Kare As/Sinema Tarık'ı tanıdığımda şair olduğunu bilmiyordum. Şile'nin Çayırbaşı Köyü'nde hayvanların en büyük dostuydu. Sohbetlerimizde edebiyata hiç yer vermezdik. Yazarlığından söz etmeye utanıyordu sanki. Günün birinde ilk şiir kitabı 'Ara'yla çıkageldi. Keyifle okudum, sonraki yazarlık serüvenini de ilgiyle izledim. Bir roman bitirdi geçenlerde. Yayıncısını bekliyor. Bu arada Tarık da haftada iki gün İstanbul'dan kalkıp Çayırbaşı'na, kedileri, köpekleri doyurmaya gidiyor. Sevgili dostumun 'Kare As'ı şöyle:
- Uzay Yolu Macerası
(2001: A Space Odyssey)
Stanley Kubrick
- Easy Rider
Dennis Hopper
- Çayırın Sakinleri
(Microcosmos)
Claude Nuridsany-Marie Perrenou
- Bir Kadın Bir Erkek
(Un Homme et Une Femme)
Claude LelouchEroin bağımlısı çocuk Basın varolduğundan beri asparagas da var olmuştur. Sadece bulvar gazetelerinde değil, bazen saygın yayın organlarında bile düzmece haberlere yer verilmiştir.
ABD'de bu işin babalarından olmasa bile, en yaratıcı uzmanlarından biri William Randolph Hearst'ti. Orson Welles'in 'Yurttaş Kane'inin esin kaynağı ünlü gazete patronu, sahibi olduğu yayın organlarında asparagasa sık sık başvururdu. Sözgelimi, 1932'de New York Daily Mirror gazetesinde, İngiltere'de açların Buckingham Sarayı'nı bastıkları haberi yer almıştı. Haber bir fotoğrafla da destekleniyordu. Aslında üç yıl önce çekilmişti bu fotoğraf; kralları V. George'un sağlık durumunu öğrenmek için saray önünde toplanan Londralıları gösteriyordu. * * *
Saygın iki gazetede yer alan iki düzmece haber de basın tarihine geçmiştir.
Bunlardan ilki 1924'te New York Herald Tribune'de yayımlanmıştı. Sanford Jarrell'in haberine göre, New York'un on iki mil açıklarında bir 'günah gemisi' vardı. Gemide zengin müşterilere bol bol içki ve 'koro kızı' sunulmaktaydı. İçki yasağının sürdüğü bir dönemde New Yorklular teknelere atlayıp denize açıldılar, 'günah gemisi'ni aramaya koyuldular.
Gemi bulunamadı, ama Jarrell bir hafta boyunca haberini süsleyerek geliştirdi, zenginleştirdi. Sahil Koruma'nın araştırmalarını anlattı, gemideki olaylardan söz etti, renkli ayrıntılar verdi.
Sekizinci gün ise gazete yöneticileri 'günah gemisi' haberinin düzmece olduğunu, bir oyuna getirildiklerini belirten bir yazı yayımladılar; Jarrell'in kuruluşlarıyla ilişkisinin kesildiğini bildirdiler.
Ama Jarrell kovulduğuna hiç mi hiç üzülmedi. Çünkü aynı gün altı gazeteden hayal
bile edemeyeceği ücretlerle çalışma önerisi aldı.Asparagaslar Washington Post, ABD'nin belki de en etkili, en saygın gazetesidir. Bob Woodward ile Carl Bernstein'in ortaya çıkardıkları Watergate olayıyla basın tarihinde önemli bir yer almıştır. Okurları onu hep 'yazdığına güvenilir' bir yayın organı olarak nitelemiştir.
Gazetede 28 Eylül 1980'de Janet Cooke imzalı bir haber çıktı. Haberde sekiz yaşında Jimmy adlı bir çocuğun trajik öyküsü anlatılıyordu. Yoksul bir mahallede yaşıyordu Jimmy; o yaşta eroin bağımlısı olmuştu.
Polis de, dernekler de hemen harekete geçtiler. Jimmy'yi bulup kurtarmak istiyorlardı. Onu bulamayınca Cooke'a başvurdular. Bir günde üne kavuşan gazeteci, Jimmy'nin nerede olduğunu açıklamadı. Bunu açıklarsa kendi başının da, çocuğun başının da derde gireceğini söyledi. Washington Post, Cooke'u destekledi, gazetecinin haber kaynağını açıklamak zorunda olmadığını bildirdi.
Olay bir süre sonra unutulacaktı, ama Janet Cooke'un Pulitzer Ödülü'nü almasıyla yeniden gündeme geldi. Ödül kurulu, Cooke'dan özgeçmişini istedi. Cooke'un yazıp verdiği 'özgeçmiş' öylesine yanlışlarla, tutarsızlıklarla doluydu ki, Jimmy haberi de kuşku yarattı. Kuşkular Washington Post'a bildirildi. Bob Woodward ile gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ben Bradlee, Cooke'la uzun bir görüşme yaptılar. Yirmi beş yaşındaki gazeteci, haberin baştan sona düzmece olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı. Ertesi gün gazeteden ayrıldı. Washington Post, 'Pulitzer Ödülü'nü geri verdi. Birkaç gün sonra da gazetede Bill Greene imzalı uzun bir yazıyla haberin asparagas olduğu açıklandı.
Cooke'un, 'günah gemisi' yaratıcısı Jarrell gibi başka gazetelerden öneri alıp almadığı bilinmiyor. Aldıysa bile ilgilenmediği anlaşılıyor, çünkü Washington Post'tan ayrıldıktan sonra kayıplara karıştı, başka hiçbir yayın organında imzasına rastlanmadı. Güle güle, Necati... Necati Cumalı'yı da yitirdik. Çok sevdiğim şairlerden biriydi. Yalın şiir denilince aklıma ilk gelen sanatçılardandı. Memet Fuat'a katılıyorum: "Söyleyişinden, sesinden gelen yaşama sevinci şiirlerine bambaşka bir hava verdi. Yıkıcılıktan uzak, yapıcı, umutlu, insana dönük bir şiirin kurucusu oldu."
Cumalı, özellikle 1950'lerde unutulmaz şiirler yazmıştı. 'Günaydın tavuklar, horozlar', 'Boşuna değil dökülen kan / Hatıran daha aziz çıkacaktır. / Bu felaket senelerinden', 'Ellerimizle eşya arasına bir şeyler girdi' dizeleri dilimizden düşmezdi.
En sevdiğim şiiri 'İpek Oteli'ydi. Gölgede kalmış şiirlerinden biri. Kendisiyle ne zaman karşılaşsam bu şiirden söz ederdim. Bir yerde ne zaman adı geçse 'İpek Oteli'ni hatırlardım hemen.
Geleneği bozmayayım. Sevgili Necati'ye bu şiirle güle güle diyeyim. İPEK OTELİ Bir küçük bavul elimde
Kirli bir gece yarısı
İpek Oteli'ne indim
Mumyadan bir salepçi vardı karşı köşede
Ölü bir katiple göz göze geldim. * * *
Küçük bir oda içinde
Anısız ufak tefek
Anısız kitap gazete
Bir bardak çay bir tüp aspirin
Anısız ilk günleri İzmir'in.* * *
İyi ki seni tanıdım
İyi ki seni sevdim
Şimdi tıkır tıkır bir faytonda her gece
İpek Oteli'ne dönerim.
Katiple dertleşirim, salep içerim!
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|