Sokakta nükleer tehditSovyetlerin dağılmasıyla birlikte nükleer silah yapımında kullanılan maddelerin kaçakçılığında adeta patlama yaşandı; Türkiye de konumu gereği bu trafiğin kilit ülkelerinden biri haline geldi Yrd. Doç. Dr. MUSTAFA KİBAROĞLU
Uranyum katkılı bombaların NATO'nun Kosova operasyonunda kullanılması ve o bölgede görev yapmış askerlerde kan kanseri vakalarına sıklıkla rastlanması önemli bir tartışma başlattı. Tüketilmiş uranyum içeren silahların insan sağlığına ve çevreye etkileri olup olmadığı henüz üzerinde mutabakata varılamayan bir konu olarak durmakta. Bu konu uzmanları tarafından tartışıladursun, gerek ülke güvenliği gerek toplum sağlığı açısından daha ciddi etkileri olabilecek ve nükleer maddelerle bağlantısı olan bir başka konuya değinmekte yarar var.
Soğuk Savaş yılları boyunca Sovyetler Birliği, başta nükleer olmak üzere, kimyasal ve biyolojik silahlar üretmek ve geliştirmek konularında son derece yoğun olarak çalışmış ve bu silah kategorilerinden çok büyük miktarlarda üreterek Birliği oluşturan cumhuriyetlerin bazılarında kullanıma hazır şekilde konuşlandırmış, bazılarında ise stoklama yoluna gitmiştir. Bu silahları geliştirme projelerinde Sovyetler Birliği'ni oluşturan cumhuriyetlerin hemen tamamında yüzlerce bilimsel araştırma kurumunda ve laboratuvarlarda binlerce bilim adamı, uzman ve teknisyen görev almıştır. Büyük gizlilik ortamında ve son derece güçlü Sovyet merkezi otoritesinin gözetiminde çalışan bilim adamı ve teknisyenler ile kitle imha silahı yapımında kullanılan her türlü bilgi, malzeme ve teknoloji yüksek güvenlik ortamında bulunmaktaydı.
Ancak Sovyetler Birliği'nin yıkılmasını takip eden süreçte yaşanan siyasi, ekonomik ve toplumsal olaylar ve merkezi otoritenin kaybolması, çok küçük miktarları dahi çok sayıda canlının yaşamına son verebilecek olan nükleer, kimyasal ve biyolojik maddelerin eskiye oranla çok daha kolay erişilebilir, güvensiz ve denetimsiz ortamlarda kalmalarına yol açmıştır. Sovyetler Birliği döneminde araştırma merkezlerinde kitle imha silahı üretiminde kullanılan malzemelerin ne miktarlarda üretildiği ve stoklandığının güvenilir kaydı tutulmamış olması sebebiyle günümüz itibarıyla bu malzemelerin ve bu alanda çalışmış olan bilim adamı ve teknisyenlerin hangi konumlarda olduğunu kestirmek oldukça güçleşmiştir.
Dolayısıyla, eski Sovyetler Birliği topraklarında günümüzde kötü ekonomik ve toplumsal şartlarda ve yetersiz güvenlik ortamında bulunan malzeme, teknoloji ve bilgi birikimi, kitle imha silahı kapasitesi geliştirmek isteyen ancak bunun için bilimsel ve teknik altyapısı yetersiz ülkelerin ilgi odağı haline gelmiştir. Bu gibi malzeme, teknoloji ve bilimsel birikimin yasal olmayan yollardan özellikle bazı Ortadoğu ülkelerine kaçakçılığının yapıldığı birçok olayla tespit edilmiştir. Geçiş noktası Türkiye'nin özellikle nükleer madde kaçakçılığının önemli bir geçiş noktası durumunda olduğu ortaya çıkartılan kaçakçılık girişimleri ve ele geçirilen madde lerin miktarları ve türleri incelendiğinde anlaşılmaktadır. Örneğin, 1993 yılından 2000 yılına kadar dikkat çekici 18 girişim olduğu konuyla ilgili ortamlarda ifade edilmektedir. Nükleer silahların yayılması sorunu üzerine uzmanlaşan Kaliforniya'da kurulu saygın bir araştırma merkezi olan Monterey Institute Center for Nonproliferation Studies verilerinde Scientific American dergisindeki bir yayına atfen Taşkent, Özbekistan