Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
24 Ocak 2001

Genco, Müşfik ve Oğuz

hdevrim@hurriyet.com.tr
Birbirinden güzel iki oyun seyrettim. Tek kişilik oyunlardı. Birinde Genco Erkal'la, diğerinde Müşfik Kenter'le yeniden buluştuk.
Umarım aranızda, tiyatroyu boşlamayanlar çoğunluktadır. Haddimi aşmayı göze alarak, onlara bir teklifte bulunacağım.
Sen kim oluyorsun demeyeceğinizi umarım. Tiyatro seyircisiyim nihayet.
Tiyatroya, sahnede seyredeceğimiz oyun kadar, zihnimizi, duygularımızı, ruhumuzu dinlendirmek için de gitmeliyiz. Tiyatro mevsimi boyunca her ay, en az iki üç kere, bir gizli tarikatın mensupları gibi orada buluşmalıyız. Dışarıda olup bitenleri bir süre için unutmak, günlük meşgalelerden uzaklaşmak, sadece insan yanımızla bir arada var olmanın huzurunu, mutluluğunu duymak ümidiyle... İçimizi arındırmak için...
Hazır hepimizin yüzü aynı yöne dönmüşken, baktığımız yerde bu geçici birliğimizi gerçekleştiren sevgili insanlar karşımızdayken...
Son yıllarda tiyatroya, bir ayine katılırcasına gittiğimi şu iki oyunda daha çok hissettiğim için söyledim bunları.
*   *   *

Önce Oyuncu'yu seyrettim, Tankred Dorst'un "Ben, Feuerbach" adlı oyunu. Yöneten ve oynayan Genco Erkal. Ve Erdem Akakçe ile Zeynep Irgat.
Adına tanıtım dergisinde rastladığım Schulze-Reimpell, Dorst'un oyunları "Günümüz şizofrenisi üzerine çeşitlemeler" adı altında toplanabilir, diyor.
Feuerbach'ın size anlatabileceğim bir hikâyesi yok. Seyrettiğim ikinci oyun, Huysuz İhtiyar da öyle; bize anlatmak istediği bir hikâye değil, bir insan.
Genco Erkal'ın insanı, bir daha unutamayacağınız yaşlı bir aktör. Mutaazzım bir rejisöre kendini beğendirmeye gelmiş. Karşısında genç, "Feuerbach adını bile bilmeyecek kadar cahil" bir reji asistanı buluyor. Oyun boyu çırpınıyor, kendini, oyunculuğunu ona seslenirken bize de kabul ettirmek, sesini görünmez rejisöre de duyurabilmek için.
Bir andan sonra, kimse umurumuzda değil; Genco Erkal'ın insanın nefesini kesen oyunuyla ve Feuerbach'ın bitmesin istediği rüyayla baş başayız. Tek perdelik, müthiş bir oyun. Görmemek olmaz.
Müşfik Kenter bize, hepimizin çok iyi bildiği birini anlatıyor. Bir insan otursun oyun diye düpedüz kendini yazsın, kendiyle derken hepimizle bir güzel hesaplaşsın ve biz hiç gocunmadan kahkahalarla gülelim. Kime mi, Oğuz'un kişiliğinde elbette kendimize. Ve sahnemizin büyük ustası Müşfik'le bir arada olmanın, o tükenmez keyfi.
İki eski dost, oyun sonu sahnede yan yana seyirciyi selamlarken, onları alkışlarken yüksek sesle "Bu ne güzel ikili" demekten kendimi alamadım.
Genco Erkal'ı da ekleyerek, onları sevgiyle üçledim.

Firenze değil Floransa
Haşmet Babaoğlu "Bu Firenze de nereden çıktı?" diye soruyordu (Sabah, 22 ocak). Dikkatli bir okurum, Dr. Mert Şentürk adeta ona cevap veriyor:

   - Pazar günkü (21 ocak) Sabah'ın spor sayfasında kocaman manşet "Firenze karıştı" diyordu. Aylardır süren rezaletin manşete ilk çıkışıydı bu. Doğrusunu, sakın o gazetenin yazarı ve Fiorentina'nın eski futbolcusu Can Bartu'dan sormaya kalkmasınlar. O Firenze'cilerin en önde gidenidir. "Bu şehre bizim dilde Floransa derler" diyen biri çıkmayacak mı?
Yazarken haklı olarak öfkelenmiş:

   - London dönüşü birkaç gece de München'de kaldım züppeliği midir bu, diyor.
Sanırım Fatih Terim de Firenze'cilerden.
Çok zaman oldu, Gülseren Hanım'ın babası ve annesi bir kaplıca tedavisi için İtalya'da Monte Catini'ye gittiler. Gidişte ve dönüşte, içinden otomobille geçtikleri bir şehrin güzelliğini, yeşilliğini, âbidelerini bize anlata anlata bitiremediler. Adı Firenze'ymiş.
Bu kenti çıkaramadık.
Ansiklopedilere bakarak Floransa'ya İtalyanların Firenze dediğini o zaman öğrenmiş, kendi aramızda çok gülmüştük.
Yeni öğrenenlerin, bu hataya düşmekten hoşlandıklarını da bu vesileyle fark ettik. Fatih Terim'le birlikte gazete başlıkları da Floransa'ya dönecektir. Ama Can Bartu adına söz veremem, müzmin snoplardandır.

Ekonomi
Kız kardeşimin kirada bir dairesi var. Gayrimenkul vergisini (aldığı üç kuruş kiranın bir kısmını) ödemek için kaç gündür uğraşıyoruz.
Gazetelerde bu yüzden dikkatimi çekti zahir.

  • Mustafa Özyürek "Faiz ve repo gelirleri ile borsa kazancına beyanname yok" diyor (Milliyet, 23 ocak).
  • Şükrü Kızılot'un dediğine göre "Ücretlilerin ve esnafın vergi yükü arttı" (Sabah, 23 ocak).
  • Bu da Anadolu Ajansı'nın bir haberi: "Maliye Bakanlığı hesap uzmanlarının geçen yılki vergi incelemelerinde, yaklaşık 1 katrilyon liralık gelirin devletten kaçırıldığı ortaya çıktı".
Sonra bilenlere sorup öğrendim: Maliye 2001 yılında 32 katrilyon vergi tahsil edebileceği ümidindeymiş.
"Gelir Dağılımı" dedikleri dağınıklık bu herhalde değil mi?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.