Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
24 Ocak 2001

'Normal'i özledik

ismet.berkan@radikal.com.tr
Size de öyle geliyor mu bilmiyorum ama galiba memleketçe 'normal'in hayli uzağına düştük. Gün geçmiyor ki bu ülkede 'normal dışı' şeyler olmasın.
Son 'normal dışı'lığımız, Anayasa Mahkemesi'ndeki Fazilet Partisi kapatma davasının etrafında yaşanan gelişmeler.
Fazilet Partisi'ni bu davadan kurtarmak için yapılan girişimler ibret verici. Bu girişimlerin yapılmasını (benim gibi) onaylıyor olabilirsiniz ama bunun hukuk anlayışımızda yaralar açtığını da kabul etmelisiniz.
Fazilet Partisi'ni kurtarabilmek amacıyla Anayasa'nın 69. maddesi yeniden düzenlenmek isteniyor. Bu konudaki ilk girişim geçen yılın başlarında yapılmıştı ama aynı pakette yer alan 5 artı 5 düzenlemesi ve Süleyman Demirel ismine duyulan tepki nedeniyle ilgili madde Meclis'ten yeteri kadar kabul oyu alamamıştı. Paket rafa kaldırıldı.
Ancak Fazilet Partisi'nin kapanma ihtimali tam bir kâbustu. Hükümet konuya yeniden öncülük etti, yeni bir paket hazırlandı ve 216 milletvekilinin imzasıyla Meclis'e sunuldu.
Sunulan ilk metindeki 69. madde, Mart 2000'de Meclis'in konuşup yeterince kabul oyu vermediği metnin aynısıydı. Bu metin üzerinde 'mutabakat' olduğu söyleniyordu. Ama meğerse yokmuş! Hükümet, yükseklerden gelen uyarılar üzerine bir gün ansızın bu maddeyi ve bütün anayasa paketini 'rafa kaldırdı.'
Ama bir süre sonra ister istemez eller yeniden rafa uzandı, yeni bir madde metni yazıldı ve bir kez daha 'uzlaşıldı.' Ne var ki, meğerse yine uzlaşılmamışmış! Fazilet Partisi metne itiraz etti. Hükümet çaresiz itirazları yerinde buldu ve bir kez daha 'uzlaşma' sağlandı.
Tam bunun son 'uzlaşma' olduğu sanılırken ülkede 'normal dışı'lığın ikinci aşaması yaşanmaya başlandı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin hem Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e, hem de Başbakan Bülent Ecevit'e 'kaygı'larını bildirdi.
Bir iddiaya göre Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bu kaygıları paylaşmış ve Bumin'e "Anayasa değişikliği önüme gelirse ben onu referanduma götürürüm" demişti.
Buna paralel bir başka iddia ise Bumin'in Başbakan Bülent Ecevit'i bir nevi rejim krizi çıkarmakla tehdit ettiği yolundaydı. Bu iddiaya göre Bumin, Ecevit'e "Anayasa Mahkemesi'nin bütün üyeleri olarak toplu halde istifa etmeye hazır olduklarını" söylemişti.
Başbakan'ın bu 'kaygı' ve tehditleri dinlemesinin ardından 12 saat bile geçmeden hükümet Milli Güvenlik Kurulu'na girdi. Kuruldaki tartışmalar sırasında da konu açıldı, Cumhurbaşkanı Sezer "Anayasa Mahkemesi bu Anayasa değişikliğini dikkate almadan da karar verebilir" diyerek hükümeti 'uyardı.'
Ama hükümet zaten uyarıyı çoktan almıştı. Aynı gün saat 11.00'de Meclis Başkanı'nın başkanlığında toplanan Danışma Kurulu'nda iktidar partileri Anayasa'yı ağızlarına bile almadan farklı bir gündem önerisinde bulundular. Yani 'uzlaşma' bir kez daha yok olmuştu, paket bir kez daha 'rafa' kalkmıştı!
MGK çıkışı liderler alelacele bir araya gelerek 'sorun'a çözüm aradılar. En çok itiraz edilen nokta olan parti kapatmalar için üçte iki çoğunluk arama ibaresinin paketten çıkarılması halinde Fazilet'in tutumu ne olabilirdi?Hüsamettin Özkan hemen mekik diplomasisine başladı. Hükümet kanadı FP ile bir kez daha 'uzlaşma' arıyordu!
Ancak akşamüstü saatlerinde yaşanan bir gelişme bütün bu 'normal dışı' olayların üstüne tam anlamıyla tüy dikti. Türkiye, bir ilki daha gerçekleştirmiş, ülkenin en yüksek hukuk organı olan Anayasa Mahkemesi bir basın bildirisiyle görüşlerini 'kamuoyuna açıklama ihtiyacı hissetmiş'ti.
Düzenin üçlü sacayağından yasama ve yürütme 'erk'leri, geri kalan 'erk' olan yargıyı ilgilendiren bir konuda Anayasa değişikliği girişiminde bulunuyor, bunun üstüne yargı erki diğer iki 'erk'i halka şikâyet ediyordu!
Oysa normal bir ülkede, yargının elindeki çok önemli bir dava konusunda yasama ya da yürütme, oyunun kurallarını değiştirici nitelikte yasa ve Anayasa değişikliklerine girişmezdi. Zaten 'normal' ülkelerde anayasa böyle sık sık değişmeyi gerektirecek 'anormal'likte olmazdı.
Normal bir ülkede, gücünü halkın oylarından alan parlamento ve onun içinden çıkan hükümet, önerilen Anayasa ya da yasa değişikliğini kamuoyuna açıklayıp yeterli tartışma imkânı tanıdıktan sonra o tartışmadan çıkan görüşler ışığında yeni bir düzenleme yapar ve konuyu sonuçlandırırdı. Üstünde teorik olarak 'uzlaşılan' konular tekrar tekrar 'uzlaşma aranmak üzere' rafa kaldırılmazdı.
Normal bir ülkede, kurumlar birbirlerinin işine karışmazlar. Ne normal ülkelerin orduları haftada bir siyaseti etkileyen açıklamalar yapar, ne de o ülkelerin hükümetleri askerden ne kadar bağımsız ve kendilerinin ne kadar sivil olduğunu söyleyerek politika yaparlar.
Normal bir ülkede, o ülkenin Anayasa Mahkemesi 'basın bildirileri' yayımlamaz. Hele bu 'basın bildirileri'nin içine görmekte olduğu bir davayla ilgili ihsası rey anlamına gelecek cümleleri hiç koymaz.
Tabii bütün bu dediklerim 'normal' ülkeler için geçerli. Türkiye ise pek yakında 'normal'in ne olduğunu bile hatırlayamayacak.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.