![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Kimyasal bireşim Türkiye'de 'demokratikleşme' ile 'AB üyeliği konularının nasıl onulmaz biçimde iç içe geçtiğine sık sık değiniyorum, çünkü değinmek zorunda kalıyorum. Bu durumda AB'ye karşı çıkanların aynı zamanda 'demokrasi' fikrinden ya da değerlerinden hoşlanmayanlar olduğu açıkça görülüyor.İşin bu kısmı oldukça net: Avrupa Birliği veya 'küreselleşme', dış dünya, 'yabancılar', 'Ermeni sorunu' derken, bir tür faşist ve faşizan cephe oluşuyor. Dünyadaki değişimlere, ortaya çıkan oldukça yeni durumlara uygun biçimde, bu da yenice bir 'faşizm' -biraz sulandırılmış, biraz 'pop'laştırılmış bir şey. Bazı 'eski sol' bilinen zihniyetler orada yer buluyor- hem de bayağı parlak bir yer buluyor. Öte yandan, cephe, kolyesi ve küpesiyle gelenlere de kapalı değil. Ama karşı tarafta durum daha karışık. Bu anlaşılır bir şey, çünkü bu toplumun tarihinde antidemokratik düşünce ve tavır her zaman daha güçlü olmuş, geleneklerini, düşünce tarzını, değer sistemini yaratabilmiştir. Buna karşılık, demokrasi, iyi olup olmadığı belirsiz, iyiyse niçin iyi olduğu pek açıklanmamış, en fazla başımız sıkıştığında 'Nereye koymuştuk?' diye aradığımız ve güçlü olduğumuzu hissettiğimizde hemen unuttuğumuz bir şeydir. Dolayısıyla şu evrede de, demokrasi isteyenler, AB'de üyelik isteyenler, ne istediklerini de, niçin istediklerini de çok iyi anlatamıyorlar, çünkü kendileri de çok iyi bilmiyorlar. Bazılarımız, ekonomik çıkarların bunu niçin zorunlu kıldığını çok da ikna edici bir biçimde açıklayabiliyorlar. Ama 'demokrasi' isteğini anlatabilmek ve toplumu bu talepte buluşturmak bir hayli zor. Örneğin biri kalkıyor, Avrupa'nın bize, üyelik için, Kıbrıs anlaşmazlığını gidermeyi şart koştuğundan başlayarak, Kıbrıs'ın bizim için stratejik önemini uzun uzun anlatıyor. Ne demek istediği gayet açık: Kıbrıs'taki statüyü değiştirmek, askeri avantajımızı elimizden alacaktır. Bu mantığı, 'jeopolitik'ten kaynaklanan bu 'analiz'leri hayatımız boyunca, hem de 'tartışılmaz doğrular' olarak dinledik. Sanırım bu ülkenin yurttaşlarının çoğunluğu, bu sözleri duyar duymaz, 'Haa, öyleyse doğru' diyecek şekilde yetiştirilmiştir; onun için de bu analizi yapanın istediği şekilde. Avrupa bütünleşmesini istemekten ve dolayısıyla daha fazla demokrasi talep etmekten hemen vazgeçmektedir. Oysa, daha önce de yazmıştım, Avrupa Birliği'nin temelinde yatan felsefenin önemli bir kısmı, bu birlik içinde bulunan ülkelerin aralarındaki sorunlar ne olursa olsun, bunları savaşla çözmeme konusundaki kararlılıklarıdır. Bu, savaşkan Avrupa'nın kendi tarihinden çıkardığı derstir: geçmişinin bu acı olumsuzluğunu, geleceğinin barışını garanti altına alacak bir ilkeye dönüştürmek. Dolayısıyla, bu 'analiz'in hemen akla getirdiği, başta tabii ki Yunanistan, birilerinin bize 'Kıbrıs üstünden' saldırması, bu temele göre söz konusu değildir. Kaldı ki, Avrupa Birliği'nin bir üyesi olduğumuzda, artık bu saldırıyı Libya mı, Lübnan mı, hangi ciddi düşman gerçekleştirecekse, savunma da bütün Avrupa'nın işidir. Ama AB'ye katılmanın iyi bir şey olduğunu savunanlar da, sözgelişi bunu söylemiyorlar. Çünkü onların çoğu da, alışık oldukları 'ulus-devlet' mantığına göre, o çerçevenin 'çıkar', 'strateji', 'ittifak' vb. kavramları ile belirlenmiş bir gözle bakıyorlar bu konulara. Onun için de, geçen gün İsmet Berkan'ın değindiği, 'Ağırdan alırsak pazarlık gücümüz artar' mantığını geliştirebiliyorlar. Hangi pazarlık? Bu pazarlıkla daha az demokratikleşme ayrıcalığını mı kazanacağız? Daha az medeni olma hakkımızı mı tescil ettireceğiz? Kim, ne kazanmış olacak bu pazarlık sonucunda? Klasik deyimle, 'fiziksel' değil, 'kimyasal' bir beraberlik, bunun sonucu: değişecek olan, herkesin kimyasal bireşimi. Bu Kıbrıs konusunda, tarihi bir sembolizme de değinerek, biraz daha konuşmak istiyorum. Yalnız AB ve demokratikleşme değil, pek çok bakımdan ciddi bir sorun ve burada da neyin ne olduğunu bilmeye ihtiyacımız var.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||