Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
25 Ocak 2001

Herkesin karanlık yüzü

Tarihi olayların güncel siyasetin konusu olup olamayacağı veya ne kadar olacağı neredeyse içinden çıkılmaz bir konu. Geçmişin muhasebesinin etik bir yanı olduğu düşünülebilir. Örneğin, insanlığın geçmişine bakıp, bir zamanlar, kölecilik yapmış olmasından utanması önemlidir. Geçmişle hesaplaş-
ma, milletler adına olunca, bu anlamını yitirip, basit bir özür dileme eylemi ile işin içinden sıyrılma aracı haline geliyor. Oysa, geçmişle hesaplaşma, insanın kendi karanlık yanı ile yüzleşmesi olduğu sürece anlamlı, yoksa değil. Bu bakımdan, samimi etik kaygılar açısından, 'milletlerin geçmişi ile yüzleşmesi' çok tartışma götürür bir şey.
Bir kere, milletin kendisi tarihi bir kategori, ayrıca, milletleri oluşturanlar, ne her zaman birbirleriyle aynı kanaatleri paylaşıyor, ne de aynı konum ve iktidara sahipler. Bu, her millet için, her tarihi olayın her iki tarafı için de böyle. Hal böyle olunca, işin içinden çıkmak zorlaşıyor. Uluslararası sistemde, millet olarak varlığını sürdüren toplumlar açısından, tarihle hesaplaşma, neresinden bakılsa, samimi etik kaygılardan uzak ve uluslararası iktidar mekanizmalarının araçları olmaya mahkûm oluyor.
İkide bir karşısına geçmişine ilişkin 'suç' çıkarılan Türkiye'de her seferinde bir algı bozukluğu ortaya çıkıyor. Yakın zamana kadar, Türkiye'nin resmi tezi, bir millet olarak, geçmişine sahip çıkıp, suçlamaları reddetmekti, sonra, farklı bir tutum takınılmaya çalışıldı, 'Tarihi olaylar tarihçilere bırakılsın' tezi dillendirilmeye başlandı. Ancak, bir yandan, uluslararası sistemde, güçlü olmayanın, işi tarihçiye bırakma lüksünün olmadığı hissediliyor, diğer yandan, milliyetçi savunma refleksleri ağır basıyor, iş çığrından çıkıyor.
Hem Avrupa Birliği'ne girilmeye çalışılacak, hem Avrupa'nın yaptırım gücü ile boy ölçüşülemeyecek, hem küreselleşilecek, hem küresel köyün ağalarının olduğu gerçeği ile yüzleşilemeyecek. Türkiye'nin işi zorlaşıyor, zorlaştıkça iş, lümpen milliyetçiliğe, çaresizce bağırıp, çağırmaya varıyor.
Oysa, mesele sadece, geçmişin onurunu kurtarma meselesi değil. Avrupa Birliği, küreselleşme adına, bu coğrafyada yaşayanların haklarından taviz konusunda aynı hassasiyet gösterilemiyor. Türkiye, bugün, ekonomi politikasını, daha fazla borç alma uğruna, başkalarının eline vermiş bir ülke. İşçisinin ücretini işçisiyle pazarlık yaparak değil, borç verenlerle pazarlık yaparak (daha doğrusu onu bile yapamayarak) belirleme durumunda. Tarımını çökerterek, kendisini besleyemez bir ülke olma yolunda. İş daha acıklı durumlara gelecek.
Küresel köyün ağası da olmak var, rençberi de. Geçmişine dokunulduğunda, bunu izzetinefis meselesi yapan Türkiye, millet olarak, adına hareket ettiği topluluğu rençber olarak ağaların önüne atma konusunda yeterince duyarlı değil.
Liberaller, küresel köyü, ağa-rençber ilişkisinin tamamen dışında, bir tatil köyü olarak hayal ettikleri için, işin bu yönünü görmezden gelip, başları sıkıştığında, işi tarihe havale etme, mümkün mertebe, mutedil bir pozisyon alma peşindeler.
Milliyetçilerin de, nefesi bu noktada tükeniyor. Biraz, bağırıp çağırmaktan, daha fazlasına güçleri yetmediği için, biraz da, aslında ağalık düzenine karşı olmadıkları için. Kendileri de, ağalık hevesinde oldukları için, ağalık düzeninin kendisinden rahatsız olmuyor, ona ses çıkarmıyorlar. Onlar da, mümkünse, bu bölgenin ağası olmayı hayal edip, mevcut ağalara, millet adına, her türlü tavizi vermeye hazırlar. Ancak, doğrudan onurlarına dokunulduğunu hissettikleri noktada diklenmeye çalışıyorlar, acizliklerini hissettikleri oranda öfkeleniyorlar. Ağalık düzenine karşı olmadıkları için, aynı oyunu oynamaya çalışıp, misilleme olarak, ağaların geçmişini kurcalamaya, çaresizce aynı oyunu oynamaya çalışıyorlar. Bu şu demek: kendilerine dokunulmazsa, onlar da, Fransızların Cezayirlilere yaptıkları ile, katiyen ilgili değiller.
Yıllar önce olanların, ölenlerin, onlar adına Türkiye'yi suçlayanların umurunda olduğunu sanmıyorum. Yine de 'geçmişle hesaplaşma', iyi bir vesile, bugün itibarıyla, herkesin karanlık yüzünü, biraz da olsa, gün ışığına çıkarıyor.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.