![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Sermaye hareketleri ve kriz mahfie@garanti.com.trBoğaziçi Üniversitesi'ndeki bir seminerde konuşma yapan Dünya Bankası Türkiye temsilcisi Ajay Chhibber, Türkiye'de kasım ayında yaşanan krizin nedenleri üzerinde durmuş. Basına yansıyan biçimiyle Chhibber, krizin, döviz kurunun sabitlenmesi ve dolayısıyla cari açığın büyümesi veya bankacılık kesiminin zayıf yapısı ya da yapısal reformların gecikmesi gibi tek bir nedene bağlanamayacağını, bunların hepsinin nedenler arasında olduğuna değinmiş. Yaşanan krizin tohumlarının on yıl önce finansal-yapısal reformlar tamamlanmadan Türkiye'nin sermaye hareketlerini serbest bırakmasıyla atıldığını vurgulamış. Bu, ilginç bir açıklama. Türkiye, 1980'lere kadar sermaye hareketlerini kısıtlamış, faizi denetim altına almış ve döviz kurunda da sabit kur sistemini kabul etmişti. Bu haliyle, küçük çaplı krizler bir yana bırakıldığında iki kez büyük döviz darboğazına girdi. İlki 1950'lerin sonundadır. IMF ile yapılan anlaşma ve devalüasyonla birlikte ödemeler dengesi krizi denetim altına alındı. İkincisi 1970'lerin sonunda Türkiye'yi 70 cent'e muhtaç hale getiren ödemeler dengesi krizidir. Yine IMF desteği ve devalüasyon geldi. Bu, sermaye hareketlerinin serbest olmadığı dönemde de benzer krizler yaşanabileceğinin kanıtı. Sermaye hareketlerinin serbest bırakılması IMF'nin temel çıkış noktalarından biridir. IMF Ana Sözleşmesi'nin amaçları tanımlayan 1. maddesinin (IV) numaralı bendinde "Üye ülkeler arasındaki cari işlemleri gerçekleştirecek çok taraflı ödemeler sisteminin kurulmasına ve dünya ticaretinin büyümesini engelleyen kambiyo kısıtlamalarının kaldırılmasına yardımcı olmak" fonun amaçları arasında sayılmıştır. Aynı ana sözleşmenin 8. maddesi, kambiyo kısıtlamalarının kaldırılması ve sermaye hareketlerinin serbest bırakılmasını üye ülkeler açısnıdan ideal aşama olarak tanımlamıştır. Dolayısıyla IMF, bütün üye ülkelere bu düzenlemeyi hedef almalarını tavsiye etmiş olmaktadır. Bu, IMF'nin sermaye hareketlerinin serbest bırakılması konusundaki genel yaklaşımı. Türkiye, sermaye hareketlerini serbest bırakmak yolundaki bir dizi düzenlemeyi 1990 yılının sonuna doğru tamamladı. Bu düzenlemeler tümüyle IMF'ye danışarak yürütüldü. Türkiye'nin sermaye hareketlerini serbest bırakmasında en önemli düzenleme Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı karardır. Bu karar yayımlandıktan sonra IMF, Türkiye'nin sermaye hareketlerini serbest bıraktığını ve IMF Ana Sözleşmesi'nin 8. maddesindeki ideal duruma geçtiğini dünyaya duyurmuştur. Bu düzenlemeler sırasında IMF, Türkiye'ye "Finansal-yapısal refromları tamamlamadan sermaye hareketlerini serbest bırakmanız doğru olmaz" biçiminde herhangi bir uyarıda bulunmadığı gibi tam tersine, yukarıda değinilen amaç çerçevesinde, bu yoldaki çabaları desteklemiş ve özendirmiştir. Bu yakın geçmişte yaşadığımız bir gerçek. Bu durumda, eğer krizin tohumları gerçekten on yıl önce yapılan sermaye hareketlerinin serbest bırakılmasına ilişkin düzenlemelerle atılmış olsaydı, Chhibber'in açıklamasını gecikmiş bir IMF eleştirisi olarak kabul etmek mümkün olurdu. Ne var ki krizin tohumları orada atılmış değil. Kasım ayı krizinin tohumları on yıl önce değil, kırılganlığı bilinen Türk bankacılık kesiminin rejim yapıp, kilo vermesine zaman tanımadan IMF ve Dünya Bankası'nın ortaklaşa diktiği daracık elbiseye sokulmaya çalışılmasıyla geçtiğimiz yıl içinde atılmıştır. Dar bir elbisenin içine girmek iki sonuç yaratabilir: Ya elbise patlar, ya da elbiseyi giyen fenalık geçirir. Bizdeki kriz, dar elbiseyi giyen bankacılık kesiminin fenalık geçirmesi biçiminde ortaya çıktı. Bu bir saptama. Bu aşamada, elbiseyi patlatmamak için bankacılık kesiminin kilo verebilmesine zaman tanımak gerekir. Bu da bir tavsiye.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||