Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
25 Ocak 2001

Krizin etkileri

mahfie@garanti.com.tr
Aralık 2000'de imalat sanayii kapasite kullanımı yüzde 74.5 olarak açıklandı. Böylece yaşanan likidite krizinden sonra imalat sanayiinde başlayan kapasite kullanımı düşüşünün hızlanarak devam ettiği ortaya çıkmış oldu. DİE'nin anketini yanıtlayanlara göre aralık ayında tam kapasite ile çalışılamamasının nedenleri arasında iç piyasadaki talep yetersizliği yüzde 50 ile birinci sırada yer alıyor. Yine ankete katılan işyerlerinin yüzde 57'den fazlası üretimlerinin azaldığını belirtmişler.
Haziran ayından itibaren sürekli olarak geçen yılın aynı ayının önünde giden imalat sanayii kapasite kullanımı oranı aralık ayında 1999 yılının aralık ayı oranıyla neredeyse aynı düzeye geldi. 1999 yılının aralık ayı, imalat sanayiinde kapasite kullanımı açısından çıkışın ilk ayıydı, oysa 2000 yılının aralık ayı imalat sanayiinde kapasite kullanımında inişin ilk ayı.
Kapasite kullanım oranının alt ayrıntılarına baktığımızda kamu kesiminde imalat sanayii kapasite kullanımının yüzde 87 olmasına karşın özel kesim imalat sanayiinde bu oranın yüzde 65 düzeyinde kaldığını görüyoruz. Özel imalat sanayii, kapasite kullanım oranı Nisan 2000'den bu yana en düşük düzeyine inmiş bulunuyor. Özel kesimin piyasada ortaya çıkan daralmaya derhal tepki verdiği anlaşılıyor. Bu son derecede doğal bir tepki. Piyasada talep düşmüşse üretimi yavaşlatmak normal. Kamu kesimi ise piyasayla ya da taleple pek de ilgili olmadığını, üretim için talepten başka dürtülere göre hareket ettiğini bir kez daha kanıtlıyor.
Likidite krizinin, reel kesim krizine döneceğini söyleyip duruyorduk. Kanıtlar ortaya çıkmaya başladı. Önümüzdeki dönemde daralma daha belirgin hissedilecek. Eskiden bu tür krizlerde sanayi, stok için üretime devam ederdi. İlerideki dönemde piyasaların açılacağını düşünerek işçi çıkarmaz, stok için üretimini sürdürürdü. Çünkü Türkiye'de bu tür daralmaları genellikle kamu kesiminin önderliğinde bir genişleme izlerdi. Öyle olunca da sanayi kesimi genişleme periyodunda stoklarını elden çıkarır, hatta oluşan fiyat artışları nedeniyle zararını çıkarıp kâra geçerdi. Bu kez öyle olmayacağı anlaşılıyor. Geleceğe ilişkin beklentilerin kötümserliği doğrudan üretimde daralmaya yol açıyor. Nitekim ankete katılanların yarıdan fazlası üretimlerini azalttıklarını söylüyorlar.
Reel kesimde gelişmeler böyle. Kamu kesiminin borçlanmasında faizlerde ortaya çıkan gerileme, oldukça cesaret verici. Salı günkü ihalede 3 ay vadeli bono satarak 388 trilyon lira net borçlanma yapan Hazine'nin yıllık bileşik faizi yüzde 57.34 oldu. Bir önceki ihalede 6 aylık bonoların yıllık bileşik faizinin yüzde 67.47 olduğu dikkate alınırsa bu önemli bir gerileme ifade ediyor. Ocak 2001'de Hazine kâğıtları faiz ortalaması yüzde 63.3, vade ise 228 gün oldu. Aynı değerler 2000 yılı ocak ayında sırasıyla yüzde 37 ve 331 gün idi. Faizler 26 puan yukarıda, vade ise 103 gün daha kısa. 2000 yılının ilk ayındaki konumdan oldukça uzakta olmamıza karşın ihalede ortaya çıkan faiz düşüşü ve ikinci piyasada faizlerde ortaya çıkan ciddi gerileme kötümser havanın dağılmasına yol açıyor.
Mali kesimde kriz sonrası bir toparlanma eğilimi görünüyor. Ne var ki mali kesimde yaşanan kriz bu kez reel kesimi sıkıntıya itti. Reel kesimdeki sıkıntının mali kesimi tekrar nasıl ve ne boyutta etkileyeceğini zaman gösterecek.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.