![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Dünya bir yana sen bir yana Kızım, birkaç haftadır sabahları: "Bu akşam 'İkinci Bahar' var mı?" diye uyanıyor.Bayramdı, yılbaşıydı atv uzattı da uzattı arayı. Son bölümü, çikolatasını ennn sona saklayan çocuk gibi, sakladı da sakladı. En nihayet bu perşembe 'İkinci Bahar' sona erdi: Bizlere cümleten veda etti. Akşam beklerken veda seansını, kızım 'en sevdiği, dünya yüzünde ennn güzel insanlar olan: Marilyn Monroe'nun ve Türkan Şoray'ın çocukluklarının resmini' yapıyordu. Valla billa, sözler onun. Ve valla billa dünyanın gelmiş geçmiş en güzel kadınları olarak gördüğüm, içimi titreten bu iki kadın için, kızımın beynini yıkamadım. Kendi kendine keşfetti ikisini de. Televizyonda. Eski filmlerinden. Bir gün Marilyn Monroe'yu tasvir ederken: "O yanakları şeker gibi kadın," dedi. Şimdi, onlarla ilgili bir sürü şey biliyor. İkisine de bayılıyor. Ama tabii, bizim efsanemiz Türkan Şoray'a bir başka bayılıyor. Geçenlerde onunla! yolda giderken! arabada! telefonda! konuştu. Ben düşündüm: yedi yaşına girmeme az kala, telefonda Türkan Şoray'la konuşsaydım yaşayacağım sihir duygusunu. Ben çocukluğumdan beri -bunu defalarca da yazdım- Türkan Şoray hastasıyım. Onu ekranlarda gördüğüm anda, nerde gördüğüm fark etmiyor: haberlerde, dizilerde, filmlerde -gözlerim doluyor. Yüreğimin bam tellerini oynatıyor Türkan Şoray. Türkiye'de milyonlarca kadının, öyle. Türkan Şoray denilince, akan sular duruyor. Ben Türkan Şoray'ı sevmeyenleri, yüreğimin içinden sevemem mesela. Onu sevmeyi anlayamayanları, anlayamam. Ay Türkan Şoray denince, duygu çeşmeleri gibi, yine gözlerim dolmuş vaziyette, akmaya başlıyorum. Kalemime hâkim olamıyorum. 'İkinci Bahar' kuşkusuz dizilerin dizisiydi. Geçenlerde Radikal'de mülakatını gördüğüm Sorbonne mezunu bir sosyolog hanım (ki ben bu meslek mensuplarına 'sosyal ok' demek istiyorum) bu diziyi, "Son derece klasik ve onu isyanlara sürükleyecek kadar can sıkıcı ve korporatist" bulduğunu ilan ediyordu. Ben onun bu duygularına Haşim'in harikulade mısraında minnacık bir değişiklik yaparak: "Melali anlamayan sosyaloklara aşina değiliz" diye cevap vermek istiyorum. Canımızı sıkan, bizi dangalak yerine koymasıyla bunaltan onca diziden, onca televizyon çirkefinden, ağır bulantı ve bunaltı halinden sonra, bu dizi hepimize bir bardak berrak su gibi geldi. Ama şimdi, ne derseniz deyin; evet: dizi müthişti, yönetmeninden çevre düzenlemesine sarkan hiçbir yanı yoktu, her oyuncu tek tek şahaneydi, Şener Şen deseniz kuşkusuz dünya çapında bir oyuncu-şudur budur. Ama bu diziyi basit bir 'Samatya'daki Antepli kebapçıların savaşı' dizisi olmaktan çıkaran sihir, Yavuz Turgul'un gölgede kalmakta ısrarcı yeteneği olduğu kadar, evet ondan da çok, her şeyden de çok, bu diziyi böylesine mucizevi ve özel kılan TÜRKAN ŞORAY'dır. (Baklayı çıkardım ya ağzımdan, patlattım büyük harfleri.) Çıkarın bu diziden Şoray'ı, kadın oyuncuların feriştahını koyun. Bu dizi bu dizi olacak mıydı? Bunca elektrik, bunca duygu, bunca bizi ekrana esir eden çalkantı, gelgit, gözyaşı? Özür dilerim. Ama olmayacaktı. Neyse, bunu bize denetmedikleri için de, ONSUZ dizinin nasıl bu büyülü dizi olamayacağını denetmedikleri için de, yapımcılara vs. teşekkür borçluyuz. Ben şimdi resmen ve alenen perşembe geceleri istikametsiz, sihirsiz, İkinci Bahar'sız; zira Türkan Şoray'sız kaldım. Bu perşembe gecesi kızım bir yandan top sektirip, başının üstünde dikilip, koltuğun üstünde zıplayıp, Vakkas'a: "Al sana kötü adam!" diye bağırırken (hakikat şu ki: kızım yerinde duramıyor), ben jenerikten başlayarak muslukları açtım ve ağla ağla ağla ağla! Ya, o hani Ali Haydar'ın kan kardeşiyle (Vakkas'la) çocukluk sahnelerini hatırladığı sahne, yangına dalışı, bir büyük oyuncunun (Vakkas'ı oynayan Tarık Papuççuoğlu'nun) ona, "Beni ancak kan kardeşim kurtarırdı," deyişi... Ağlamaktan helak oldum! Kızımsa tabii yine son yarım saatte bunca enerji patlamasından sonra kanepede uyuyakaldı. Pazar günkü tekrarda, yakalayacak artık olanı biteni. Bu dizide herkes acayip iyi oynuyordu. Ama Ali Haydar'ın kızı Melek'i oynayan Yasemin Conka, Türk oyunculuğu için ne menem bir kazançtır. Benim bu dizide (dayanamıyorum, sayıyorum) üç favori oyuncum Kasap Melahat'i oynayan Meral Okay, Hanım'ın en yakın arkadaşı Safiye'yi oynayan Gül Onat ve eşsiz benzersiz Yasemin Conka'ydı. Ama başlık tabii ki Türkan Şoray'a. Zira: dünya bir yana/O, bir yana.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||