Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
13 Ocak 2001

Sessizliğe kulak verin

hdevrim@hurriyet.com.tr
Asker konuşuyor. Hiçbir suali cevapsız, hiçbir eleştiriyi karşılıksız bırakmadan... Ona yönelik herhangi bir suçlama varsa dilini sivriltip, sesini yükselterek...
Haddini aşan olursa, millet susup beklemeye başlıyor zaten: bakalım derinlerden ne ses gelecek, diye! Hayır, bakalım bir ses gelecek mi, diye soran kalmadı artık; herkes şundan emin:

   - Bu haddini bilmeze de ağzının payı verilecektir!
Bu defa gördüğünüz gibi, hükûmet de cevap vermekten geri kalmıyor, değil mi?
Değil! Çünkü bu, konuşmanın dışarıya akseden şeklidir. Asıl önemli olan, bizim işitemediğimiz sessiz konuşma.
H
Düşünce yalnız kelimelerle ifade edilmez. Son haftalarda Ordu mensuplarının, mesela şehit polislerin cenaze törenlerine gösterdikleri ilgi de, düşünce belirtmenin bir diğer yoludur.
Aslında böyledir, ama ben askerin polisle yan yana geldiği bu törenlerden farklı ve haklı bir anlam çıkarıyorum.
Sanki asker bu davranışıyla bize demek ister ki:
Ğ"Polis dur dediği zaman durun. Şikâyetiniz varsa söylersiniz, ama önce dur uyarısını dikkate alın. Mesele o noktada çözülmezse, olaya bizim karışmamız gerekiyor ve işin tadı kaçıyor, niteliği değişiyor.
Bu "Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla!" vezninde bir uyarı. Siyasetle bir ilişkisi de yok. Dediğim gibi, asker ile halk arasında, anlamlı olabilecek sessiz bir iletişim yolu. Anlayan olursa elbette...
Hürriyet, adı verilmeyen bir askerin sözlerini yayımladı. Hükûmet hemen de bütün halinde, ama Genelkurmay'ı şöyle bir yoklayıp hedefi daralttıktan sonra, sert açıklamalarda bulundu. Derken, beklenen cevap verildi. Bundan öte beklenen, hükûmetin sakinleşmesi ve yorumların da kısa sürede tavsamasıdır.
Bu patırtının ardında reklam panosu gibi havada asılı duran ve içeriği hiç değişmeyen sessiz bir konuşma metni var:

   - Bu noktada susarsak, bir süre sonra müdahale kaçınılmaz hal alabilir. Perakende çıkışlar anlamlı belirtilerdir. Bu gerilim anlarında bünyenin artan basıncını, benzer açıklamalar yoluyla hafifletmemiz, yani zaman zaman istim bırakmamız gerekiyor. Arz eder, anlayışınızı bekleriz.

   - Anlaşıldı. Teşekkür ederim. MGK'da buluşmak üzere saygılar sunarım.
Bundan âlâsı can sağlığı!

Dil Yâresi
l "Enerji Eski Bakanı..." diyor Güneri Civaoğlu. Bu deyiş yanlış diye belki yüz kere yazdım. "Mavi eski ceketim" de der mi acaba? Veya "Altın eski kravat iğnem..."
Enerji Bakanı bir tamlamadır. Tamlamalarda araya kelime girmez.

Türkçe dostlarından (Oğuz Çapan)
l Bir yazınızda VİP'i "ÖK (Çok Önemli Kişi) olarak tercüme etmeniz hoşuma gitmişti. Daha sonra aklıma, VİP salonlarından geçen bazı yolcuların durumuna uygun bir seçenek geldi: "ÜŞ diyebiliriz, ÇÇok Ünlü Şahıs"daki üç kelimenin baş harflerini kullanarak.

   - Ben "ÖK'te ısrar ediyorum.

100 çifte bedava balayı!
Dünkü haberi okuyunca gülümsemiş olabilirsiniz. Turizm Bakanlığı "yeni evli 10 çifti balaylarını geçirmek üzere Türkiye'ye davet edecek" ve bunların "balayı görüntüleri (artık nasıl görüntülerse) videoya kaydedilerek, ülkelerindeki televizyon kanallarında reklam ve tanıtım amacıyla yayımlanacakÈmış (Hürriyet, 12 ocak).
2001 yılında, bize gelen turist sayısında ve turizm gelirinde nasıl bir patlama olacağını gözünüzde canlandırabiliyor musunuz?
Bu çocuksu tanıtım hayali üzerinde durmayın. Aynı haberde Merkez Bankası verilerine dayalı bilgiler de vardı:

   - Turizm gelirimiz 2000 yılında, bir önceki yıla oranla yüzde 50 artışla 8 milyar dolara yaklaştı.
Bir gün önce aynı gazete, Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun ağzından şu kesin sayıyı verdi:

   - 2000 yılında Türkiye'yi 10 412 248 turist ziyaret etti.
Yıl yıl rakamlar verilmiş. 1963'te bu sayı 198 000'miş.
Benim 1951-1954 yıllarında Türkiye Turizm Kurumu'nda görevim ve turizmle ciddî ilişkilerim oldu. İtalya'nın, İspanya'nın savaş ertesi hızla artan ve milyonları bulan ziyaretçi sayılarından gıptayla, erişilmez hayaller olarak söz ettiğimizi hatırlarım. Ama 10 milyon turistin aklımızın köşesinden bile geçmediğini söylemeliyim.
İyi giden işe sahip çıkmak önemlidir. Böyle bir hava esiyor da, ben mi farkında değilim?
Mermer iyi taştan, iyilik iki baştan, derler. İyiye sahip çıkmayanın kötünün üstesinden gelemeyeceğini söylerler. Laftan mı ibaret bütün bunlar?
Hiç gerçek payı yok mu?

Cumalı
Avukat Şehrazat Mercan:

   - Necati Cumalı, Urla'ya küskün mü gitti, diye kendi kendine soruyor ve dertleniyor.
Vaktiyle, Cumalı'nın ünlü Bademler Köyü'nde öğretmenlik yapmış. Hikâyelerini, romanlarını, şiirlerini okuduğu yazarla 1984'te tanışmış. Avukat olarak onun işleriyle de uğraşmış.
Dertlenmesine sebep, Urla'da kamulaştırdıkları evini, kütüphaneli bir Necati Cumalı kültür merkezi haline getirememiş olmaları.
Kendisi göremeyecek de olsa, bu tasarı hâlâ gerçekleştirilemez mi? Ben bu köşeden, sesinizi duyurmaya hazırım.
Haydi davranın!


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.