Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
25 Ocak 2001

'Hainim, hainsin, hain!'

talkan@media.ankara.edu.tr
Uygarlığı ölçmenin bin tane yolu vardır. Bunlardan birisi (ve belki de en iyi ölçek) 'Kim haindir?' sorusunun yanıtında yatar. Ülkeden ülkeye ve zamandan zamana en çok değişen tanımlardan birisidir 'hainlik'.
Amerika'da McCarthy döneminde hain olmak çok kolaydı. Karı koca Rosenbergler hiç günahları olmadığı halde casusluk suçundan idam edildiler.
Geçenlerde televizyonda izledim. Amerika'
nın eski sağlık bakanı Irak'a gitmiş, ambargo nedeniyle sağlık sorunları olan çocuklarla ilgileniyor ve kendi ülkesi aleyhine açıklama yapıyor, 'Ambargo sona ermelidir' diyordu.
ABD'nin savaş halinde olduğu, can düşmanı bellediği bir ülkeye gidip, kendi ülkesini eleştiriyordu. Kimse bu eski bakanı vatan hainliğiyle suçlamadı.
Amerika'nın Küba'yı düşman ilan ettiği, 'Domuzlar Körfezi' çıkarması ile rejim değişikliği yapmaya kalktığı günlerde, Chicago Üniversitesi'nde sosyoloji
profesörü olan Wright Mills, 'Dinle Yanki!' kitabıyla kendi ülkesine en ağır eleştirileri yöneltiyor, Küba'yı göklere çıkarıyordu.
Kimse Mills'i vatan haini ilan etmedi, üniversiteden uzaklaştırmadı.
Benzeri olaylar Çin ve Sovyet devrimlerini öven pek çok Amerikalı için de geçerlidir. Amerika'da vatan hainliğinin sınırları bir hayli genişledi son yıllarda.
Ama her ülke için bunu söyleyemeyiz. Örneğin günümüz Afganistan'ında vatan haini olmak dünyanın en kolay işi. Öyle ki, vatan haini olmamak için insanların büyük dikkat harcamaları gerekiyor. Voleybol oynamak, boks yapmak, topuklu ayakkabı giymek, sakal tıraşı olmak, ıslık çalmak, sakız çiğnemek, müzik dinlemek, kadınların şarkı söylemesi, uçurtma uçurmak, kadınların tek başına sokağa çıkması, okula gitmesi, babası veya kocası olmayan bir erkekle görülmesi... Ve şu anda aklıma gelmeyen nice ayrıntı, zavallı bir Afganlının vatan haini olarak ilan edilmesine yeter de artar bile.
Çin kültür devrimi sırasında Batı müziği, kitapları, sanat eserleri, filmleri.. yasaklanmıştı. Yıllar yılı bütün sinemalarda sadece üç filmin gösterilmesine izin verildi. Bunlar da propaganda filmleriydi. Tanıştığım bir Çinli müzisyen, "Piyanonun üzerini keçeyle kaplamıştım" dedi, "Geceleyin piyanonun kapağını hafifçe kaldırır, tuşlara yavaşça dokunarak Batı müziği çalmaya gayret ederdim."
12 Eylül öncesi radikal solun fraksiyonlarından birinde bulunan genç bir kızdan dinlemiştim: "Bizim harekette müzik dinlemek, dans etmek, yemek yerken masaya çiçek koymak, giyinmeye düşkün olmak, burjuva alışkanlıkları olduğu için yasaklanmıştı" dedi. "Öyle ki, karı kocanın aynı yatakta yatması bile yadırganır
olmuştu. Herkes herkesin evine kapıyı çalmadan girer, çıkardı."
Bütün bunları düşünmeme yol açan şey Vural Savaş'ın 'ülkemizde 200 bin hain bulunduğunu' söylemesi oldu. Hainlik gizli bir meslek olduğuna göre bu 200 bin sayısına nasıl ulaşıldı, bilmiyorum. 'Vural beyin bir bildiği olmalı' diye düşünseniz bile bu açıklama beni çok korkuttu. Hainlerin sayısının yüksekliğinden çok, hain yaratan anlayışın varlığı ve yaygınlaşma olasılığı korkuttu beni. Birden aklıma Peyami Safa'ya atfedilen bir söz geldi, "Bu ülkede her iki kişiden birisi komünist olabilir" demişti. "Kendi çocuğumdan, hatta gerekirse kendimden bile kuşku duyarım."
Haini bol olan toplumda sabah geç oluyor galiba.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.