![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
İşin aslı Türkiye bir kez daha siyasi krizde.Nedir bunun nedeni? Enerji Bakanlığı'na ilişkin yolsuzlukları, siyasi iktidarın değil de askerlerin ortaya çıkardığını iddia eden bir "komutan"ın beyanı mı? Bunu yayımlayan basın mı? Bu haberi rejim konusu haline getiren siyasiler mi? Sivil-asker gerilimini fırsat bilip, sonsuz yorumlarını bizden esirgemeyen, konu sıkıntısı içindeki köşe yazarları mı? Tam koyulaşan siyasi krizin mazoşist zevkini çıkarırken, Harp Akademileri'nde AB'ye ilişkin kuşkular içeren konuşmalar yapan komutanlar mı? Böyle bir ortamda darbe sözcüğünü kullanmadan, 28 Şubat'ın postmodern darbe olduğunu hatırlatamayan emekli bir general mi? Mı mi mı? "Normal" bir ortamda ne buna benzer beyanlar olur, ne de, olursa, toplumu krize sürükleyebilir. Sorun zaten kriz şartlarında yaşamakta oluşumuzdan ve hemen her olayın bu krizi ağırlaştırmasından kaynaklanıyor. Aslında Hükümet bir çok alanda başarılı. 24 Ocak 1980'den bu yana ilk kez bir istikrar programı büyük bir azimle uygulanıyor. Bu arada zamanında DYP'nin ihmallerinin de katkısıyla son derece ağırlaşan ekonomik krizi altı ay içinde yine aynı DYP'nin düzeltme iddialarını ve Fazilet'in popülist eleştirilerini de "la havleve" çekip dinlemek zorunda kalıyoruz. Yolsuzluklar konusunda bu Hükümet geçmişteki hiçbir demokratik hükümetle kıyaslanamayacak kadar başarılı. Hapishaneler gibi son on yılın, hatta daha da öncesinin, sorununa da bu Hükümet ciddi çözümler getirmeye çalışıyor. Bütün bunlar siyasi irade olmazsa olmaz. Ve bu siyasi iradenin temelde Sn Ecevit'ten kaynaklandığı da açık. Madem siyasi irade mevcut, neden önümüzdeki sorunların bu irade tarafından çözümleneceğine inanamıyoruz da sürekli kötümserliğe gömülüyoruz? Akla birkaç neden geliyor. Helsinki zirvesinde AB adaylığımızın kabulü Türkiye'yi zor tercihler yapmaya zorluyor. Tartışmayı ortak zemin oluşturmak için değil de, tartışma için yapanların katkısıyla kamuoyu derinlemesine bölündü. TSK'nın belli konulardaki hassasiyetini aşmayı demokrasinin temel ölçütü sayan bazı 'aydın' çevrelerin eleştirileri nedeniyle Hükümet'in sivil otoritesi daha da zayıfladı. "Teşbihte hata olmaz" geleneğinin çocukları olarak her şeyi birbirine karıştırdığımızdan, 28 Şubat'ı bugünkü krizin temel nedeni sayanların görüşleri itibar görmeye başladı vb. Oysa biraz daha yakından bakıldığında, krizin asıl nedeninin siyasi yapımızdaki kronikleşmiş zaaflar olduğu anlaşılıyor. Muhalefetteki iki parti görünen bir gelecekte iktidar yasaklı olarak kalacaklar. Biri zaten bölünme ve kapatılma sancılarını yaşıyor. Diğeriyse, liderinin kişisel hesapları dolayısıyla Cumhuriyet'in temel ilkelerine "ihanet" etmiş sayılmanın etkisinden henüz kurtulamadı. İktidar seçeneği olmayan partilerin muhalefet de yapamayacakları görülüyor. İdeolojinin yok olduğu bir dünyada her siyasi akım kendi içinde ikiye bölünüp partileşti. Bu, fikirlerden ziyade kişiler etrafında politika yapılmasına yol açıyor. Parçalanmaysa güçlü bir siyasi iktidar oluşmasına imkân vermiyor. DSP'de Ecevit sonrası dönemin olası gelişmeleri, yalnız bu partiyi değil, Türk siyasetini derinden sarsacak bir potansiyel yaratıyor. MHP, liderinin basireti sayesinde siyasi yelpazede makul bir yer almaktaysa da, kimseyi rahatsız etmeyecek bir 'tek başına iktidar' seçeneği için henüz hazır görülmüyor. ANAP'ın önemli bir kesiminin yolsuzluklara battığı konusunda, kamuoyunun en azından bir bölümünde yaygın bir kanı var. Yolsuzluk araştırmalarının bir kısmının siyaset dışı mekanizmaların etkisine girmesinde bunun da payı olabilir. Bu şartlarda halk, siyasetçilerin, güçlü ve istikrarlı bir demokrasi için gerekli reformları yapabileceğine inanmıyor. Siyasi liderlerin, daralarak kişiselleşen çıkarları aleyhine reform yapamayacaklarını biliyor. Bu nedenle demokraside en büyük erdem gerektiğinde ayrılmayı bilmekte. Kişilerin istifa edebilmesi kurumlaşmanın da ilk şartı. İstifayı bu denli zor bir şey sanan siyasiler oldukça sürekli kriz içinde yaşayacağız demektir.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||