![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Kan davalı kan kardeşler Tunca ARSLANMektepli sinemacılarımızdan Ömer Uğur, yönetmenliğe 1987'de İbrahim Tatlıses'in yaşamöyküsünü anlatan 'Son Urfalı'yla başlamıştı. 'Yalnız Salih' ve 'Sorguda' adlı senaryo çalışmalarıyla ödüller almış; 'Zamansızlar' (1988), 'Arka Evin İnsanları' (1989), 'Ekran åşıkları' (1990), 'Çok Özel İlişkiler' (1993) gibi filmleriyle ilginç konulara el atmasına rağmen pek ses getirememiş, sonraları iyiden iyiye televizyon dizilerine yönelmişti. 'Hemşo' dolayısıyla, Uğur'un beyazperdede ilk kez bu kadar 'büyük' oynadığı söylenebilir. Genel olarak bakıldığında, televizyon ile sinemanın, anlatım-yapı özelliklerinin iç içe geçtiği bir film 'Hemşo'. Ekran karizması güçlü oyuncular, belirgin hatlarıyla yüzeysel öykü, kolaycı diyalog ve espriler, öncelikle televizyon alışkanlıklarına sahip seyircinin nabzına göre şerbet veren bir 'dil'... RTÜK nedeniyle ekrandan evlerimize yansıyamayacak olan argo ve çıplaklık-sevişme görüntüleri de cabası. Ancak, çelişki gibi görünse de belirtmek gerekli, 'Hemşo' aynı zamanda da özen gösterilmiş, üzerine hayli düşünülerek kotarılmış bir film. Ömer Uğur, sinemamıza bol malzeme vermiş olan kan davası sorununa yönelip İstanbul'u mesken tutuyor 'Hemşo'da. Belli oranda 'gelenekten' yararlanıyor, bir yandan da 'Eşkıya', 'Her Şey Çok Güzel Olacak' gibi örneklerin izini sürüyor. Silah satıp cep telefonu alan bazı akrabalarının karşı çıkmasına, 'Milenyuma girdik, kan davası mı kaldı?' demelerine rağmen dedesi tarafından intikama zorlanan Güneydoğulu delikanlının ve İstanbul'da bulup ahbaplık kurduğu üçkâğıtçı kanlısının öyküleri var karşımızda. Asıl mesleği doktorluk olan Romanyalı duygusal fahişe, kadın ve uyuşturucu düşkünü muhtelif tipler de yer alıyorlar serüvende. Kolay tüketilen, her fırsatta, olur olmaz her yerde kahkaha atma beklentisi içindeki seyirciyi mest eden ama yer yer çok öne çıkan anlamlı dokunuşlarını aynı seyirciye iletemeyen bir film 'Hemşo'. Kimi sahnelerde oldukça etkili olabilen ama filmin genelinde alttan alta akan bir hüzün söz konusu. Hazin olan yalnızca kan davası değil, İstanbul'un 'yuttuğu' kimi değerler de her fırsatta anımsatılıyor; töreler ile günümüzün çarpık değerlerinin arasına sıkışmış çaresiz insanlar, çoğu yerde yabana atılmayacak başarıyla betimleniyor. Ama dedim ya, salon dolusu seyirci yalnızca gülmek için 'getirilmiş' sanki bu filme! Tüm kadro gayet iyi, oyunculuk açısından hiçbir problem göze çarpmıyor. Abartıya uygun, zorlu bir roldeki Okan Bayülken filmin lokomotifi niteliğinde. Mizahi boyut kadar tüm 'saçmalık' ve hüzün de büyük oranda Cebrail karakteri üzerinden yansıyor zaten. Mehmet Ali Erbil ise ekran performansını tekrarlıyor, bunun bir 'suç' olmadığını gayet iyi bilerek. Eğri oturup doğru söylemem gerekirse, filmi seyretmeden önce en 'umutsuz' oyuncunun, Demet Şener olacağını düşünmüştüm, 'oyuncu' olmadığı için. Ama onun da rolünün hakkını verdiği görülüyor. Sümer Tilmaç'tan Cengiz Küçükayvaz'a, Yılmaz Köksal'dan Yıldo'ya kadar yan kadronun aksamadığını da eklemeliyim. Mekân seçimi ve kullanımı alkışlanacak düzeyde, kendi adıma bugüne dek Yeşilçam'da rastlamadığım dozda 'beyaz Renault-sivil polis' eleştirisi yapan, biraz uzun tutulmuş izlenimi uyandıran 'Hemşo', çok iyi bir film değil belki ama bir 'ucube' olmadığı da kesin. Yarına ne ölçüde kalacağını bilemem, kendi açısından 'günü kurtardığı' ise net olarak görülüyor.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||