Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
25 Ocak 2001

İkinci baharlar

mtasdiken@hotmail.com
Evet, bu başlıkla o televizyon dizisinden bahsetmek istiyorum. Adam kıtlığı çeken bu ülkede, ne doğru dürüst dizi tasarımcısı, ne de ülkesini ve halkını okumasını bilen televizyon yöneticisi var. Adamlar camdan bir fanus içinde, öğrendikleri üç - beş teknik kuralla, olmayan bir ülkenin, olmayan bir halkını anlatıyorlar. Hayat ve gerçek bir başka mecrada akıp gidiyor. Televizyonlarsa haberinden programına kadar, sanal ve ayrı bir dünya yaratma peşindeler. Üstelik bunun da farkında olmayarak ve bir maymun insiyakıyla sürekli ve sadece birbirini takip hevesiyle.
Dizileri de öyle. Kan, silah, şehvet ve şiddet isterilerine boğulmuş hamakat. Ayakları yere basmayan hikâyeler, uzayda mı nerede yaşadığı belirsiz, sadece görüntüleriyle insana benzeyen yaratıklar. Reyting diye tutturdukları kalp paraya benzer ölçülerle kendi yarattıkları kulvarlarda birbirleriyle hezeyan yarışları.
'İkinci Bahar' böyle afyonlanmış bir dünyaya düşen yıldırımdır.
O insanlar, işte bu ülkenin insanlarıdır. Bu çağı yaşamaktadırlar.
Bakanlarda uyandırdıkları ilk ilgi, kendilerine, kendi bildik yakınlarına, kendi hayatlarına benzer bir tanıdıklık hissindendir.
Olayın mekânı bellidir. İnsanlar kanlı canlıdır. Nereden geldikleri, neyle uğraştıkları, birbirleriyle ilişkileri, absürt salaklıklar ve uzaylı fantezilerden bunalmış insanlara bir gerçeklik duygusu vermektedir.
Araştırılmış, çalışılmış, ölçülmüş, planlanmış bu işi, en vasat zekâlar bile, dizi diye yutturulan ishal olmuş ucuz hayallerden derhal ayırt edebilmektedir.
'İkinci Bahar'ı övüyorum, evet. Özellikle çok beğendiğim Şener Şen'i, Uğur Yücel'i. Ama daha önce böyle bir ekiple Türk sinemasına yeni bir çizgi kazandıran Yavuz Turgul'u. Şarlatanlığın ve göz boyamacılığın altın çağında, kendini daima gerilerde tutmaya çalışan bu ilkeli ekol sahibini öyle takdir ediyorum ki. 'Züğürt Ağa'dan 'Eşkıya'ya kadar bir mühendis titizliğiyle yaptığı işlerde, sinemaya sadece bir ekol değil, aynı zamanda Şener Şen, Uğur Yücel gibi birinci sınıf bir ekip kazandırdı. Yavuz Turgul, Ertem Eğilmez çizgisinden geliyor. Ertem Eğilmez, Türk sinemasının bana göre en önemli eseri olan 'Hababam Sınıfı'nın yönetmeni. Halkını, halkının nabzını, komedinin hassas ölçüsünü büyük bir keşifle kavramış, Yeşilçam'ın en önemli birkaç isminden biri.
Bu nabız meselesi, üzerinde durulması gereken bir mesele. Her şeyin en iyisini bilen televizyon yöneticilerimizin bilmediği bir şey bu. Yani halkın isteği. Yavuz Turgul'un istikrarlı ve uzun başarılı yaşamında Ertem Eğilmez'den öğrendiği ilk şey bu olmalı.
Gerçeklik kadar önemli bulduğum ikinci bir şey de bakıştır. Yavuz Turgul, Yeşilçam'ın şablon tiplerini, yaşayan insanlar haline getiriyor. Ama nabız ilkelerini korurken, sevgi dolu bakışını da yaşatıyor. Kötü olaylar, kötü davranışlar koyuyor, kötü insanlar koymuyor. Kat kat dramların altına, daima yürekleri burkan ve insanı sevgiye, sevmeye, iyi düşüncelere yönlendiren bir temel açıyor. Bu, insanın temelidir. Dostoyevski'den Victor Hugo'ya kadar hayat hikâyeleri anlatan bütün evrensel dehaların en büyük keşfidir bu. İsa'nın bu kadar yaygın dindaş bulmasındaki sır da buradadır. İnsanın fesat ve kötülük dolu dünyasına, bahar yağmurları gibi bu hüzünlü sevgiler de inmese, dünyanın çekilecek yanı mı kalırdı?
'İkinci Bahar'ın belki birinci başarısı bu. Bir artezyen vuruyor ve bir süre çamurlu da aksa insanların içindeki berrak kaynağa ulaşıyor.
Bu adam insanları seviyor. Ben de hiç tanımadığım halde bu adamı seviyorum. Kendisinden ve ekibinden bu ülke daha çok eserler bekliyor.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.