Postmodern darbe idamlıkGenelkurmay başkanının siyasi demeç vermesi, Genelkurmay'dan siyasi bildiriler yayımlanması suçtur. Cezası 1 aydan 5 yıla kadar hapistir
Hukukta irtica var. İrtica sadece şeriatçının sakalı, kıyafeti değildir. Hukuk alanında da geri gidişler yapıyorsanız, bu da bir irticadır
Ben sıkıyönetim savcısıydım. Bu ülkenin bir bölümünde hukuk hiç yok. Devletin ve askeri yönetimin yaklaşımı yanlıştı, sorunu büyüttü NEŞE DÜZEL
Son zamanlarda generallerin, sık sık konuşmalar yapıp açıklamalarda, hatta itiraflarda bulunması, askerlerin siyasetle ve hukukla ilişkilerini yeniden gündeme getirdi. Önce eski Genelkurmay Genel Sekreteri emekli tümgeneral Erol Özkasnak'ın konuşmalarından başlayalım izninizle. General Özkasnak, 28 Şubat'ın 'postmodern bir darbe' olarak tarif edilebileceğini söyledi. Hukuk açısından 'darbe' ile 'postmodern darbe'
arasında bir fark var mıdır?
28 Şubat, askeri gücün siyasi sisteme bir müdahalesiydi. Bunun anayasal zemini de 12 Eylül'ün getirdiği 1982 Anayasası'yla kotarıldı. Bu anayasayla 1960'tan beri var olan Milli Güvenlik Kurulu'nun yetkileri, askerlerin bir daha açıktan bir müdahale yapmalarını gerektirmeyecek bir şekilde alabildiğine genişletildi. Böylece askerler yürütme erkini etkin ve ağırlıklı bir şekilde siyasilerle paylaşır duruma geldiler. Öyle ki, 1982'de MGK Genel Sekreterliği Yasası'nda yapılan düzenlemelerle, MGK, Anayasa'da bile belirtilmeyen görevler ve yetkiler üstendi.
Bu yasal değişiklik nasıl bir sonuç verdi peki?
MGK'da kuvvet komutanlarına, Genelkurmay başkanına bu tür yetkiler verdiğinizde, Silahlı Kuvvetler'in beş generali kendi karargâhlarında oluşturdukları politikaları buraya getiriyorlar. Çünkü MGK'nın gündemine sadece güvenlik konusu değil, eğitimden hukuk ve ekonomiye kadar günlük yönetimle ilgili her konu geliyor. Bu durum, askerlerin de bir siyasi parti gibi çalışmalarını, çözüm üretmelerini gerektiriyor ve Genelkurmay, siyasetin üretildiği bir yer haline geliyor. Bu yüzden, askerlerin MGK'ya birtakım önerilerle gelmeleri anayasa dışı gibi gözükmüyor. Ama olaya siyaseten baktığımızda, bu tabii sisteme askeri otoritenin müdahalesi gibi gözüküyor.
Darbe ya da postmodern darbe yapmanın bizim yasalarımıza göre cezası nedir peki?
İdamdır. Ceza Kanunu'nun 146'ncı maddesi bunu, 'Anayasayı tağyir, tebdil ve ilgaya teşebbüs' olarak niteler.
Eğer emekli bir general 'postmodern' darbe yaptıklarını itiraf ederse, adalet sisteminin bu itiraf karşısındaki tavrı ne olmalıdır?
MGK zemini dışındaki tüm açıklamalar ve çalışmalar yasadışıdır. Silahlı Kuvvetler içinde birtakım örgütlenmeler olmuş ve bunlar kendilerine yasal olarak verilmemiş yetkileri kullanmışlarsa, ki kullanılmış gibi gözüküyor, bunlar birçok suçu oluşturabilir.
