![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Böyle devam edemez Bu hafta ekonomiden gelecek haberleri bekleme haftasıydı. Enflasyonla, devlet borçlanma faizleriyle ve aralık ayı ihracatıyla ilgili haberler birer birer ulaştı. Haberler, endişe verici, fakat şaşırtıcı değildi. Böyle bir istikrar programından başka bir sonuç beklenmezdi. Beklenen, bu sonuçlar alındıktan sonra bir durum muhakemesi yapılarak uygulanan programa yeni bir yön vermekti. Oysa, belki de iyi niyetle, haberleri 'makul' gösterme çabasına girildi. IMF programının 'kararlılıkla' uygulanacağı, yani hatalarımızdan ders almayacağımız ilan edildi. Oysa durum ne makul ne de makbuldü.Enflasyonun son 14 yılın en düşük düzeyine indiği vurgulandı. Hedefin yüzde 20'ler düzeyinde olduğu pek hatırlanmadı. Oysa, kurlar, maaş ve ücretler çıpa olarak kullanılmış, hedef enflasyon çerçevesinde artırılmıştı. Hedef enflasyonun tutmamasının doğurduğu, bundan sonra da doğuracağı, tehlikeli sonuçlar yabana atıldı. Kurların hedef enflasyon çerçevesinde artırılmasına karşın gerçek enflasyonun yüksek kalması, TL'nin yüzde 13'leri aşan oranlarda aşırı değerlenmesiyle sonuçlanmıştı. İhracat yavaşlıyor, ithalat artıyor, dış ticaret açığı hızla artıyordu. Eylül ayında dış ticaret açığı 19 milyar dolara ulaşmıştı. Giderek de açık büyüyor. Aralık ayı ihracatı, geçen yılın düşük ihracatının dahi yüzde 5.4 gerisinde kaldığı haberleri geliyor. Oysa, ihracat demek aş ve iş yaratılması demek. Biz üretmeden, borçlanarak ithalatımızı artırarak yemek peşindeyiz. Bu durum böyle devam edemez. Ders alıp uygulanan programda yeni ayarlar yapmak gerekir. Enflasyon hedefi şaşmasaydı, TL'nin aşırı değerlendirilmesiyle ihracat darbe yemeseydi, Türkiye bu yıl en azından 5 milyar dolar fazla ihracat yapabilirdi. Bu ek ihracatın yaratacağı gelir ve istihdamı bir düşünün. 5 Ocak Cuma günü heyecanla beklenen bir gündü. Hazine'nin 6 ve 14 aylık ihalelerinde faizlerin ne düzeylerde sonuçlanacağı çok önemliydi. 2000 yılında, enflasyonla mücadele programında, faizlerle ilgili de hata yapılmıştı. Yurtiçi faizler, düşük kur ve yüzde 12 dolaylarında yurtdışı faizlere göre yönlendirilmişti. Enflasyon yeterince hızlı aşağı çekilemediğinden, bir süre yurtiçi faizler negatif faize dönüştü. Bu da, mali piyasalarda huzursuzluğu artırdı. Kasım, aralık aylarında da mini krizle birlikte faizler patladı. Geleceğe ışık tutması bakımından ihale önemliydi. Faizlerin 'makul' düzeylerde çıkması için çok çaba gösterildi. Çeşitli toplantılar yapıldı. Neticede 6 aylık ihalede faizler yüzde 67, 14 aylık ihalede ise faizler yüzde 65 olarak sonuçlandı. Korkunç bir durum. Enflasyonun önce yüzde 10'lara, sonra da tek haneli rakamlara çekileceği bir ortamda, devlet bu derece yüksek faiz vaat ediyordu. İktisat bilmek gerekmez: Bir hesap yapın! 14 ay sonra enflasyon yüzde 8 dolaylarına inecekse, yüzde 65 düzeyindeki faiz, enflasyondan arındırılmış yüzde 53 reel faiz anlamına gelir. Bu ileride de böyle gidecek olsa, hiçbir devlet, hiçbir şirket, hiçbir sosyal toplum böyle bir faizin altından kalkamaz. Önümüzdeki 6 ayda enflasyonun temposu yüzde 25 dolaylarına düşecek olsa, ki daha düşük olması gerekir, 6 aylık borçlanmada Hazine'nin ödeyeceği reel faiz yüzde 34'tür. Bu faizler ödenerek ne ekonomi, ne de sosyal bünye korunabilir. Bugünkü enflasyon hedefleri tutacak olsa, yalnızca cuma günkü ihaleyle ilgili olarak devletin, 'makul' olanın (Avrupa standartlarının) üzerinde, bedavadan ödeyeceği faiz 346 trilyon liradır. Bir düşünün, bu para, asgari ücret üzerinden, 282 bin işçinin bir yıllık ücretine denktir. İşin en acı tarafı, medyada bu faizlerin 'makul' faizler olarak ilan edilmesidir. Ne yazık ki, 'Oh! Oh! Ne güzel oldu, faizler yükseldi, enflasyon düşecek' diyen iktisatçılarımız var. Oysa bugün ders alma günüdür. Faizler, kurlar, ücretler ve enflasyon arasındaki dengeler korunmadan istikrar sağlanamaz ve enflasyon düşürülemez. Denge bozuklukları, Türkiye'nin yaşadığı, 1960, 1980, 1994 krizleri gibi krizler doğurur. Bugün artık anlamamız gerekir: Türkiye, IMF'nin değil kendi programına muhtaç Türkiye'nin, işverenin, işçinin, mali kesimin anlaştığı, halka iyi anlatılmış, ekonomik dengeleri koruyarak Türkiye'yi hızla kalkındıran bir programa ihtiyacı var. Bence böyle bir program, ihracat seferberliğine, üretim ve istihdam artışına dayalı bir program olmak zorunda.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||