![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Kıbrıs (3) Türk tarafı için federasyon tezini, 1963 Noel katliamını izleyen dönemde savunmaya başladı. Amaç, çoğunlukta olduğu yerlerde bölgesel yönetimler kurarak Rumların saldırılarından korunmaktı. Bunun için terk etmek zorunda bırakıldıkları evlerine, köy ve kasabalarına dönmelerinin sağlanması, yani o sırada sıkıştırılmış oldukları ceplerin genişletilerek birkaç kanton türü bölgede toplanmaları gerekiyordu. Tabii Rumlar buna yanaşmadılar. Türklere bazı azınlık hakları vermenin ötesine geçmiyorlardı. Böylece Türkleri tasfiye imkânını ellerinde tutabileceklerdi.Yanılmıyorsam, federasyon tezinin uluslararası düzeyde ilk kez kabulü, Johnson mektubuna tepki olarak dönemin Türk Dışişleri Bakanı'nın Sovyetler Birliği'ne yaptığı ziyaret sonunda yayımlanan bildiride yer almasıyla oldu. Müdahale sonrasında Türkler Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) olarak örgütlendiler. Böylece iki toplumlu ve iki bölgeli bir model üzerinden federasyon müzakereleri başladı. Ancak Rum hükümeti, yine Kıbrıs'ın tek meşru hükümeti olarak kabul edildi. Müstakbel Kıbrıs federasyonunda yer alacak Türk federe devleti, taksim ya da Türkiye'yle birleşme tehlikesi oluşturmadığı halde, tanınmadı. Rumların tek yanlı meşruiyetine son vermek için 1983'te kurulan KKTC de, BM Güvenlik Konseyi'nin aldığı iki kararla meşru kabul edilmedi ve tanınmaması istendi. Türklerin isyancı niteliği devam ediyordu. 1990'a gelindiğinde, federasyon çözümünün ana unsurları olan toprak, üç özgürlük, emlak, güvenlik garantisi ve anayasanın esasları belirginleşmişti. Bunlar arasında oluşturulacak bir bileşim sorunu çözülebilecekti. Ama Yunanistan ve Kıbrıs Rumları isteksizdi. Yunanistan, Kıbrıs'ın kuzeyini 'Türklere bırakmak' halinde, bunun, Ege için bir örnek oluşturmasından korkuyordu. Yani, Türkiye Kıbrıs'ta yaptığına benzer bir askeri harekâtla Ege'deki bazı Yunan adalarını alıp, bir kısmını iade ederken bir kısmını da elinde tutarak Ege sorunlarını çözmeye kalkışabilecekti. Yunanistan NATO üyesi olduğunu unutmuştu. Kıbrıs Rumları ise BM Genel Sekreteri'nin 'fikirler dizisi'ne dayalı federasyon çözümünün, adanın kuzeyine ilişkin ihtiraslarına gem vuracağından toplumlararası müzakerelere ilgilerini kaybettiler. 1990'da AB'ye tam üyelik için başvurdular. Komisyon 1993'te Kıbrıs'ın üyeliğine olumlu 'görüş' verdi. Üyeliğin adanın yeniden birleşmesine katkı sağlayacağını da belirtti. AB 1995 Aralık zirvesi, Türkiye ile gümrük birliğini kurarken, bizim ödün verdiğimiz varsayımıyla, Kıbrıs'ın üye adaylığını da kabul etti. Böylece her şeyi değiştiren yeni bir paradigma ortaya çıktı. AB dışında kalan bir Kıbrıs için federasyon, bölünmeyi önleyecek tek çözüm olabilirdi. Ama AB içine girmiş bir Kıbrıs için konfederasyon birliği sağlamaya yeterdi. Birbirlerine güvendikçe de konfederasyondan federasyona geçebilirlerdi. Federasyon modeli zaten anlamını yitirmeye başlamıştı. SB ve Çekoslovakya'dan sonra eski Yugoslavya da dağılmıştı. Aynı ırk ve dilden olanlar arasındaki din farkı Bosna-Hersek'te iç savaşa yolaçmış; Boşnaklarla Hırvatlar arasında kurulan federasyonun yanında Sırplara konfederal bir yer verilmişti. Kanada'da Quebec ayrılmak istiyordu. AB içindeyse Belçika gibi federatif özellikler gösteren yapılarda da çözülmeler yaşanıyordu. Kaldı ki bu ülkeler Kıbrıs'la kıyaslandığında, çok daha eski ve deneyimli, kültürel ve dini açıdan da çok daha homojendiler. Öte yandan, Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti ile AB, garantör Türkiye'ye ve Kıbrıs Türklerine hiçbir söz hakkı tanımadan, Kıbrıs'ın üyeliği gibi hayati bir kararı kendi aralarında vermişlerdi. Çözüm olmadığından Türklerin katılamadığı Rum heyetlerin yaptığı AB müzakereleri Türkleri de, Türkiye'yi de etkileyecek sonuçlar verecekti. Bu durum hukuka tamamen aykırıydı. Bu nedenle Türk toplumunun egemen siyasi eşitliği tanınmadan toplumlararası müzakerelere katılmasının anlamı kalmadı. Eşitlik tanınmayınca da yüzyüze görüşmeler son buldu ve dolaylı görüşmeler başladı. İşte 8 Aralık tarihli Annan önerileri bu ortama geldi.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||