Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
8 Ocak 2001

Cezaevleri özelleşebilir

'Cezaevlerini mutlaka kamu işletir' yargısının Amerika ve İngiltere'deki uygulamalar dikkate alındığında yanlış olduğu görülür. Türkiye de gecikmeden bu konuyu incelemeli ve tartışmalı
Haber ResmiDoç. Dr. VAHİT BIÇAK
Yargılama faaliyeti sonunda bir hükme ulaşılır. Hüküm, sanığın beraati kararı olabileceği gibi sanığın mahkûmiyeti kararı da olabilir. Mahkûmiyet hükmünde sanığa verilen cezanın niteliği ve miktarı yer alır. Ölüm, hürriyeti bağlayıcı ceza ve para cezası olmak üzere mahkûmiyet hükmünde üç farklı ceza söz konusu olabilir. Hürriyeti bağlayıcı cezalar cezaevlerinde infaz edilmektedir. Ayrıca, tutuklular da cezaevlerinde tutulmaktadır.
Cezaevleri, hükümlülerde kanunu ihlal etmeden yaşama arzusu doğurmak ve onun normal hayata dönüşünde ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayabilecek duruma gelmesini sağlamak için bazı rejim, tedbir, ve teknik usullerin kullanıldığı yerlerdir. Cezaevlerinin amacı hükümlüde ailesine, diğer fertlere ve cemiyete karşı sorumluluk hissinin doğmasını sağlamaktır.

Özel cezaevleri var
Cezaevleri gerek mahkûm ayaklanmaları gerekse standartlarının yerinde olup olmadığı tartışmaları ile son yıllarda ülkemizin gündeminden düşmemektedir. Bu kurumların ıslah edilmesi ve iyileştirilmesi gereği görmezlikten gelme boyutunu çoktan aşmıştır. Kamu tarafından işletilen birçok kurumun özelleştirilmesi son yıllarda sürekli tartışıldığı halde cezaevlerinin özelleştirilmesi ülkemizde gündeme gelmemektedir. Cezaevlerinin işletmesinin kamu tarafından yapılacağı düşüncesi tartışmasız bir olgu olarak kabul ediliyor görünmektedir. Gerçekten böyle bir zorunluluk söz konusu mudur?
Diğer ülkelerin tecrübelerine bakıldığında cezaevlerinin işletmesinin kamu tarafından yapılması zorunluluğun mutlak olarak bulunmadığı görülmektedir; 19'uncu yüzyılda İngiltere ve Amerika'da özel sektör tarafından işletilen cezaevleri mevcuttu.
Yirminci yüzyılın ilk başlarında bu uygulamadan vazgeçilerek cezaevlerinin işletilmesi devlet tarafından üstlenildi. Fakat 1980'li yılların ortalarına doğru cezaevlerinin işletilmesinin sözleşme ile özel şirketlere verilmesi fikri Amerika ve İngiltere başta olmak üzere İngilizce konuşan ülkelerde tekrar tartışma konusu olmaya başladı.
Bu tartışmalar neticesinde de bugün İngiltere, Avustralya ve Amerika'da bazı cezaevlerinin işletilmesi özel şirketlere devredilmiş, yani özelleştirilmiş bulunmaktadır. Gerek ülke nüfusu gerekse cezaevinde bulunan mahkûm nüfusu itibarıyla Türkiye'ye çok benzer olan İngiltere'de halihazırda altı cezaevi özel sektör tarafından işletilmekte, diğer cezaevlerinin özelleştirme çalışmaları ise devam etmektedir. Amerika Birleşik Devletleri'nde ise 1990 yılı sonu itibarıyla yetişkinlere yönelik 44 cezaevi özel firmalar tarafından işletilmektedir. Buralarda barınan mahkûm sayısı 15 bin civarındadır.

Özelleştirmenin yararları
Cezaevlerinin özelleştirilmesi ile sağlanabilecek birçok yarar söz konusudur. İlk olarak, özelleştirme ile cezaevlerinde her geçen gün artış gösteren yeni yatak ihtiyacının hızlı bir şekilde karşılanmasına olanak sağlanacaktır. Modern toplumlarda suç olgusunun çok hızlı bir şekilde artışı söz konusudur. Örneğin, ABD'de 1973 ile 1990 yılları arasında suçlu sayısında dört kat artış olmuştur. Dolayısıyla modern toplumda daha fazla cezaevine ihtiyaç vardır. Özel sektör, kamu sektörüne kıyasla daha çabuk olarak cezaevi inşa edebilmektedir. ABD de Wackenhut isimli güvenlik firması, sözleşmeyi imzaladığı tarihten itibaren 90 gün içinde 150 yataklı bir açık cezaevini tamamlamıştır.

Maliyetler düşer
İkinci olarak, cezaevlerini işletmek için devletin yaptığı kamu harcamaları azalacaktır. Cezaevi işletmeciliğini özel sektöre bırakmanın maliyeti düşürdüğünü ABD deki uygulama açıkça ortaya koymuştur. Özelleştirme yoluna giden diğer ülkelerde bu yola gidilmesinin temel sebebi düşük maliyet beklentisidir.
Üçüncü olarak, etkin bir kamu denetimine olanak sağlanacaktır. Cezaevi yönetimi ile denetiminin ayrılması, denetimin daha etkin şekilde gerçekleşmesine katkı sağlayacaktır. Özelleştirmenin kamuya daha fazla denetim imkânı vereceği beklentisi sözleşmenin bazı dinamiklerine dayanır. Öyle ki, ilk önce, rekabet baskısı kamu sektörünce geliştirilen çalışma kurallarının yeniden gözden geçirilmesine, değiştirilmesine zemin hazırlar.

