![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
'Şiir büyük bir yalandır'Tuğrul Tanyol'a göre aşk şiiri yazmak için âşık olmak gerekmiyor, şair olmak yeter: Bazen ortada bir kadın bile yoktur. Bu nedenledir ki birçok kadın 'o şiir'in kendisine yazıldığından hiç emin olamamıştır ÜMRAN KARTALİSTANBUL - Büyü bitti, uyuyan uyandı, gölge sahipsiz kaldı, yaşlı adam gençliğini ve gençliğinin umutlarını özledi, bir düş kurmuştu, şimdiki gençliğin asla anlayamayacağı derin bir düş. Büyü bitti, yolun sonu göründü artık; meçhule giden gemilerin geri dönmediği bir yol açıldı. Büyü bitti, bir zamanların peşinden heyecanla koşulan umutları yok artık, o zamanlar haykırılan sözler mağaralara kilitlendi. Tuğrul Tanyol bu yüzden aldı kalemi eline, o sözleri sahipsiz bırakmak istemedi, beş yıl aradan sonra altıncı şiir kitabını yayımladı: 'Büyü bitti'. Bize de onunla şiir, büyü ve yaşam üçgeninde söyleşmek düştü. Derrida, şiirin adeta 'olmayan'dan hareketle kurulduğunu söyler. Görüntüye getirdiği aslında görüntüde olmayandır, gösterdiği aslında görünmeyendir. Şiir de, büyü ve yaşam da böyle. Hangisi, ne kadar gerçek? Eskilerin sözü gibi, 'Şair sözü değil mi, elbet yalandır.' Şiir gerçekten de aslında büyük bir yalan. Yalnızlıkla ilgili şiir yazmak mutlaka yalnız olmak anlamına gelmiyor. Belki de hiç yalnız değilsin ama o duyguyu yazmak istiyorsun. İşte onun için şiir bir yalan. Hiç âşık değilsin ama aşk şiiri yazıyorsun. Birçok kadın 'o şiirin' kendisine yazılıp yazılmadığından emin olmamıştır. Aslında belki de bir kadın yoktur, sadece aşk şiiri yazmak istemiştir. Şair bazen bir şey söylemeye niyetlenir ama şiir onu başka bir yere götürür. Bu şiirin kendi hayatiyetiyle ilgili bir şeydir. Şiir, sizi istediği yere götürür. Aslında yaşam da bizi istediği yere götürüyor, öyle değil mi? Yaşamın bir büyü olduğunu düşündüm hep. Ve yaşamın sonuna doğru o büyü kayboluyor. Aslında büyüyü gençlik bittiği anda kaybediyoruz. O ilk gençlik dönemi, yirmili yaşlar belki de hayatın en büyülü olduğu dönem. 20-35 yaş arası. Belki de Tarancı 'Otuz Beş Yaş' şiirini bir mihenk taşı gibi koyuyor oraya, bir şeyin bittiğinin farkında o şiirde. 'Büyü bitti, sen onu görmedin'. Sizce görülmeyecek, fark edilmeyecek kadar kısa mı yaşam? Şu var tabii ki büyüyü yaşarken büyünün farkında olmuyorsun, büyü bittiği anda farkına varıyorsun. Yaşamda yoğun olarak yaşanan bir şeyin farkına varmayız. Yoğun bir aşk yaşıyorsanız, şiir yazamazsınız. Aşkın bitmesi gerekir, o zaman şiiri yazılabilir. Hayat bitmeye başlamıştır, hayat hakkında daha iyi şiirler yazılmaya başlanır. Yazabiliyorsanız, şu ana kadar söylediklerimizin hepsi yalan olur. Derrida'nın söyledikleri de gerçeklik kazanmaz. 'Ben havaya fırlatılan taş', 'Taş atıldığı menzile ulaşıyor', 'Taş düşmeyi bırakıyor'. Taş imgesiyle karşılaştığımız dizeler... Şiirde sözcükler, taşlara sarılıp belirsizliğe giden yola konulan birer işaret mi? Çok doğru. Yıllar önce Mehmet Refik'le yaptığımız bir söyleşide 'Bir şiir yazarız ve suya bırakırız; bir gemi gibi. Hangi limana gideceği beni hiç ilgilendirmez' demiştim. Bir yere uğrar, orada birisi bir şey düşünür onun hakkında. Sonra başka bir yere gider. Sanıyorum şair sadece bir iz bırakıyor ve yazıldığı andan itibaren şairin şiir üzerindeki yaptırımı kalkıyor. Anlaşılamaması şiiri büyülü kılıyor mu, ne dersiniz? Hayır, anlamayan insan için hiçbir büyü taşımaz şiir. Şiir okuru olmayan biri için şiirin büyüsü yoktur. Şiirin büyüsü, şiir okuru olan çok dar bir çevre için geçerlidir. Şiir okuru olmayan kesim şiirin kendi, ikinci dilinden habersiz olduğu için oradaki her sözcüğü kendi gösterdiği anlama büründürüp anlamak istiyor. Büyüyle anlaşılmazlığı eşanlamlı tutmak istemiyorum. Aklımıza vaktiyle Oktay Rifat'ın şiiri bir 'görüntü sanatı' olarak nitelendirdiği geliyor... İmge konusu çok tartışılmıştır. Saussure'e kadar imge sadece görsel olarak anlaşıldı. Seslerin de imgesi olduğu meselesini düşündüğümüz zaman, imgenin sadece görsel olamayacağını anlıyoruz. Şiir iki boyutlu, bir şeyi söylerken hem görsel bir imge çiziyorsunuz hem de sessel. Dolayısıyla ben Oktay Rifat'a o kadar katılmıyorum. Hatta ben imgelerin kokuları bile olabileceğini düşünmüşümdür hep. Yazacağınız bir imgeyle kokuyu yaratabilirsiniz şiirde. Bu yüzden şiiri sadece görsel olarak görmek bana pek doğru gelmiyor. 'Ben eksik bir şeyim, kendimi kendimle tamamlayan'. Şiir, şairin kendi yetersizlikleri ve beceriksizliklerini yansıtan bir ayna mıdır? Zaman zaman öyle bir ayna olabilir, ama şiir yazmak bir terapi seansı değil. Sanıyorum her şair yetersizliğini hissetmiştir ama kendini açık bir biçimde ele vermez. Şair kendini beğenmiş biridir, şiirinde kendi kişisel zayıflıklarını ortaya koymak istemez. Hiç kuşkusuz eksik bir şey şiirle tamamlanabilir, niye şiir yazıyoruz ki... Büyü Bitti, Tuğrul Tanyol, Yapı Kredi Yay., 61 sayfa, 1 milyon 200 bin lira
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||