açıklamakla da esas muhatabının MHP teşkilatı olduğunu gösterdi.
Güngör'ün Ankara'da sebep olduğu kargaşanın ardından İçel'e gittiğinde MHP teşkilatından tepki değil aksine onay görmesi herhalde herkese Bahçeli'nin işinin ne kadar zor olduğunu anlatmaya yetmeli.
(1) Türkocakları Hars Heyeti elbette bir ' fetva makamı' veya ' siyasi komiserlik' mevkiinde değil ama siyasetten bağımsız ve tek kaygısı milliyetçilik düşüncesi olması bakımından yaklaşımları MHP'ye oy vermiş kitleler açısından önemli. Yaşar Kemal'in ifadesinin Türkocakları'nca da benimsendiği çerçevesinde yazdığım birkaç yazıdan sonra, formülcümlenin toplumsal uzlaşma zemini olup olamayacağını sorduğumda HADEP İstanbul İl Başkanı ve Abdullah Öcalan'ın avukatı Doğan Erbaş: "Bizce uygun. 1924 Anayasası'ndaki vatandaşlık tarifine yani Atatürk'ün hazırladığı anayasaya dönülürse sorun çözülür" demişti.
(2) Bahçeli'nin Af Kanunu konusundaki sıkıntısı, 1974'te CHP'yle koalisyon yapmış olan MSP'nin yaşadıklarına benziyor. Şu farkla ki, o günlerde Erbakan partisi içinde yükselen 'Komünistleri affediyorsunuz' itirazı ayaklanmaya dönüştüğünde kontrol edememişti..
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|