Kalite artar
Etkin olmayan, verimsiz uygulamaları zaman içinde ortadan kaldırır. Aynı zamanda, sözleşme (özelleştirme) yazılı olarak önceden belirlenmiş performans standartları ve amaçları ortaya koymaya kamu makamlarını iter. Ayrıca kamu tarafından belirlenen standartlara uyulmadığını firma tarafından işletilen cezaevinde ortaya çıkarmak daha kolaydır. Özelleştirme yöneticileri sonuç kalitesi üzerinde daha fazla yoğunlaştırır.
Nihayet, siyasi iradenin ve yüksek kademe idarecilerin alt seviyede görev yapanları kontrol etmede güçlük çektiği durumlar olabilir. Özelleştirmeyle performansla ilgili amaçlara ve genel politikalara daha büyük oranda uyum söz konusu olacaktır. Örneğin, 1970'te Massachusetts'teki bir çocuk rehabilitasyon merkezi uygulamalarında reform yapmak üzere bir yönetici atandı, ancak bu yönetici mevcut personelin alışılmış uygulamalarını değiştiremedi. Bu yönetici bir gecede eğitim kurslarını kapattı ve bazı özel firmalarla çocukların eğitimi konusunda sözleşme yaptı. Bu surette reform amaçları daha süratli şekilde gerçekleşmiş oldu. Kamu yönetiminde personelin mevcut kültürünü değiştirmek güçlük arz etmektedir. Özel sektör yenilikleri ve çağın felsefesini yakalamaya daha yatkındır.
Dördüncü olarak, özelleştirme devletin yıpratılmasını önleyecektir. Cezaevlerindeki uygulamalar, standartların yerinde olup olmadığı tartışmalarında hizmetin sunulmasındaki bazı kusurlar, personelin kusuru olarak kabul edilmek yerine devleti yıpratmaya yönelik olarak kullanılabilmektedir. Özelleştirme devlete bu şekilde yöneltilecek saldırıları ortadan kaldırabilmesinin de olanaklarını yaratacaktır..

Türkiye'de de olabilir
Türkiye şartları göz önüne alındığında cezaevlerinin özelleştirilmesini engelleyen özel bir durum söz konusu değildir. Türkiye'deki mevcut cezaevi sayısı 626'dır. Bunlardan dördü çocuk ıslahevi, yedisi açık, 31'i yarı açık ve 584'ü kapalı cezaevidir.
Cezaevlerinde çalışan toplam kadrolu personel sayısı ise, dış korumayı sağlayan jandarma dışında, 23 bin 639'dur. Ceza ertelemesi nedeniyle tahliyeler sonrası, neredeyse bir personele bir mahkûm düşecektir. Cezaevlerindeki personelin etkin ve verimli olarak kullanıldığı söylenemez.
Adalet Bakanlığı'nın mahkûm başına yaptığı masraf da oldukça yüksektir.
Devletin özelleştirme sonrası cezaevleriyle ilişkisi ise, cezaevlerinin işletilmesinin sözleşmede öngörülen standartlarla uyum içinde olup olmadığının kamu makamlarınca denetlenmesi şeklinde olacaktır. Adalet Bakanlığı'na bağlı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü sözleşmede mahkûm başına öngörülmüş olan meblağı, barındırılan mahkûm veya hükümlülerin sayısına göre belli aralıklarla ilgili firmaya ödeyecektir.
Cezaevlerinin özelleştirilmesine çocuk ıslahevlerinden başlanılabilir. Bütün cezaevlerini özelleştirmek gibi bir zorunluluk da yoktur. Özelleştirmenin boyutu ayrı bir değerlendirme konusudur. Öncelikle bu konunun Türkiye'nin gündemine girmesi ve araştırmalara konu olması gerekmektedir. Batı'da her bir yasa değişikliğinin gerisinde yüzyılların emeği, ciltlerce araştırma raporu mevcuttur. Cezaevlerinin özelleştirilmesi gibi temel bir konunun çeşitli boyutlarının sistematik araştırmalara konu olması gerekmektedir.

Bilim adamları araştırmalı
Sonuç olarak, mahkûm ve tutukluların barındırılması, iaşelerinin sağlanması, eğitim, sağlık, kültürel ve sosyal ihtiyaçlarının giderilmesi gibi hizmetlerin, cezaevlerinin yönetimi gibi işlerin devlet memurları tarafından yapılması evrensel bir zorunluluk değildir. Devlet memurları eliyle olmaksızın da bu hizmetlerin bir kısmı veya tamamı yerine getirilebilir. Cezaevlerinin özelleştirilmesinin Türkiye açısından olabilirliği Türk toplumunca geç kalınmadan tartışılmalı, bilim adamlarına ayrıntılı bilimsel araştırmalar yaptırılarak politika belirleme konumunda olanların önleri aydınlatılmalıdır.
Yrd. Doç. Dr. Vahit Bıçak: Ceza Hukuku Öğretim Üyesi


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.