Tümgeneral Özkasnak'ın Genel Kurmay Genel Sekreteri olduğu dönemde bir de 'andıç' hazırlandığı ortaya çıkmıştı. Geneltkurmay da bu andıcın varlığını kabul etti. Andıç, bazı yazarlara ve politikacılara iftira atmayı öngörüyordu. Bu andıcın öngördüğü operasyon gerçekleşti. İnsanlara, bilinçli ve ör gütlü şekilde iftira atılması hukuki bir ceza gerektirir mi?
Gerektirir tabii. Andıç, Genel Kurmay karargâhında bir asker kişi veya kişiler tarafından düzenlenmiş. Askeri yerde işlenmiş bir suç olduğu için de bu askeri yargıyı ilgilendirir. Ama askeri yargının, bulunduğu durum itibariyle buna el atması da mümkün değildir. Askeri hâkim ve savcılara, nezdinde mahkeme kurulan komutan sicil veriyor. Askeri hâkimler bağımsız ve güvenceli değiller. Böyle bir soruşturmayı başlatabilme cüretini gösteremezler.
Bu andıç doğrultusunda, Şemdin Sakık'ın ifadeleri üzerinde oynamalar yapıldığı, bu ifadenin tahrif edilerek basına verildiği anlaşıldı. Bir ifadenin, yarı resmi belgenin tahrifatının bir cezası var mıdır?
Olmaz olur mu? Resmi evrakta tahrifat ağır cezayı gerektiren önemli bir suçtur. Bizim bürokraside ve siyasetçide hukuk dışı davranma refleksi var. Hiçbir şekilde hukukla sınırlanmak istemiyorlar. Herkes kendi yetki alanının 'feodal şefi' gibi davranıyor. 'Ben yaptım, oldu' diyor.
Bir savcı çıksa, 'Hayır sen yaptın ve olmadı' dese ve dava açsa, o savcının başına bir şey gelir mi?
Savcının başına her şey gelebilir.
Oradan sürülür, geleceği karartılabilir Biz, hâkimler ve savcıları memur durumuna düşürdük. Memur gibi çalışan insanlardan hâkim gibi karar vermelerini veya savcı gibi davranmalarını beklemek mümkün değil.
'Yargı bağımsız değil' dediği için yargılanan DGM savcısı Mete Göktürk, kendisiyle yaptığım bir şöyleşide bana 'Korkaklar iyi hukukçu olamaz' demişti.
Bizim hukukçularımız cesur değil. Biraz cesur davranabilseler Türkiye'de çok şey değişir. Hukuk tanımayan güçleri frenlemek mümkün olur. Hukukçu namusu bu cesareti göstermeyi gerektiriyor. 12 Eylül'de yargı bu noktaya getirilirken, Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi üyeleri pekâlâ bir tepki gösterebilirlerdi ve hiçbir şey de olmazdı. Bence askeri yönetim çok zor durumda kalırdı. Ama hiçbir şey yapmadılar. Bu hukuksuzluğa, yargısal alandaki bir irticaya göz yumdular. İrtica sadece şeriatçının sakalı, kıyafeti değildir ki. Hukuk alanında da geri gidişler yapıyorsanız, bu da bir irticadır. Türkiye'de insanlar hukukun güvencesinde değiller. Hukuk güvenliği sıfır bu ülkede. Eğer bir ülkede insanlar hukukun güvencesi altında değillerse zaten o ülkede çeteleşme, baskı ve terör başlar.
Savcılar, suç açıkça ortada olduğu, hatta itiraf edildiği halde hiçbir askeri yetkili hakkında soruşturma açmıyor. Bizim hukukumuzda suç, bu suçu işleyenin görevi ve kimliğine göre değişik mi yorumlanıyor?
