Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
24 Ocak 2001

Sesi duyulmayanların sesi

Birkaç hafta önceydi. Mutfağa tabakları taşıyor, geri geliyor, ana haber saatlerinde çoğunlukla olduğu üzre sofra kur, sofra kaldır, tarzı işlerin yamacında, kulaklarımı da haberlere tahsis etmiş bulunuyordum.
'Yananların cesetleri' tarzı bir laf, ruhuma çalındı. Haksızlıkların en ağırına, ilahi bir haksızlığa uğramış bir baba: "Ben bana verilen cesedin, çocuğumun cesedi olup olmadığından dahi emin değilim," diyordu.
Televizyonun karşısına mıhlandım. Cezaevlerine düzenlenen Ağır Şefkat Operasyonu'nun neticesinde, çocuklarının yanmış bedenlerine kavuşan ana babaları konuşturuyorlar, zannettim. Zira ne kadar unutturulmaya çalışılsa da, bizler ne kadar yoğun bir güçle unutmaya, YOK saymaya çalışsak da, öyle bir operasyon düzenledi işte. Günler ve günlerce sürmüştü devletimizin 'Ağır Şefkat/Gerekirse Yaka Yaka Hayata Döndürüş' operasyonu.
Sonra. Sonra mı? Tısssss.
Şimdi ben bu ülkeyi anlayamamakta, kavrayamamakta, bu ülkenin nasıl işlediğine dair o gizli ve sinsi mekanizmanın inceliklerine nüfuz edememekte bu denli inatçı bir zavallı şahsiyet olarak, atv ekranlarında, ana haberlerde çocukları şöyle ya da böyle yakılmış bulunan, ana babaların konuşturulduklarını, zannedecek kadar...
Amatördüm. Salaktım. Yabancıydım.
Hayır, epey zaman önce yaşanmış bir otobüs kazasında çocuklarını kaybedenler konuşuyormuş. Otobüsteki teknik bir hata yüzünden çocuğunu, gözünün nurunu kaybetmiş; acıların en büyüğü ile evlat acısı ile kavrulmuş bir trafik mağdurunun, konuşmaya hakkı yok mudur?
Tabii ki vardır. Tabii ki, konuşacaktır.
Peki ya diğerlerinin? ÖBÜR ana babaların? Acılarını paylaşmaya, başlarına getirilenlerin aslında ne olduğunu bizlere anlatmaya hakkı yok mudur? Böyle bir hakkın olmadığı bir ülkede, o operasyonun haklılığı peki, cansiperane, savunulabilir mi?
O ağır, o bizleri günlerce tarumar etmiş operasyon; maksatlı ana babaların maksatlı çocuklarına yönelik, o eşi benzerine dünya tarihinde rastlanamayacak olan o operasyon yoksa olmamış mıdır? Olmamış saymamız mı gerekmektedir?
Olmamış gibi yapmamız mı, doğrusudur?
30'u aşkın ölü söz konusu. 500'ü aşkın ağır yaralı. Nerde peki bu yaralılar? Bir haber alıyor musunuz; bir görüntüleri olsun, ulaştı mı bizlere? Madem 'kurtarıldılar', madem o nice gazeteciyi 'Yatacaksam böyle bir tipte yatayım' diye şevke getirmiş o muhteşem F tiplerinde, kurtarılmış vaziyetteler, görelim onları bir. SESLERİNİ DUYALIM.
Mehmet Bekaroğlu, hepsinin nasıl yara bere içinde olduklarını, nasıl yalnız bakımsız tecrit edilmiş, tam korkulduğu gibi korktukları gibi olduğunu, Allah razı olsun, gidip görüp, aktardı.
Sonra? Sonra: Tıssss.
Ölüm oruçları peki? Hâlâ devam ettiğini bildiğimiz ölüm oruçları. Açlık grevleri. Yara bere içinde: üstüne hortumla tazyikli su sıkılmış, gaz tutulmuş, itilmiş kakılmış, yaralanmış, ağır hafif yaralanmış o mahkûmlar, siyasi mahkûmlar, afiş asmaktan içeri tıkılmış gencecik çocuklar, pankart açmaktan, dergi basmaktan içerdeki o çocuklar...
Onlardan haber var mı?
Ölüm oruçlarından, açlık grevlerinden?
Birlikte 'yaşama alanları' (var ise tabii böyle alanlar) tamamlanmadan, ısı tesisatı kurulmadan, altyapı, üstyapı çalışmaları bitmeden F tipi adıyla maruf hücrelere tıkılmış o çocuklardan peki, bir daha haber alacak mıyız? Yüzlerini görecek miyiz? Dünyada eşi benzeri olmayan F tipi tabir edilen, ancak Amerika'da idamına karar verilenlerin son günlerini geçirdikleri tecrit hücrelerini andıran bu insanlık dışı 'modeldeki' ısrarımızı, sürdürecek miyiz?
Operasyon öncesi Hikmet Sami Türk'ün F tiplerinin gözden geçirileceğine/bazı değişikliklere gidileceğine dair sözünü; Ağır Şefkat Operasyonu'nun ardından unutması, unutturması, söz konusu etmemesi peki, demokratik devlet anlayışı ile bağdaşıyor mu?
Verilmiş böyle bir söz varken, ondan dönülmesi; operasyonun o yakıcı operasyonun akabinde de "Karıştırmayın şimdi bunları. Temiz temiz yaptık operasyonumuzu, yaktık çenelerini," tavrına girilmesi hukukla, demokrasiyle, insan haklarıyla, hükümet olmakla, seçilmiş olmakla bağdaşmakta mıdır? 'Normal' midir? Olacak 'iş' midir?
Demokrasilerde HERKESİN sesi duyulur.
Herkesin, bir diyeceği vardır. Olabilir. Diyeceğini ifade etme özgürlüğü vardır. Demokrasilerde beyler, maalesef, öyledir.
Sesleri kapatabilirsin, yakabilirsin, örtebilirsin, kısabilirsin sesleri. Antidemokratik yöntemlerle, bu mümkündür. Ama bakarsın, o kestiğin, kıstığın, yok saydığın sesler; 80 yıl sonra, 90 yıl sonra dahi duyuluyorlar.
Hiç ummadığın yerlerden. Hiç ummadığın zamanlarda yükselir sesler. Sesi duyulmayanların sesi, bir yerlerden çıkıverir.
Artık ne kadar tepinsen, susturamazsın.
Mazlumun ahı. Sesini kıstığının sesi. Hiç beklemediğin yerlerden çıkar. Aheste aheste. Hem de.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.