![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Konuşmak, geleneksel de değildir! Devlet memurlarının, konuşarak kime ne yarar sağladıklarını anlayamıyorum. Memur önüne gelen işi, yanlış görse de kanunun dediğine uygun yürütür, masasındaki dosyaya kendi tercihlerine uygun kurallar uygulamaz. Bu nedenle de yaptığı işi savunmasına, kararlarını tanıtmasına gerek yoktur.Memur konuşursa, kendini olayın içine katmış olur. Oysa devlet işi kişisel bir iş değildir. Devlet memurunun yanlışlıklarının nasıl düzeltileceği kanunlarda yazar, halk karar vermez. Memurların yaptıklarını siyaset adamı savunur. Memur yaptığı işi halkla tartışmaya başlarsa kargaşa çıkar. Devlet böyle kargaşalar çıkmasın diye kurulmuş değil midir? Son günlerde kervana Anayasa Mahkemesi de katıldı. Önce bir bildiri, sonra bir bildiri daha! Dün yine Anayasa Mahkemesi Başkanı, TV ekranlarındaydı. İzlediğim kanalın habercisi, mahkeme başkanı masasının arkasındaki iki bayrak, (biri milli, diğeri mahkemenin) arasında canlı yayına girdi, devamında sayın Bumin'in gazetecilerle yaptığı sohbetin filminden parçalar gösterildi. Başkan, mahkeme üyelerinin istifa konusunun 'gerçekdışı' olduğunu, Cumhurbaşkanı'yla görüşmelerinin 'yakıştırma' olduğunu söylüyordu. Bir-iki saat sonra da mahkemenin bir kararını, basın duyuruları için hazırlanmış özel bir kürsüden, bizzat başkanın açıkladığına tanık olduk.. Bugün yine gazetelerde olmayan 'istifa restinin' tartışmasını okuyacağız: Meclis grubuna Yılmaz mı yanlış söyledi, yoksa koalisyon liderlerine Ecevit mi ya da Anayasa Mahkemesi Başkanı Başbakan'a görüşürken meramını tam anlatamadı mı? Eskiden bir örnek vereceğim: 1968 yılında Yüksek Seçim Kurulu, iktidardaki Adalet Partisi'nin İstanbul belediyesi ve il genel meclisi seçimlerinde aldığı oyların tamamının, 'verilmemiş sayılacağını' kararlaştırdı. Karar Resmi Gazete'de yayımlanmadan kimsenin haberi olmamıştı. Başbakan Demirel, kararın yayımlandığı günden başlayarak haftalarca hemen her gün, kararın milli iradeye aykırılığını, kararın yanlışlığını, Yüksek Seçim Kurulu'nun bu kararı almaya yetkisi olmadığını, kelimelerine özen göstermeden söyledi. Diğer politikacıların neler dediklerini tahmin edebilirsiniz! O yılın temmuz ayı gazetelerine bakanlar, ölçünün ne derece kaçırıldığını göreceklerdir. Yüksek Seçim Kurulu'nun başkanı Recai Seçkin veya herhangi bir üyesi kişilik haklarına taarruza varan yazılar ve sözler karşısında, bir tek cümle sarf etmediler, resim vermediler, özel sohbetlerinden bile bir cümle yayımlanmadı. Tabii karar uygulandı. Dört yıl İstanbul belediyesi ve il genel meclislerinde iktidar partisinin üyesi bulunmadı. Recai Seçkin'in yıllar sonraki cenaze töreninde, herhalde büyük yargıcı hayatında hiç görmemiş insanlar çoğunluktaydı. Tabutun arkasında saygıyla yürüyenler arasında, merhuma acımasız hücum eden politikacılar da vardı. Anlatmak istediğim, memurların, hele asker ve yargıçların, konuşmasının teamül olmadığıdır.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||