![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
'Şerbetime rağmen'Piyasaya çıkmak için gün sayan 'Bana Rağmen' albümü Nükhet Duru'nun şerbetli yapısı, 28 yıllık sahne hayatı ve gelgitlerine rağmen kendini en iyi hissettiği albüm ŞEBNEM B. İYİNAMYirmi sekiz yıl sonra, kendini özleyen bir Nükhet Duru, son albümüyle hayranlarına müjde veriyor. "Hayatımda bu kadar konfor altında çalışmadım" diyen Nükhet Duru, bir dönem alaturka tavırları ve çalışmaları yüzünden hayranları tarafından afaroz edilmişti. Siz acaba hangisisiniz? Carmen mi, Mahmure mi? Sabah çok sıradan bir kadınken öğleden sonra dişlerim yavaş yavaş gözükmeye, tırnaklarım uzamaya başlar, akşama pençe olurlar. Sahnede İspanyol kadınları gibi sırtım kalkar, kaşım havalanır, topuklarımdaki o güç bana otomatikman gelir, ama benim dinim kalp kırmamak üzerinedir. Yumuşak, neşeli, küçük mutluluk zengini bir kadınım. Flörtöz, oynaş seven bir kadın. Şerbet seviyorum ben. Şerbeti seviyorum gerçekten. Hayattaki duruşunuza, meslek hayatınıza nasıl yansıyor bu şerbet? Beni böyle mi istiyorlar kaygısından, o kadar çok kendim gibi olmayan davranışlarda bulundum ki, çok da ticari hata yaptım. Sorun birkaç kişilikli olmamda. Son albümünüze 'Bana Rağmen' ismini koyarken ne demek istediniz? Ben hayatımda bu kadar konfor altında çalışmadım. Cemal Noyan bir piar çalışması yaptı ve insanların benim kendim gibi olmamı istediklerini ortaya çıkardı. Konfor sizin için eziyet miydi ki, zaman zaman alaturka yapıp, şimdi de albümün adını 'Bana Rağmen' koydunuz? Bu 'rağmen'in altında şu var, öyle bir kazımışız ki zamanında, ben bile sökemedim. Nükhet'in burnunu, topuzunu, ortadan ayrık saçını istiyorlar. Ben parasızlıktan, başka bir makyaj malzemesi bulamaz, bir kara kalemle, kibriti yakar, parmağımla far yapardım gözüme. Bir de halka küpelerim vardı, başka bir şeyim yoktu, öyle kazındım, cuk oturmuş işte. Bu kadar güçlü bir malzemeyi niye bozmaya çalıştınız o zaman? Çaresizlikten. Etraf piyanist şantörlerle doluydu. İnsanlar kesekağıtlarının içinde paralarla gelir, 'Kraliçemiz, bize alaturka söyler misin?' derlerdi. Ben de hayatımı devam ettirmek zorundaydım. Neticede Cenk Taşkan'ın Türkiye'de olmayışı, Mehmet Teoman'ın bambaşka işlerle meşgul olması, Çiğdem Talu'nun ölmesi, Aysel Gürel'in tamamen Sezen Aksu hegemonyasında yaşıyor olması ve sürekli en iyileriyle birlikte üretiyor olmaları ve benim söz yazmaktan, vebadan korkar gibi korkmamdır sebep. Mehmet Teoman'ın sizin için yazdığı şarkılardan dolayı mı? Başlangıç Mehmet'tir, sonra Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Yahya Kemal Beyatlı, Murathan Mungan. Ben bu isimlerin sözlerini okumuş bir kadınım. Mehmet'in hayatımdaki önemi iki kere iki dört eder gibi, o benim demirbaşımdır. Bir de Mehmet'in sözlerinin başarısı birebir benim hayat hikâyem oluşundan geçiyor. O kadar samimi ve o kadar doğruydu ki, onların yerine koyabileceğim şeylerim yoktu belki. Bizim Mehmet'le vazgeçilmez o kadar çok çocuğumuz var ki, bu albümde de bir şarkısı girdi; adı 'Tokat'. Bu da çok etkili bir şarkı, her kadının yediği bir ilk tokat vardır çünkü. O tokatı alabilir miyim? Çok küçüktüm, bu işlerden vazgeçip aynen annemin istediği gibi, evlenip evimin kadını olacaktım. Beraber olduğum erkek o kadar kıyamıyordu ki bana ve ben o kadar salaktım ki, evli olduğunu bana söyleyemedi. Beni karısıyla aynı masaya oturtup, karşılaştırdı. O uzaktan geliyorken 'A, kocam geliyor' dedi kadın. Terk ettiğiniz ilk erkek babanızdı diye biliyorum, doğru mu? Evet, doğru. 