![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Asker-Sivil meselesi ismet.berkan@radikal.com.trBaşbakan Bülent Ecevit, hafta başından beri tonunu çok yükseltmiş biçimde 'Türkiye'nin yarı askeri bir rejim içindeymiş gibi gösterilmesi'ne karşı çıkıyor. Gecikmiş olmakla birlikte son derece olumlu bir durum. Başbakan Ecevit'in dün Demokratik Sol Parti Meclis Grubu'nda yaptığı konuşma hayli önemli ve bir o kadar da ilginç. Başbakan, konuşmasının bir yerinde hafta başında Hürriyet gazetesinde adı gizli tutularak görüşleri yayımlanan bir askeri yetkiliye gönderme yaparak, "Birtakım gizli görevliler demokrasiye gölge düşürdüler" dedi ve ekledi: "Neyse ki edindiğim izlenime ve bilgiye göre bu gizli görevlilerin ardında bir örgüt yok. Biliyorum ki İçişleri Bakanı da yok, Jandarma Genel Komutanı da, Genelkurmay Başkanı da yok, devletin resmi istihbarat örgütlerinden biri de yok." Bu sözlerin ardından Başbakan, askeri dikta heveslilerinin başarıya ulaşamayacağını, çünkü 'Türk demokrasisinin yerleşmiş olduğunu' söylüyor ve devam ediyor: "O nedenle içerde veya dışarda hiç kimse Türkiye'deki rejime ilişkin bir kaygı duymamalıdır." Gerçekten kaygı duymamalı mıyız, yoksa bu açıklamadan sonra kaygılarımızı artırmalı mıyız? Ya da gerek Mesut Yılmaz gerekse Bülent Ecevit'in son günlerdeki bu 'sert' sayılabilecek çıkışlarının ardında, dün Başbakan'ın açıklıkla ifade ettiği gibi Hürriyet gazetesine konuşan adı gizli askeri yetkilinin arkasında 'bir örgüt'ün bulunmaması mı yatıyor? Çünkü Hürriyet'e konuşan ve sözleriyle bu gürültünün çıkmasına neden olan askeri yetkilinin kim olduğunu da hangi rütbede olduğunu da hâlâ bilmiyoruz ama o yetkilinin Hürriyet'te yayımlanan temsili resimde ima edildiği gibi bir orgeneral olmadığını biliyoruz en azından. 'Arkasında örgüt olmaması' konuşan kişinin general rütbesini bile taşımadığı izlenimini veriyor esasen. Geçmişteki asker-sivil tartışmalarından çok iyi bildiğimiz gibi Refah Partisi dahil iktidardaki sivil siyasetçiler, Genelkurmay'ın yaptığı planlı açıklamalar karşısında bugün gösterilen tepkiyi gösteremediler. Daha bir ay olmadı, Başbakan Bülent Ecevit Avrupa Birliği'nin Nice zirvesindeyken Genelkurmay'ın yaptığı açıklamayı 'normal' buldu. O açıklama hiç de 'normal' değildi. Hatırlayın, 1995 yılında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, o sıralar değiştirilmesi için tartışma yürütülen Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesi için "MGK'ya da sormak lazım" dediğinde ortalık birbirine girmişti. Demirel'i eleştirenler, "Bir yasa değişikliği MGK'ya niye sorulsun" demişlerdi. O günlerden bugünlere geldik. Artık hükümetlerimiz askere sormadan değil yasa yönetmelik bile çıkaramıyorlar. Bu gizlenen bir durum da değil. Hükümet, Cumhurbaşkanı ile ters düşünce konuyu MGK'ya getireceğini açıklamaktan hiç beis duymuyor, askerden hakemlik yapmasını istiyor. AB'yi ya da yasa değişikliklerini de askere soruyor. Bütün bunlar Türkiye'de 'yarı askeri bir yönetim' olduğu izlenimini vermiyor da, adı ve rütbesi bile bilinmeyen bir askerin bir gazeteye yaptığı açıklamalar mı veriyor? Bu sözlerden o adı verilmeyen askerin görüşlerini ve bu görüşlerin takdim biçimini onayladığım sonucu çıkartılmasın, ama bence pazartesi günkü Hürriyet gazetesinin manşeti, Türkiye'de demokrasinin imajı açısından daha önce yaşanmış diğer olayların yanında o kadar da önemli değildi. Kaldı ki hafta başından beri askerlere yönelik yapılan eleştiriler içinde ne Başbakan'ın ne de Mesut Yılmaz'ın "Asker görev alanı dışındaki konularda konuşmasın" dediğini de duymadık. Gerek Başbakan'ın ve gerekse Mesut Yılmaz'ın hafta başından beri yaptığı çıkışlarla 'askeri gerilettiği' görüşünde olanlar var. Ben bu görüşü o kadar paylaşamıyorum maalesef ve tartışmanın yürütülüş biçiminden kaygı duyuyorum.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||