Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
23 Ocak 2001

Daha daha neler var?

Bazı kişiler vardır, öğrenmenin sonsuzluğunu bildiklerinden olacak, sadece bilmek istedikleri konuları seçerler ve o sahada bilgili olurlar. Bazıları vardır, herkesin ele aldığı konuları bir tarafa bırakıp, el değmemiş sahalara girmeyi denerler. Benim gibileri de, herkesin bildiğini ve anladığını iddia ettiği futbol dışında kalan, genelde olimpiyadlar ve atletizm gibi sahalara el atarlar. Aslında, olimpiyadların, dünyanın en büyük ve en önemli bir spor olayı ve atletizmin de sporların anası olduğunu hatırlarsanız, benim hiç de kötü bir seçim yapmadığımı anlayabilirsiniz.
Dünyada hemen her şeyin başı ve sonu insan faktörüne bağlı olduğundan, birkaç örnekle, sizlere ilginç birkaç kişiyi, daha da iyi tanıtmak istiyorum. Brezilya'dan yetişmiş ve atletizmde, ilk olarak kendi sahasında iki kez art arda olimpiyadlarda altın madalya kazanmış olan Adhemar da Silva geçen hafta 75 yaşında öldü. Helsinki'de yapılan 1952 Olimpiyadları'nda, üç adım atlamada bir yıl önce kendi kırdığı 16.01'lik dünya rekorunu 16.12, 16.09, 16.22 ve tekrar 16.22 metre atlayarak, tam dört kez kıran da Silva, dört yıl sonra Melbourne'da yapılan 1956 Olimpiyadları'nda kendi rekorunu 16.35 ve 16.26 metrelik atlayışları ile yenilemişti. Gayet efendi, zarafet ve endamını korumasını bilen biri olarak, 1956'da kendisi ile ilk tanışmamı her zaman hatırlayarak, karşılaştığımız her yerde beni 'Türk, gene mi sen?' diye karşılar ve o sıcacık elini uzatırdı.
Sporda rekabetin, futbolda olduğu gibi, taraftarlığın çok kötü bir uzantısı olan holiganlığa kadar götürüldüğü günümüzde, bir şampiyonun rakibi diğer bir atlet hakkında söylediklerini buraya nakletmeden geçemiyorum. Bildiğiniz gibi, Avustralya yerlilerinden olup, beyaz bir ailenin yanında büyüyen ve Sydney Oyunları'nda altın madalya kazanarak Avustralya'da yılın değil, belki de yüzyılın sporcusu olarak seçilen bayan atlet Cathy Freeman, güler yüzü kadar, son düzlükteki azmi, dayanıklılığı ve sürati ile kendi halkının önünde 400 metre finalinde birinci gelirken Avustralya'da, sanki yer yerinden oynamıştı. Freeman, geçenlerde bir söyleşide yaşamının dönüm noktaları olarak Barcelona'da 400 metre ve dört yıl sonra Atlanta'da hem 200, hem de 400 metreleri kazanan Fransız rakibi Marie Jose Perec'in başarılarını göstermiş.
Söz 400 metreden açılmışken, dünyada gelmiş geçmiş en iyi 200 ve 400 metreci olarak bilinen Michael Johnson, 2001 yılının, kendi spor yaşamı için bir kapanış yılı olacağını ilan etti. Koştuğu mesafelerde olimpiyad ve dünya şampiyonu ve dünya rekortmeni olduktan sonra yapılacak başka bir şey kalmadığını ilave eden Johnson, sahaları artık gençlere bırakıyor. Ama uzun süre bu rekorları yenileyecek kişileri pek göremeyeceğiz gibi geliyor bana.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.