11 yaşımda velayetimi alıp, sonra da beni çok ilgisiz bıraktı. Günlerce evde yalnız kalırdım. Babam için önemli olan benim evde olmam ve onun anneme beni göstermeyerek ceza veriyor olmasıydı. Benim de planlarım vardı ve bu planları babamla gerçekleştiremeyeceğimi biliyordum. Sonra da velayetim anneme verildi. İlk günler tam bir melek gibi davrandım. Annem isteklerime dayanamazdı, bunu biliyordum. Annem sahneye çok yatkın, güzel sesi ve artistik ruhu olan bir kadındır. Babam, 'Yeter artık hep bu şarkılar' diye, cümbüşü kafasında kırmış bir gün. İlk kostümünüzü hatırlıyor musunuz? İpek kadife, lacivert, minicik bir etek. Beyaz organze, üzeri nakış, karpuz kollu bir bluz. Uçları dantelli, beyaz organze iki büyük kurdela. Bu bir okul çocuğudur, meselesi. Fakat galiba daha tahrik ediciydi. O dandik seks filmlerinde kadına boşuna beyaz çorap falan giydirmiyorlar. Çocuk doğurana kadar, o bakışların keyfini yaşayamadım. Vamp görüntümün altında da uzun zaman ezildim. Artık okul forması içinde değilsiniz, şimdi bir erkeğin sizin için en büyük tehlikesi ne olabilir? Zarar verilecek pek fazla köşem kalmamış olabilir. Buna ne kadar fazla kahkaha atıyorsam, o kadar hırpalandım anlamına geliyor. Oğlum on iki yaşına yeni girdi, ama birçok erkeğin davranış kodu, oğlumdan hiç farklı değil. Endişem kalmadı, erkekleri pek ciddiye almıyorum denebilir. Birçok kadın iyi bir ilişkiyi yaşarken bile 'Aldatmayan erkek yok' diyor. Siz bu aldatma meselesine nasıl bakıyorsunuz? Aldatmayacak kadar kuvvetli erkek var mı? diye soruyorum. Eğer niyetin varsa, karşındaki erkek başka bir kadına kör kütük âşık bir adam da olsa onu baştan çıkarman beş dakika sürer. Bu kadar naifler yani. Evlilikler de aldatılma meselesinden mi bitti? Son evliliğimi bunun dışında tutarım, ama ilk evliliğimde oldu böyle bir şey. İkinci kocam klasik erkek normlarına koyamayacağım bir adam. Kendisine, onuruna, namusuna sahip, oğluma en güzel şefkati vermiş adamdır. Buna oğlumun gerçek babasının alınmaması lazım, oğlumla kurduğu arkadaşlık bambaşkadır. Ben dürüst olmak için ayrılmak istedim ondan. Somut tek bir şey yaşamadım, ama gözlerim dönmeye başlamıştı. Özalp'e bunu yapamazdım. İnsana kompleks verecek kadar mükemmeldir Özalp. Özalp bey evliliğin güzelliğini sizinle keşfetti ve sizin ardınızdan bir daha evlendi. Özalp benim için o kadar değerli bir insan ki, düğününe çağırsa giderdim. Onunla ayrıldığımda, o artık şekil değiştirmişti, eski kocam değildi, kaybetmek istemeyeceğim bir insandı. Sadist değilim, mazohist değilim, bu yüzden düğününe giderdim diyorum, hakikaten bunu bana ekebilmiş bir insan. Başımın tacıdır yani. Son aşkınız Yunanlı doktorla nasıl tanıştınız? Depremden sonra davet edilen Yunanlı heyetin içinde o da varmış. Basın toplantısındaydım, provam var diye erken gidecektim. O döner kapıdan girerken, ben de çıkıyordum. 'Kim bu? Bunu istiyorum' oldum. Döner kapı döndü, ben aynen geri döndüm. Toplantının ardından verilen yemekte balon gibi şişmiş sıcak bir lavaş geldi, ben de içine peynir, ceviz ve tereyağı koydum, 'Welcome to Turkey' diye uzattım. Ayağa kalktı, ekmeği aldı ve "Ben bir doktorum. Ancak gözlerin bir kez daha bana böyle bakarsa, sadece senin kalbinin doktoru olacağım," dedi. Anadil diye bir şey var hayatta. Farklı dil, farklı gerçeklik. Bunu nasıl yaşıyorsunuz? Hayatım boyunca anadil konuştum, bu şeyi yakalayamadım. Az konuşarak daha iyi yakalayacağımı düşünüyorum. Kaldı ki ders alıyorum ve Yunanca şarkılar da okuyacağım. Bana çok kadınsın derlerdi, ben öyle yaşamazdım. Şimdi ne demek istediklerini anlamış bulunuyorum. Kadınları çok seven ve çok iyi tanıyan bir adam. Her şeyin dişisini seviyor. Çok dişi sevmek, onu kadın düşkünü yapmıyor mu? Yannis, ciddi söylüyorum tanıdığım ilk hakiki feminist erkek. Kadın düşkünü değil, romantizm düşkünü. "Senin kadar romantik olanına da rastlamadım" diyor.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||