![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Misilleme Fransa parlamentosunca geçen hafta kabul edilen bir kararla, Fransa, 1915 yılında Anadolu'da meydana gelen olayları 'soykırım' olarak tanıdığını beyan etti.Bu kanunun kabul edilmesinden sonra, Fransa'ya karşı, değişik yollardan bir karşı hamlede bulunulması, Türkiye cephesinde tartışılıyor. Bazı hukuki araçların da Fransa'ya karşı bir silah olarak kullanılması, bu öneriler arasında yer alıyor. Kısacası, Türkiye'nin de Fransa'nın Cezayir'deki bağımsızlık mücadelesine karşı, bunun en kaba ve katı sömürgecilik ve bastırma hareketlerinden biri olduğuna dikkat çeken ve hukuki nitelikte bir karşılık vermesi öneriliyor. Bu öneriyi hukuk tekniğiyle ifade etmek gerekirse, yapılacak olan, Türkiye'nin ceza hukuku mevzuatında kabul edilen 'uluslararası yargı yetkisi'nin bu eylemleri de suç olarak tanımlayan bir biçimde yeniden düzenlemek ve Fransa'nın Cezayir'deki bastırma savaşında, yaptıkları insanlıkdışı muameleyi itiraf eden Fransız komutanlar hakkında Türkiye'de bir soruşturma başlatmak. Bilindiği gibi, son aylarda, Fransa'nın bu Cezayir 'misyonunda' görev almış komutanların itirafları art arda basında yer almıştı. Buraya kadar yapılacaklar yolunda gitse bile, o kişiler Türkiye'ye gelmediği sürece, Türkiye makamlarınca hak ettikleri cezalara çarptırılmaları da mümkün olamayacaktır. Ama son tahlilde, Türkiye'nin kendi hukuk uygulaması açısından emsal oluşturulabilecek bir tutum ortaya koyduğu ileri sürülebilecektir. Ancak, hukukun bu biçimde algılanması ve ele alınmasıyla ilgili sorunlar da tam bu noktada ortaya çıkıyor. Ve aslında, Fransa'da kabul edilen kanun da bu anlayışın cılız bir örneği. Zira Fransa, 'soykırım' ve 'insanlığa karşı suçlar' tanımlarına kendi ceza kanunlarında yer vermiştir. Fakat bu suçları işleyen yabancıların Fransa'da yargılanmasıyla ilgili bir 'uluslararası yargı yetkisi' Fransa mevzuatında yer almaz. Kısaca, bir yabancının Fransa dışında bu suçları işlemesi ve bu konuda Fransa'nın, hukuken bu olayla hiçbir bağının bulunmaması durumunda, yapacağı pek bir şey yoktur. O nedenle Fransa parlamentosu, geçen hafta yaptığı gibi bir kanun kabul etmek yerine, söz konusu suçlar konusunda, ülkenin bunların faillerinin cezalandırılmasına yönelik tutumunu güçlendirecek bir değişiklik yapsaydı, bu, genel olarak daha tutarlı bir uygulama olurdu. Öte yandan, Türkiye'deki tartışmalar bağlamında, insan haklarıyla ilgili kanunlarda yapılacak değişikliklerde, aynen Fransa'da olduğu gibi aslında bazı stratejik hedflerin gözetiliyor olması, bu kuralların uygulanmasına da sirayet etme olasılığını güçlendirmez mi? Örneğin, her ne kadar doğrudan doğruya hukukla ilgili olmasa da, İstanbul Üniversitesi'nin, Fransa ile bilimsel ilişkileri kesme kararı da, aslında, tam da böyle bir anlayışın ifadesi değil midir? Türkiye'nin, 1915 ve sonrasında Anadolu'da olan bitenin tarihçilerin incelemesine bırakılması görüşünde, bildiğim kadarıyla bir değişiklik olmadı. O halde, bünyesinde köklü bir tarih bölümünü de barındıran bir üniversitenin bu tutumu, söz konusu tartışmalar alanında, üniversitede yapılacak araştırmaların itibarını artırmış mı sayılacaktır? Herhalde, 'misilleme' zihniyetiyle girişilecek bir uygulamayı kabul etmeyen iki alan varsa, bunlardan ilki insan haklarının korunmasıyla ilgili hukuki düzenlemeler yapmaktır; ötekiyse, bilimsel araştırmalar.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||