Son 'açıklama' Son bildirinin bir kere daha gösterdiği, göstermekten öte pekiştirdiği gibi, Silahlı Kuvvetler bir süreden beri ülkede yapılan bazı önemli tartışmalar içinde yer almakta ve kendi açısından açıklamalarını yapmaktadır. Bu son açıklamadan sonra bazı yayın organlarında 'Noktayı koydu' türünden başlıklar görüyorum, ama umarım bunlar basınımızın dilinde söz sanatlarından mümkün olduğu kadar fazla yararlanmak gibi bir estetik kaygısının ürünüdür. Çünkü gerçekten Silahlı Kuvvetler bir açıklama (tabii 'sert') yapacak ve nokta konacak, yani bu 'açıklama' üstüne bir şey söylenemeyecekse, 'askeri diktatörlük' kurulmuş demektir. Böyle bir şey olmadığına göre, o halde bu 'açıklamalar' da tartışılacaktır.Ve tartışılacak birçok nokta var. Bu 'açıklama'ya yol açan gerginlik Hürriyet gazetesinin 'adı açıklanmayan' bir 'üst düzey' askeri yetkili ağzından, "Siviller bir şey yapmıyor, biz yapıyoruz," diye bir demeci manşetten yayımlamasıyla başladı. Bunun üstüne Başbakan ve yardımcıları tepki gösterdiler, ama bu tepkileri -ben işittiğim Türkçe'yi anlıyorsam- Silahlı Kuvvetler'e yönelik değildi! Başbakan, "Bunun arkasında Genelkurmay yok, jandarma Komutanlığı da yok," diyerek bunu özellikle vurguladı. Mesut Yılmaz'ın asıl muhatabı, askeri değil, askeri yönetimi özlemiş gibi davranan medya mensuplarıydı.
En önemlisi, hükümet bu olayda 'özne' değil, 'tepki gösteren kişi' idi. "Silahlı Kuvvetler üzerinden siyaset yapmak" gibi bir durum varsa, bunu en son hükümet yapmış olabilir. Dün yayımlanan yazımı yazarken elbette bu açıklamadan haberim olamazdı; ama söylediğim doğrulanmış oldu. Andıçından bilmem nesine, 'bu askerin tavrı' dedirten davranışlarda bulunan çeşitli kişiler (tuhaf bir rastlantıyla bunlar da asker oluyor) varsa, bu kişilerin yarattığı olay karşısında TSK onlar hakkında suskun kalıp, bu son durumda olduğu gibi, hükümetten gene belirsiz bir 'karanlığı özleyenler'e uzanan birilerine suçlamalarda bulunursa, bu sorunun sonu gelmez.
Bakan için 'onun üstünü çizin' diyen bir 'üst düzey' askeri yetkili olduğu haberini hükümet vermedi. Kim olduğunu hükümet de anladığım kadarıyla- merak ediyor. 'Böyle birini bulamadık' diye hükümeti suçlamadan önce, böyle birinin olduğu konusunda teminat verenlere gidip sorulabilir.
Açıklamada, 'Bunu AB karşıtları yaptı' denilerek TSK'ya iftira edildiği ve TSK'nın AB'ye karşı olmadığı söylenmiş. Daha iki gün önce ben de TSK'nın AB'ye karşı olmadığının açıklanmasının iyi olduğunu yazıyordum. Ancak dün, bu 'Genelkurmay açıklaması' haberlerinin yanında (Milliyet'te) 'İki Komutandan Avrupa'ya Sert Çıkış' başlığı vardı. Bundan önce de bu konuda birkaç kere AB'ye girmenin Türkiye için kötü olacağı yolundaki görüşünü kamuya açıklayan Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Şenoğul, Ermeni konusundaki kararların "Türkiye'deki AB yandaşlarını hayal kırıklığına uğratacağını, AB karşıtlarını da haklı kılacağını" söylüyor. "Türkiye yeni politika üretmek zorunda," diye ekliyor. Öteki komutan, Tuğgeneral Şimşek, "Kürtçe eğitim bölücülüktür," diyor.
Açıklamada, yolsuzluk konusunda haklı olarak, 'Doğrudan Silahlı Kuvvetler'le bir ilgisi olmadığı gibi, TSK'nın sorumluluk sahası içindeki bir konu da değildir' denildiğini görüyoruz. Dünkü Radikal'de, açıklama ile aynı sayfada verilmiş haberde, Tuğgeneral Şimşek, "Toplumun değer yargılarını bozan rüşvet ve yolsuzluk, Türkiye'de çağımızın iç tehdidi niteliği haline gelmiştir," diyor.
Sonuç olarak, 'açıklama'nın açıklayamadığı pek çok şey var.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|