Evet öyle oluyor. Türkiye'de bir korku var. Bu ülke birçok askeri müdahaleden geçti. Askerin ağırlığı, etkinliği ve MGK'daki durum ortada. Genelkurmay Başkanlığı sürekli demeçler veriyor. Bu kadar ağır bir baskı altında siyaset tıkanmış. Siyasetçi korkuyor. Tabii savcı da korkuyor. Bir de güçlü bir hukuk, güçlü bir yargılama hiç kimsenin işine gelmiyor. Niye güçlü bir hukukla, yargıyla iktidarlarını sınırlasınlar ki? Türkiye'nin en önemli meselesi hukuk ve güçlü yargıdır. Mesela 'adli kolluk' meselesi çok önemlidir. 'Beyaz Enerji' gibi ekonomik bir suçun araştırmasıyla jandarmanın ne alakası var? Ben jandarmayla çalıştım, jandarma delil toplamada çok zayıftır. O trafik kazalarına, şuraya, buraya gider.
Adli kolluk yıllardır tartışılır ama kurulmaz. Niye kurulmuyor?
Kurmuyorlar çünkü kendilerini denetleyecek, sorgulayacak, yargılayacak güçlü bir mekanizmayı istemiyorlar. Yoksa çok rahat kurulur. Teknik bilgisi, hukuk nosyonu olan bir adli kolluk savcıların emrine verilseydi, mükemmel soruşturmalar yapılır, deliller toplanır, davalar kısa sürede sonuçlanırdı. Ama şimdi kendine ait bir adli kolluğu olmayan savcı ne yapıyor biliyor musunuz? Bizim polisimiz delilden sanığa gitmez. Bu konuda çok bilgisizdir. Polis sanığı alır, bir güzel işkence eder, ifadesini yazar, bunu imzala der ve savcıya götürür. Savcımız işkence altında alındığını bildiği bu ifadeye dayanarak iddianamesini yazar ve o kişiyi yargı
önüne götürür. Yargı da bu belgelere bakar, birkaç sanık varsa onların birbiri hakkındaki suç yüklemelerini de delilmiş gibi kabul edip sanığa ceza verir.
Kişisel itiraf delil olabilir mi?
Ortaçağda delildi. Engizisyonda ikrar sistemi vardı. İkrar ettirirdiniz mi olay biterdi. Türkiye'yi yönetenlerin, işte bütün bu hukuk kurallarından, Avrupa Birliği istiyormuş gibi bahsetmeleri tuhaf. Bizler insan ve yurttaş olarak haketmiyor muyuz bu hukuk güvencesini? Bizde, bilgisayarın bile yargıya girmesi istenmiyor. O zaman herşeye kolay ulaşılacak çünkü.
Biraz önce enerji operasyonuna değindiniz. Özkasnak'tan önce adı açıklanmayan bir askeri yetkili, Enerji Bakanı Ersümer'in 'üstünün çizilmesini' söyledi Hürriyet gazetesine. Bir asker, böyle bir açıklama yapma yetkisine sahip midir?
Hayır. TSK İç Hizmet Kanunu'nun 43'üncü maddesine göre, 'Türk Silahlı Kuvvetleri her türlü siyasi fikir ve düşüncelerin dışında ve üstündedir. Bundan ötürü Silahlı Kuvvetler mensuplarının siyasi parti veya derneklere girmeleri, bu maksatla nutuk ve beyanat vermeleri ve yazı yazmaları yasaktır.' TSK İç Hizmet Yönetmeliği'nin 124'üncü ve Askeri Ceza Kanunu'nun 148'inci maddeleri de aynı şeyi söyler. Eğer Genelkurmay'dan biri kalkıp bir siyasi demeç vermişse, bu, Askeri Ceza Kanunu'nun 148'inci maddesine girer. Buna göre, siyasi amaçlı nutuk söyleyen, demeç veren, yazı yazan ve telkinde bulunan' asker bir aydan beş yıla kadar hapse mahkûm olur.
Biz askerlerin siyasi demeçlerini sık sık okuyoruz ama yargılanmalarını daha görmedik. Bu madde niye çalışmıyor?
