![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Aslında hava dönüyor Denizle haşır neşir olanlar bilirler. Uzun süren bir rüzgârın ardından bazen bir durgunluk çöker. Deniz süt liman kesilir. En ufak bir esinti bile hissedilmez. Yerkürenin nefes almaktan vazgeçtiğini sanırsınız... Sonra uzaklarda mavinin hızla renk değiştirdiği çizgiye takılır gözleriniz. Birkaç dakika sonra serin bir esinti çarpar yüzünüze. Su yeniden çırpınmaya başlar. Bayraklar tokat yemiş gibi dirilir. Yelkenler şöyle bir silkinir. "Hava döndü!" der denizciler birbirine. Ve kaygıyla bakarlar uzaklara: Gelen fırtına mıdır acaba? Rüzgârın Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı estiği günlerdeyiz. Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Nahit Şenoğul da önceki gün söyledikleriyle hem bu saptamayı yapıyor, hem de bu rüzgarı güçlendiriyor. Avrupa'dan gelen sinyaller zaten epey bir süredir aynı olguyu vurgulamakta: Zorlu AB yolculuğunda rüzgâr Türkiye'ye karşı esiyor. Bu rüzgâra karşı gidemeyecek ve Ortadoğu'nun tehlikeli sularında sürüklenmeye başlayacak bir Türkiye'nin, Engin Ardıç'ın deyimiyle 'alaturka bir faşizme' kayması olasılığı beliriyor. Ya da Suriyeleşme olasılığı: Laik, otokratik, paranoid, Batı karşıtı, 'kopuk' bir ülke. Atatürk'e sürekli referans yapılan ama onun gösterdiği ana hedeften vazgeçmiş bir anakronizm... Son zamanlarda yaygınlaşmış olan karamsarlığın arkasında işte bu türden kaygılar var. Oysa, rüzgârın bu kadar tersten estiğini algıladığımız bir dönemde, Avrupa'da havanın döneceğinin işaretleri geliyor. Henüz esinti yüzümüze çarpmadı ama suyun renginin değiştiği çizginin bize doğru ilerlediğini görebiliyoruz. İşte olgular:
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||