Bilge siyasetçi karamsar hdevrim@hurriyet.com.tr Ortalık, benim aklımın ermeyeceği boyutta karıştığı zamanlar, bilge siyasetçiyle baş başa kalmanın bir yolunu ararım.
Yalnız kaldığımızda, gene ne istiyorsun anlamında bir süre beni seyrettikten sonra söze, sanırım can alıcı yerinden tam isabetle girdi:
- İş yapmayan iktidar istikrar sağlayamaz, dedi. İstikrar sağlayamayan iktidarın geriye tek endişesi kalır, ömrünü uzatmak, nasılsa geldiği yerde durabildiğince durmak.
Haydaa! En son söyleyeceğini niye en başa aldığını anlayamadım. Halbuki zihnimde hazır sualler var. Şu şu şu konularda neler düşünüyorsunuz, diye bir bir soracağım:
- Batakçı bankaların, civar yolsuzlukların üzerine gidildi. Ama daha çok, düğmeye kimin bastığı konuşuluyor. Bu yanı sahiden önemli mi?
- Adı önemli değil, fiilî af uygulandı. Paralelinde ölüm oruçları vardı. İnfaz sisteminde gelişme işaretleri görüyor musunuz?
- Cumhurbaşkanlığı süresi 7 yıl olarak mı kalsın, yoksa 5 + 5 yıl düzenine mi geçilsin tartışmasının acelesi ve önceliği var mı?
- Avrupa Birliği'ne uzanan yolun neresindeyiz? Ermeni soykırımı iddiasını benimseme gayretkeşliğinin AB-Türkiye ilişkilerine dönük bir yanı da olabilir mi?
- Bir parti aleyhinde açılan kapatma davası karar aşamasına yaklaşırken, bu kararın alınmasını güçleştirecek Anayasa değişikliğine gidilmesini nasıl yorumluyorsunuz?
- Askerlerden, yüce mahkemelerin eski başkan ve savcılarından sonra, bütünüyle Anayasa Mahkemesi heyetinin de dile gelmesini ve TBMM'nin yetki alanına giren bir konuda istifa tehditli görüş bildirmesini siz nasıl karşılıyorsunuz?
Bir bir soracaktım, ama onun beni dinlemeye niyeti olmadığı belli. Sözleriyle gene de bir sualime cevap vermiş oldu:
- Hükûmetin MİT Başkanı'na açıklama sipariş ettiği bir ülkede herkes konuşur. Size ne oluyor, deme hakkını da kaybetmiş olursunuz.
Bundan öte söylediklerini telgraf metnine dönüştürerek özetliyorum:
- Geçen yılın altı ayını, Demirel'i Çankaya'da nasıl tutacağını düşünmekle geçirdi bu hükûmet. İki ay da Af Kanunu macerasıyla harcandı. Hükûmet artık yeni ve fuzulî meşgaleler aramasın. "Kendi ruhlarındaki karanlığı topluma yansıtmaya uğraşan zavallılar" türünden edebiyatçılığı başkalarına bıraksın. Alternatifim yok rehavetinden kendini kurtarsın. Sağlamlığına, kararlılığına herkesten önce askerleri inandırsın. Ve işadamlarının, meslek kuruluşlarının, aklı başında iktisatçıların, ekonomi yazarlarının dediklerine kulak versin. Ekonominin tehlike çanları çaldığı gerçeğini, uyduruk gündem maddeleriyle unutturmaya çalışmasın.
- Karamsarsınız, dedim.
- Şu önümüzdeki yıl bizi, aklımızdan geçmedik kötü noktalara götürebilir, dedi. Siz gazeteciler de fazla heyecanlısınız, daha temkinli ve basiretli olmalısınız!Erken kalktım işime... Hatırladığım bir sahneyi kısaca söyleyeyim. 1958'de ilk defa Münih'e gittim. İki rahmetli dostumla birlikte: Halide Pişkin, Müeddep Erkmen ve ben, "Pişkin Teyze Avrupa'da" röportajını yapmak için. Gece karanlığında bir otele yerleştik.
Ertesi sabah sokaktan gelen seslerle uyandım. Uyuya kalmışız korkusuyla pencereye koştum. Ooo! Günü yarılamış olmalıyız. Tramvaylar, kaldırımlar insan kaynıyor. Sabah mahmurluğu da yok üzerlerinde...
Saate baktım, sabahın 6'sıydı.
Pazartesi sabahı 8.30'da Akatlar'dan yola çıkıyoruz. Bir boşluğa ve kaldırım kenarlarına park etmiş arabaları saydım, 56 otomobil. Park yeni boşalmış (yani sahibi işe gitmiş) otomobil sayısı 5.
Demek ki, sabah 8.30'da yola çıkanların sayısı, araba sahiplerinin onda biri bile değil.
Gençliğinde yabancı ülkelerde de çalışmış ünlü bir işadamının sözleri çınlıyor kulağımda:
- Biz Türkler sabahları çok geç işbaşı yaparız. Bu yüzden evden işe dönüşümüz de gecikir. Sinemasıyla, tiyatrosuyla, eğlence yerleriyle, dost meclisleriyle gece hayatımızın gelişmemiş olmasının esaslı bir sebebi de budur.
Atasözü şöyle tamamlanır: Erken kalktım işime, şeker kattım aşıma. Dil Yâresi Türkçe dostlarından (Yavuz Balibaş)
- "Bu da geçer yahu..." derken, yahu vurgulayıcı anlamda mı kullanılıyor? İmlası yahu mu, yoksa Ya Hu veya Ya hu (Yarap/Ya Rab gibi) diye mi yazılmalı?
- Kelime günümüzde bitişik yazılıyor. "Ey o zat, Ey Allah!" deyişinden yola çıkıldığı belli. Ama vurgulama farklarıyla çok çeşitli anlamları ifade eden bir ünlem niteliği edinmiş.
"Hey, bana baksana!" (Vasıf Ağa'yı tanımayan Üsküdarlı gördünüz mü yahu? Kemal Tahir).
"A canım!" anlamında rica yollu (Yahu! Günaha mı girersin, bir kerecik... Burhan Felek)
Söylenen sözün anlamını pekiştirmek için (Yahu, dedi; bu adam kendisine iftira ediyor. Yusuf Ziya Ortaç).
Bunlardan ibarettir demek de istemiyorum.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|