Çünkü siyasi demeçleri veren, telkinleri yapan 'general' kesimi. Bir generalin kendini gizleyerek demeç vermesinden askeri hiyerarşinin haberinin olmaması inandırıcı değil. Habersiz konuşmak mümkün değil. Çünkü TSK'daki katı hiyerarşinin dışına kimse çıkamaz. Herkes geleceğini, bir üst komutanın kendisi hakkındaki düşüncesine, siciline borçludur. Silahlı Kuvvetler içinde kimlerin konuştuğu biliniyordur. Ama bir de Genelkurmay Başkanlığı'ndan çıkan beyanatlar var ki, bunlardan biri de mesela Başbakan Nice'te AB toplantısındayken yapıldı.
Genelkurmay, tam Başbakan Nice'teyken 'AB'nin Türkiye'yi böleceği' kuşkusunu dile getirdi.
Siyasi demeç vermek, siyasi telkinde bulunmak erden orgenerale kadar, Genelkurmay başkanı dahil suç teşkil ediyor. Genelkurmay başkanı diyelim ki bu suçu işledi, peki onu kim yargılayacak? Türkiye'de generalleri tek bir mahkeme yargılar, o da Genelkurmay Askeri Mahkemesi'dir. Bu, Genelkurmay başkanının nezdinde bir mahkemedir. Genelkurmay başkanının yargılanabilmesi için, Genelkurmay başkanının kendi sicil verdiği hâkimlerden oluşan bir mahkemeye kendisi hakkında soruşturma emri vermesi lazımdır. Ayrıca bu mahkeme üçü askeri hâkim, ikisi general beş kişiden oluşur. Bu generallerin, yargılanan generalden kıdemli olmaları gerekir. Yoksa kurulamaz o mahkeme. Peki Genelkurmay başkanından daha kıdemli orgeneral var mı? Yok. O halde askeri bir suç işlediğinde genel kurmay başkanını yargılama imkânıı da yoktur.
Genelkurmay başkanı aynen cumhurbaşkanı gibi göreviyle ilgili bir dokunulmazlığa ve sorumsuzluğa mı sahip?
Öyle. Hatta Genel kurmay ikinci başkanı da böyle. Ordudaki ikinci kıdemli de o. Onun da yargılanması imkânsız. Bence medya bu konularda sınıfta kaldı. Bazı köşe yazarları için generallerin siyasi beyanatları çok normal bir hadise. 'Eğer o general, Genelkurmay başkanından veya bir üst komutandan beyanat vermek için izin almış olsaydı, bu yasal olurdu' gibi yorumlar yapılıyor. Hiç suç işlemeye izin verilir mi? Bu durumda suça azmettirmiş olunur. Cumhurbaşkanı'nın resepsiyonunda, Genel Kurmay Başkanı, 'Bizde açıklamayı bizim yetkili kıldığımız bir kişi yapar. Diğer olaylar tek tüktür ve yanlıştır' demiş. Medya da buna 'Evet bu tür açıklamalar Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılmalı' diyor. Bu vahim bir anlayış..
Niye?
Genelkurmay başkanının siyasi demeç vermesi, beyanda bulunması, Genelkurmay Başkanlığı'ndan bu tür bildiriler çıkması suçtur. Genelkurmay başkanının görüş bildireceği anayasal zemin, antidemokratik de olsa, sade-ce MGK'dır. MGK, her toplantısından sonra açıklama yapıyor zaten. Gerçi hiçbir demokratik ülkede böyle bir kurum yok ama, MGK bizim Anayasa'da yürütme organı içinde geçiyor. Bir yerde yürütme görevini üstlenmiş oluyor.
Cumhuriyet tarihinin en büyük skandalı olan Susurluk olayında bir takım generallerin de adı geçti. Susurlukla ilgili kişilerle onların telefon görüşmeleri yazıldı, çizildi. Ama haklarında hiçbir işlem yapılmadı. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?