kaynaklı 6 kilogram zenginleştirilmiş uranyumun Mart 1993'te İstanbul'da ele geçirildiği ifade edilmektedir. Aynı yıl ekim ayında Reuters kaynaklı bir haberde Rusya'da 2.5 kilogram az zenginleştirilmiş uranyumun dört İranlı'nın karıştığı bir kaçakçılık girişimi sırasında İstanbul'da ele geçirildiği belirtilmektedir. Takip eden günlerde Bursa'da üç Gürcistanlı'nın 4.5 kilogram uranyumu satmaya çalışırlarken yakalandığı açıklanmıştır. Bir başka olayda Ekim 1994'te nükleer silah yapımında kullanılabilecek düzeyde zenginleştirilmiş 750 gram uranyum ele geçirilmiştir. Takip eden yıllarda yoğunlaşarak süren bu girişimler sırasında, 1996 Ocak ayında Gürcistan'dan Libya'ya sevk edilmekte olan 1.2 kilogram kadar zenginleştirilmiş Uranyum Yalova'da, ve daha yakın tarihlerde Şubat 1999'da Rusya kaynaklı olduğu düşünülen 100 gram yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum Bursa'da ele geçirilmiştir. Türkiye'ye zararları Yukarıdaki örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak, burada esas olarak vurgulanması gereken husus, Türkiye üzerinden yapılan nükleer madde kaçakçılığının hem ülkemiz güvenliğine hem de toplum ve çevre sağlığımıza çok olumsuz etkileri olabileceği gerçeğidir. Şöyle ki: Kaçakçılığa konu olan başta nükleer olmak üzere kimyasal ve biyolojik silahların yapımında kullanılan malzemelerin alıcısı durumundaki ülkelerin aynı zamanda geçmişte ve günümüzde Türkiye'ye aktif veya potansiyel tehdit olarak değerlendirilen ülkeler olduğu görülmektedir. Ayrıca, gerek bu ülkeler tarafından yönlendirilen, gerekse uluslararası yapılanmaya sahip terör örgütlerinin de bu nevi maddelere ulaşmak istedikleri bilinmektedir. Ele geçirilen malzemelerin bazıları silah yapımında veya terör amaçlı direkt olarak kullanılabilecekleri gibi, bazıları da bu alandaki araştırma ve geliştirme faaliyetleri açısından büyük önem arz etmektedir. Dolayısıyla, ileride Türkiye'ye karşı bu gibi silahları savaş ortamında ya da terör yoluyla kullanmak amacında olabilecek ülkelere karşı alınabilecek önlemlerden bir tanesi kaçakçılığın kesin önlenmesine çalışmak olmalıdır. Ancak, malum yapısal ve ekonomik sorunlar yanında, kaçakçılığa konu olan malzemenin taşınabilir ve gizlenebilir olması da bu alanda mücadeleyi zorlaştıran bir unsur olmaktadır. Bu konuda istihbaratın çeşitlendirilmesi ve teknolojik imkân ve kabiliyetlerin zenginleştirilmesi gerekmektedir. Batı ve ulusal güvenlik Diğer taraftan, kaçakçılığı yapılan malzemenin bulundukları depolardan, ya da araştırma laboratuvarlarından alındıktan sonra izledikleri yol boyunca hangi fiziki şartlarda muhafaza edildikleri büyük bir önem kazanmaktadır. Nükleer, kimyasal ve biyolojik silah yapımında kullanılan malzemelerin belli ortamlar dışında bulundurulması çok büyük çevre felaketlerine ve tabii binlerce insanın çok olumsuz etkilenmesine hatta yaşamlarını yitirmelerine yol açabilir.
Batılı ülkelerde ulusal güvenlik kavramı giderek daha çeşitlenmekte, ekonomik ve adli birtakım konular da ulusal güvenlik araştırmalarına dahil edilmektedir. Bu çerçevede, ulusal ve toplumsal güvenliğimiz açısından, ülkemizde son dönemde başlayan ve art arda gelen büyük kapsamlı operasyonlar zincirine, kitle imha silahı yapımında kullanılan malzemelerin kaçakçılığı olaylarını da dahil etmekte büyük fayda vardır.
Yrd. Doç Dr. Mustafa Kibaroğlu: Bilkent Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|