Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
13 Ocak 2001

Aslında hava dönüyor

Denizle haşır neşir olanlar bilirler.
Uzun süren bir rüzgârın ardından bazen bir durgunluk çöker. Deniz süt liman kesilir. En ufak bir esinti bile hissedilmez. Yerkürenin nefes almaktan vazgeçtiğini sanırsınız...
Sonra uzaklarda mavinin hızla renk değiştirdiği çizgiye takılır gözleriniz. Birkaç dakika sonra serin bir esinti çarpar yüzünüze. Su yeniden çırpınmaya başlar. Bayraklar tokat yemiş gibi dirilir. Yelkenler şöyle bir silkinir.
"Hava döndü!" der denizciler birbirine.
Ve kaygıyla bakarlar uzaklara: Gelen fırtına mıdır acaba?
*   *   *

Rüzgârın Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı estiği günlerdeyiz. Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Nahit Şenoğul da önceki gün söyledikleriyle hem bu saptamayı yapıyor, hem de bu rüzgarı güçlendiriyor.
Avrupa'dan gelen sinyaller zaten epey bir süredir aynı olguyu vurgulamakta: Zorlu AB yolculuğunda rüzgâr Türkiye'ye karşı esiyor.
Bu rüzgâra karşı gidemeyecek ve Ortadoğu'nun tehlikeli sularında sürüklenmeye başlayacak bir Türkiye'nin, Engin Ardıç'ın deyimiyle 'alaturka bir faşizme' kayması olasılığı beliriyor. Ya da Suriyeleşme olasılığı: Laik, otokratik, paranoid, Batı karşıtı, 'kopuk' bir ülke. Atatürk'e sürekli referans yapılan ama onun gösterdiği ana hedeften vazgeçmiş bir anakronizm...
Son zamanlarda yaygınlaşmış olan karamsarlığın arkasında işte bu türden kaygılar var.
Oysa, rüzgârın bu kadar tersten estiğini algıladığımız bir dönemde, Avrupa'da havanın döneceğinin işaretleri geliyor. Henüz esinti yüzümüze çarpmadı ama suyun renginin değiştiği çizginin bize doğru ilerlediğini görebiliyoruz.

İşte olgular:
AB ülkelerindeki nüfus azalması eğilimi gittikçe güçleniyor. Bu yönelimler devam ederse, örneğin İtalya ve İspanya'nın 2050 yılındaki nüfusu şimdikinin dörtte üçü kadar olacak.
Dahası, bu yönelimle birlikte nüfusun yaşlanması, toplumsal güvenlik kurumlarının finansmanı açısından ciddi sorunlar yaratmakta. Gene 2050 yılında AB ülkelerinde emeklilerin sayısının çalışanlardan daha fazla olacağı hesaplanıyor. Değirmenin suyu nereden gelecek?
Bu istatistiklere serinkanlı ve gerçekçi biçimde bakanlar önümüzdeki 50 yıl içinde AB'nin tam 75 milyon göçmene ihtiyacı olacağını söylüyorlar.
Bu göçmenlerin Doğu Avrupa ülkelerinden sağlanması çok zor, çünkü azalan nüfus eğilimi onlar için de geçerli.
Sınırlarını zorlayan Afrikalı ve Asyalı göçmenlere karşı Türkiye'den destek bekleyen Avrupa, Türkiye'ye yeniden potansiyel bir nüfus deposu gözüyle bakmaya başlamak üzere. Bu 75 milyonun önemli bir bölümünün AB'li Türkiye'den olmasını kültürel ve ırksal nedenlerle tercih edenlerin sayısı artacak.
Helmut Schmidt'in kâbusu ("Eyvah, Demirel bana 20 milyon Türk daha Almanya'ya gelebilir dedi!") ilerdeki bazı Alman başbakanlarının rüyasına dönüşebilir.
Havanın döndüğünün bir işareti de Türkiye'den Bulgaristan'a göçün başlaması. Akıntı yön değiştiriyor. 1980'lerde daha rahat ve güvenceli bir hayat peşinde Türkiye'ye gelen göçmenlerden bazıları, Avrupa pasaportu uğruna Bulgaristan'a geri dönmeye başladılar.
Avrupa seçeneğine karşı çıkarken iyi düşünelim. Uzun geleceği planlarken bugünün verileriyle yetinmeyelim: Gözlerimizi havanın döndüğü ufuk çizgisinden ayırmayalım. Bu ülkeye daha fazla vakit ve enerji kaybettirmeyelim.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.