Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
8 Ocak 2001

Kriz ve deflasyon

Geçtiğimiz hafta içinde açıklanan aralık ayı rakamlarına ilişkin piyasaların genel değerlendirmesi rakamların beklenenin oldukça altında çıktığı yönünde. Esas ilginç olanı ise söz konusu farklılığın sebepleri konusunda herhangi bir yoruma girmeksizin, olumluluğun programın başarısı olarak pazarlanmaya çalışılması. Bu aşamada ortaya çıkan iki soruya yanıt aranmadı: Neden rakamlar yüksek bekleniyordu ve neden umulanın yarısı düzeyinde bir gerçekleşme ortaya çıktı?
Aslında sepet bazında aylık kur artışının yüzde 1 ile sınırlı tutulduğu bir dönemde özel imalat sanayii fiyatlarındaki yüzde 1.4, TEFE'deki yüzde 1.9 ve TÜFE'deki yüzde 2.5'lik artışların başarı olarak nitelendirilmesi tuhaf bir görüntü sergiliyor. Ancak ramazan ayına ilişkin talep koşulları, kamu zamlarının devreye girmiş olması, bayram ve yılbaşı gibi faktörler yanı sıra kasım ayı sonunda yaşanan krizin beklentiler üzerindeki etkisi farklı bir tablo ortaya çıkarmış, rakamların yüksek olabileceği endişesi iyice yaygınlaşmıştı.
Ancak piyasalar kasım ayı sonundaki krizin reel ekonomiyi etkilemeye başladığını görüp, kabul etmesine karşılık, enflasyon üzerindeki etkileri yanlış yorumladı. Şahsen krize ve çok yüksek faizlere rağmen ortaya çıkan rakamların olması gerekenin oldukça üzerinde olduğunu düşünüyorum. Galiba gerek yorumcular gerekse piyasalar gelecek endişesi ile yaşadıklarını çabuk unuttular ve sağlıklı analiz yapma imkânı bulamadılar.
Evet yaşadığımız likidite krizi reel ekonomiyi önemli ölçüde etkiledi. Bankaların yeni kredi vermeyi durdurması yanı sıra daha önce kullandırdıklarını geri çağırması, yüksek faiz ortamında ya kaynak bulunamadığı veya mevcudu, yüksek faizle değerlendirme tercihi kurumların nakit akışını bozdu; pek çok şirket maaş ödemesi için gerekli likiditeyi bulamaz hale geldi. Çok yüksek faizlere katlanmak yerine elindeki stoku gerekirse fiyat kırarak nakide dönüştürmeye çalıştı. Böyle bir ortamda maliyet artışlarını fiyatlara yansıtarak zam yapmak gibi bir lüksleri yoktu. Bir yandan talebin bıçak gibi kesilmesi diğer yandan bankaların 'ya aldığın krediyi geri öde ya da çok yüksek faize katlan' yönündeki baskısı ciddi bir deflasyonist etkiyi kasım ayı sonundan itibaren devreye soktu. Krizin nakit akışları üzerinde yarattığı bu basıncın genel fiyat düzeyini etkilememiş olması mümkün değildi.
Bankaların Hazine'ye bile kaynak kullandırmakta içinde bulunduğu koşullar nedeniyle- isteksiz olduğu bir dönemde reel ekonominin yaşamaya başladığı sıkıntıları ve olası sonuçlarını iyi hesaplamak gerekiyor. Likidite sıkıntısından kaynaklanan ve muhtemelen devam etmesi beklenen deflasyonist basınç başta bütçe dengesi ve enflasyon olmak üzere tüm makro büyüklükleri etkilemeye devam edecek. Bütçe harcamalarında niyet mektubunda belirtildiği gibi yüzde 2'lik kısıntı gerçekleşse bile nakit açığını kontrol altında tutmak zorlaştı: Vergi geliri hedefini yakalamak, tahsilat-tahakkuk oranındaki bozulma ve talepteki gerileme nedenleriyle pek kolay olmayacak.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.