Bürokraside ve siyasette birtakım hukuk dışı işler yapıldığı için, bu durum, bunların birbirlerine kenetlenmeleri sonucunu da getiriyor. Kimse kimseyi yargının önüne atmak istemiyor. Çünkü bir yerde yapılan hukuk dışı işlerde herkesin bir payı, katkısı vardır. Bir sivil ya da asker bürokrat, bir uygulamanın içine giriyorsa, bunu bir üsttekinin bilmemesi mümkün mü? Bunlar kişisel hareketler değil ki. Eski Jandarma Genel Komutanı, Meclis'in Susurluk Komisyonu'na çağırıldığı halde gitmemişti. Tabii bu noktada devletin Güneydoğu'da yaptığı hatayı da konuşmak gerekir. Ben 22 yıl askeri hâkimlik yaptım ve 1980'de Diyarbakır'da sıkıyönetim savcısıydım.
Neye şahit oldunuz orada?
O zaman PKK militanı sayısı 2 bindi. Bizim orada uyguladığımız yanlış politikalar sonucu çok büyük bir örgütle karşılaştık sonra. Sayı 10 binin üstüne çıktı. Orada 22 yıldan beri hukuksuz bir düzen var. Yani bu ülkenin bir bölümünde demokrasi ve hukuk hiç yok. O bölgedeki kirlenme ve hukuksuzluk Batı'ya sıçradı. Türkiye'nin Güneydoğu'daki sorunu çözememesi, tüm sistemi kirletti, hukuksuzluğa itti. Susurluk aslında bunların genel bir tablosu. Devletin ve askeri yönetimin yaklaşımı yanlıştı. Sorunu büyüttü. Sırf askeri mantaliteyle yaklaşıldı olaylara. Askerin olaylara bakışı ise bellidir. Askerin karşısında daima bir düşman ve onun destekçileri olan hainler vardır. Asker stratejisini o düşmanı öldürmek, püskürtmek, onunla psikolojik savaşa girmek üzerine kurar. Sosyal, ekonomik ve siyasi olaylara asker mantalitesiyle baktığınızda yanlış yaparsınız. Çünkü bu olaylarda sizin karşısınızda bir düşman yoktur, bir 'yurttaş' vardır. Ama bizde paranoya halinde hep bir 'düşman' var. Bir dönem solculardı. Sonra Kürtler oldu, ardından şeriatçılar geldi. Sonra da Aleviler olacak belki. O zaman herkes 'düşman', herkes 'potansiyel suçlu' burada. Kim değil? Herhalde bir tek bunu diyenler değil. Ümit Kardaş NEDEN? Son günlerde generallerin gazetelerde ve televizyonlarda yayımlanan konuşmaları, Türkiye'nin gündemini altüst etti. Adı açıklanmayan bir general, Hürriyet Gazetesi'ne verdiği demeçte bir bakanın 'üstünün çizilmesini' isterken, 28 Şubat döneminin Genelkurmay Genel Sekreteri olan emekli tümgeneral Erol Özkasnak da katıldığı 'Ceviz Kabuğu' isimli televizyon programında, 28 Şubat'ın bir 'postmodern darbe' olduğunu kabul etti. Bir generalin bir bakanı rahatlıkla suçlayabilmesi, bir generalin de 28 Şubat'ta darbe yapıldığını söyleyebilmesi, askerlerin hukukla ve siyasetle ilişkilerinde bir belirsizlik, bir tuhaflık olduğunu ortaya koydu. Biz de 22 yıl askeri savcılık, hâkimlik yapmış olan Dr. Ümit Kardaş ile askerle hukuk arasındaki ilişkiyi konuştuk. Kamu hukuku alanında doktora yapmış olan İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu emekli hâkim albay Dr. Ümit Kardaş'ın 'Hâkim Bağımsızlığı Açısından Askeri Mahkemeler' adıyla yayımlanmış bir kitabı var.
Kardaş'ın ayrıca hukukla ilgili çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış makaleleri bulunuyor.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|