Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
8 Ocak 2001

Dar açı

Sık sık ileri sürülen bir görüş var. Deniliyor ki; 'Kamu fiyatlarının ve kurun artış hızı baskı altına alınmasaydı, enflasyon düşmezdi. Bunları da sürekli baskı altında tutamazsınız. Dolayısıyla, enflasyondaki düşüş geçicidir.'
Bu görüş tümüyle yanlış. Bu yanlışlığı bir kez daha sergilemek gerekiyor. Anlamadığım nokta şu: Bu görüşü ileri sürenler, hadi teori bilmiyorlar, çeşitli ülkelerdeki istikrar programları deneyimlerinden de fazla haberleri yok, peki Türkiye ile ilgili verilere de mi bakmıyorlar?
Bakın, ülke deneyimlerinden edinilen derslerle güçlendirilen teori (kabaca) ne diyor: Enflasyonun uzun süre yüksek düzeylerde seyrettiği, ne azaldığı ne de hiperenflasyona doğru gittiği ülkelerde, toplumda bir enflasyonist hafıza oluşuyor. Ekonomik birimler, çok fazla dalgalanmadan süren yüksek enflasyonla yaşamaya alışıyorlar. Ücret artışlarını, ürettikleri mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artışları, borç alıp verirken üzerinde anlaşılan faizleri, bu enflasyona göre belirliyorlar. İktisat politikası uygulayanlar da bu ortamda benzeri bir davranış sergiliyorlar. Mesela, merkez bankaları, kuru enflasyon kadar artırmaya çalışıyor. Böylece yarının enflasyonu büyük ölçüde bugünkü (dünkü) enflasyon tarafından belirleniyor. Enflasyon giderek inatçı bir kimliğe bürünüyor.
Teori devam ediyor: Bu tür bir enflasyonla mücadele etmek zor. Klasik reçeteyi güçlendirmek gerekiyor. Vazgeçilmez klasik reçete şu: Bütçe disiplini ve sıkı para politikası. Ek önlemler ise enflasyondaki inatçılığı kırmak için gerekiyor. İnatçılığın nedeni neyse onla mücadele ediliyor. Geçmiş enflasyon unutturulmaya çalışılıyor. Bunun için, bu tür programlarda piyasa dışı çözümlere gidiliyor, kur, ücret, kamu ve özel sektör fiyat artış hızları, toplumsal uzlaşmaya dayanan bir zeminde hedeflenen enflasyona göre ayarlanıyor.
Bizdeki uygulamaya bakalım. Allah aşkına 2000'de tek yapılan şey kamu fiyatlarının ve döviz kuru artışının sabitlenmesi (baskı altına alınması) mıdır? İnsaf. Bütçedeki olağanüstü iyileşmeye ne diyeceğiz? Program öncesindeki sosyal güvenlik reformunu ne çabuk unutuyoruz. Krize kadar başarılı bir para politikası yok muydu?
Kısacası, teorinin önerdiği reçetedeki olmazsa olmaz koşullar hayata geçiriliyordu. Ek önlemlerin ise bir kısmı alınmıştı. Bu çerçevede, enflasyondaki düşüşe dudak bükmek, bu düşüşün geçici olduğunu söylemek, biraz garip oluyor. Evet, düşüş geçici olabilir. Ama, enflasyon tekrar yükselmeye başlayacaksa bu yükselişin nedeni bu politikalar olmayacak. Tam tersine, bu politikalardan vazgeçilmesi, gerekli ek önlemlerin alınmaması nedeniyle olacak.
Denilebilir ki, her şey iyiydi de kriz neden çıktı? Bir, her şeyin iyi olduğunu söyleyen yok. Aylardır 'mahçup gelirler politikası' diye, ya da sabit kur sistemlerinde bankacılık sektörünün bilançoları ne kadar önemlidir diye yazıyorum. İki, enflasyondaki düşüş, nasıl uygulanan programla gerçekleştirildiyse, krizin patlak vermesinin temel nedeni de uygulanan program değildi. Krizin temel nedeni, bankacılık sektörüne ilişkin yapılmayanlar ve yanlış yapılanlardı. Kapatılan o bankanın bilanço büyüklüğünün yüzde 80'nine varan bir oranda repo cinsinden borçlanmasına, sektörde bu oran yüzde 15'i aşmıyorken nasıl göz yumulur? Eksikleri eleştirmek, gerekli önlemler için uyarmaya çalışmak başka, olan bitene gözlerini kapatıp yazı yazmak çok başka.
Kamu fiyatlarının ne kadar baskı altında olduğu da gelecek yazıya kaldı.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.