![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Ben bastım! erolk@radikal.com.tr'Beyaz Enerji Operasyonu'nda kimin 'düğmeye bastığı' konusu rejim tartışmalarını da içeren oldukça ilginç bir tartışma haline dönüşüyor. Bu iddiada bulunan asker ve siyasetçilere son olarak da bir Cumhuriyet Savcısı eklendi. Tabii Cottarelli'nin 'Ben bastım!' diyecek hali olmadığına göre 'rivayetler muhtelif' durumu bir süre daha devam edeceğe benzer. Buradan sakın benim gerçek düğmeye basanın Cottarelli, yani IMF olduğunu söylemeye çalıştığımı sanmayın. Söylemek istediğim, yalnızca bu tür olayların uygulanmakta olan programla yakın bir ilgisinin olduğu. Ünlü filozof Bertrand Russell, fizikte 'enerji' ne ise sosyal bilimlerde de 'güç'ün o anlama geldiğini söylemişti. Enerji nasıl biçim değiştirirse, tıpkı onun gibi 'güç' de biçim değiştirebilirdi. Nitekim Russel'a göre servete sahip olmak da, silaha ya da kamu otoritesine sahip olmak da aynı anlama, yani 'güçlü olmak' anlamına gelmekteydi. İnsanların neden güçlü olmak istedikleri gibi felsefi bir soruyu felsefecilere bırakırsak, diyebiliriz ki eğer bir ülkede 'servet' biçiminde güç elde etmek büyük ölçüde 'kamu otoritesi' gücünü elinde bulunduranlara bağlı hale gelmişse, o ülkede iş yapmak da büyük ölçüde 'rüşvet'e bağlı hale gelmiş demektir. Bunun bilinmeyen bir yanı olabilir mi? Piyasa ekonomilerinde iş yapmak, açık olarak başkalarıyla bir rekabet ilişkisine girmek anlamına gelir. Teorik olarak bu ekonomilerde 'servet'in ya da 'güç'ün kaynağı rekabettir. Daha doğrusu rekabetten başarıyla çıkanların servete ya da güce sahip olacağı varsayılır. Burada, elde edilen servetin rekabet süreci gibi anonim bir süreçten geçerek elde edilmiş olması ise 'servet'i ya da 'güç'ü meşrulaştırır. Bu sürecin aletleri ise kimi zaman 'fiyat', kimi zaman 'kalite', kimi zaman 'reklam', kimi zaman da 'yeni buluşlar'dır. Oysa Türkiye gibi ülkelerde, yani 'servet' elde etmenin hâlâ 'kamu otoritesi'nin gücüne bağlı olduğu ülkelerde rekabet aynı zamanda bu otorite üzerinde gerçekleşir ve bu alanın rekabet aleti ise 'rüşvet'tir. Kim daha yüksek rüşvet verirse kamu otoritesinden o denli büyük pay alır ve o denli güç ve servet elde eder. Bu nedenle de birbirleriyle 'Düğmeye biz bastık!' yarışına girenlere tavsiyem, eğer gerçekten 'temizlik' istiyorlarsa, bakılacak yerler bellidir. Kamu otoritesi nerede güçlüyse, nerede özel kesimler için de anlamlı olan bir kamu hizmeti ifa ediliyorsa oralara bakmak yeter. Bunun da madenler, gümrükler, bankalar ve taşıma hizmetleri gibi alanları içerdiği aşikâr. Rüşvet ve usulsüzlüğe ülkemizin yabancısı olduğu kavramlar muamelesi yapmayalım. Bunca zamandan sonra çıkıp da, "Aaa bunu ben buldum!" demenin bir anlamı yok. Eğer birileri, "Bunlar yeni. Bunları biz bulup ortaya çıkarıyoruz" demek istiyorlarsa, bu 'demek istemelerinin' de pek bir inandırıcılığı olmadığını bilmeliler. Çünkü 'rüşvet' ve 'usulsüzlük' bu topraklarda en az Sümer ve Babil medeniyetleri kadar eskidir. Bu nedenle de sorun yalnızca 'Artık böyle olmasın!' demek ve bu konuda bir irade göstermekten ibarettir. Bu iradenin kaynağı ise çok önemli değil.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||