Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
11 Ocak 2001

Eskiler

275 parça
Stratejik Yönetim konulu bir konferansta, işin uzmanı, asri zamanlarda yaşanan bir saat hikâyesi anlattı: "İsviçre'de saat üretimi, elyapımı, zanaat işiydi. Üretim 80'li yılların ortasına kadar iki büyük kooperatif tarafından organize ediliyordu. Ucuz Japon saatlerinin pazara girmesiyle büyük bir korkuya kapıldılar, Nicholas Hayek diye bir adamı çağırdılar, dediler ki 'biz ölüyoruz, bizi kurtar.' Adam dedi ki 'bir tek yolu var bunun, ucuz saat yapacağız, İsviçre'de üretip arkasına Swiss Made yazacağız.' 'Sen dalga mı geçiyorsun, İsviçre dünyanın en pahalı ülkesi, nasıl olacak bu?' dediler. 'Siz bana işi verin yeter' dedi adam ve işi aldı, bir müşteri araştırması yaptı, insanlar 'biz saati aksesuar olarak kullanmak istiyoruz' diyorlardı. Hani eskiden sünnette takılana Nacar saat denirdi, askerliği bitirinceye kadar kullanırdın ya, o devir bitmiş. Hafta içi başka saat, hafta sonu başka, iş için başka saat, golf için başka. 'O zaman biz saati moda tasarımcılarına çizdireceğiz.' 'Peki nasıl ucuz yapacağız?' Ekibini oturtuyor. 275 tane hareketli parça var bir saatin içinde, 75 parçaya indiriyorlar. Bu saat illa demirden olmak zorunda mı, plastikten olmaz mı diyor, maliyet iyice azalıyor, ve dizayn edilmiş, inanılmaz hoş saatler çıkıyor karşımıza...' Konferanstan çıkmanın tam zamanıydı. 75 parçalı yeni saatlerin acelesi olmalıydı, benim 275 parçalı eski saatiminse ne acelesi vardı ne de yetişeceği bir yer. 275 parçalı saatimle zamanı saymadan boş boş dolaştık.
Zamanı dolu dolu yaşamak için eski saatinize bakın, onun zamanı size ayarlıdır.
'Kirazın Tadı'
Rumeli Caddesi'ndeki büyük kitapçıdan çıkarken, gözüm ufak tefek çok yaşlı bir adama ilişti. ODTÜ'den felsefe hocam Teo Grünberg'e benzettim. Baktım, o değil. Adam elindeki bir büyüteçle 'Le Monde'un başlıklarını okumaya çalışıyordu. İşim aceleydi, çıktım. Şişli'de yürürken bir akordeon sesi işittim, yaklaştım: 25 yaşlarında bir adam akordeon çalıyordu, yanında başörtülü karısı, kucağında bebek ve elinde kartondan para kutusuyla 6-7 yaşlarında bir oğlan, kutuya para attım, adam gözleriyle teşekkür etti. Bir taksiye atladım, Taksim'e geldim, meydandan geçerken bir Alevi dedesiyle karşılaştım, fötr şapkasından, sakallarından ve eski, kemik çerçeveli, şişedibi gibi kalın camlı gözlüklerinden tanırım onları. Japon malı, ucuz hesap makineleri satıyordu, Japon sözün gelişi belki de Tayvan. Biraz 'Züğürt Ağa'yı hatırlattı bana. Hızlandım, filme yetiştim. İranlı yönetmen Abbas Kiorastami'nin 'Kirazın Tadı' filmini izlemeye koyuldum. İntihar üzerine yaşama sevinciyle dolu bir filmdi. Yolda görmeye başladığım filmin devamını sinemada izlemiş gibi oldum.
Bazı filmler çok sürükleyicidir: Sokağın devamında hayat olduğunu anlatırlar, film bittikten sonra da.
Şiirimsi
Bir gülüşten doğmuş olmalısın, kahkaha fazla gelir seni anlatmaya, harflerin iki çocuğun sevinci gibi, sana doğru koşarlarken ince bacaklarıyla, sanki sen ilk ve son defa kahkahadan kırılmak üzeresin. Kırılma. Çocuk harfler henüz kırılmamışken adında. Kırılsalar da koşmaktan, terlemekten soluk soluğa kalmaktan sanırlar ya bunu, sen de onları yorma, onların sevincini kırma, çünkü iki çocuk yaşar bir insanda: Uzun boylu keder çocuk, usul boylu sevinç çocuk. İkisi de birbirinden mahcup duruyor sesinde. Biri biraz geveze ötekinin de yerine, küskünlüğü sezilmesin sözcüklere diye konuşuyor. Yazıyor.
Keşke o çocuk ben olsaydım şiir yerine.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.