Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
27 Ocak 2001

Hem baba hem patron

Terim'den bahsetmeden futbol üstüne yazan, yazılarında Fiorentina'yı es geçen, bugünlerde 'sahte dişçi' gibi görülebilir. Medyanın durumu odur. Bu vecibeden artık geri kalmayalım
Haber ResmiTANIL BORA
Askeriyede erlere belletilen ve cevapları hep "en büyük..." lü olan "Atatürk kimdir?" ezberinin formatıyla başlayayım: Fatih Terim kimdir?
Fatih Terim, evvelâ, parlak bir futbolcu idi. 1970'li yıllarda futbol izleyenler, defans mevkiinde sadece fedakârlığıyla, sertliğiyle, "adam geçirmemesi" ile değil, spektaküler hareketleriyle yıldızlaşan bir oyuncuyu Türkiye'de ilk defa onun şahsında gördüler. Zamandaşı Alpaslan Eratlı da Beckenbauergil stiliyle bu pâyeyi paylaşır; ama Fatih, "başka türlü"ydü: Hele sistematik hale getirdiği, çizgiden uçarak kafayla veya röveşatayla top çıkarma numarası, gol kadar yakışıklıydı. Bu müstesna oyuncu, o zaman da patron-baba üslûbundaydı, bir asabiyet estetiği geliştirmişti ve takımdan ayrı kendi davasını güderdi. Bir Adana Demirspor maçında penaltı kaçırdıktan sonra sakin sakin gidip Erol Togay'a kafa atması, İstanbul'da bir Antalya maçında hakeme alenen tükürmesi, unutulacak işler değildir. Seyirlik yetenekleriyle ("Sementa Fatih") hakikaten özel tiryakileri olan Fatih, Galatasaray'da bir "kazanan adam" değildi. 14 yıllık "sen şampiyon olamazsın!" dönemiyle özdeşleşmişti; görüp gördüğü, 3 Türkiye Kupası oldu. Bu "tamamına erememe" tecrübesi, galiba bileyleyici oldu onun için.

Hırs, hırs, hırs ve iddia...
Fatih Terim, sonra, başarılı, çok başarılı bir teknik direktör olmuştur. Galatasaray'ın UEFA Kupası şampiyonluğu, zaman geçtikçe daha iyi anlaşılıyor, hakikaten az iş değildi. Arızalı oyuncuları tamir etmek, personelden azamî verim almak, küçük grup dayanışması geliştirmek (bir takım oyunu için büyük kıymet), hırs hırs hırs, lâf olsun diye değil sahiden iddia, bir oyun kurgulama şuuru, güzel oynatma arzusu... Bu vasıfların hepsi, Semih Gümüş'ün (20 Ocak'ta -ve tabii hep Ahmet Çakır'ın) yazdığı gibi, emek ve zekâ ürünüdür. Aklî zekânın (IQ) yanısıra nasıl "duygusal zekâdan" (EQ) bahsediliyorsa, belki Fatih Terim için, EQ'nun bir alt türü olarak "sinir zekâsından" söz etmek gerek. Mehmet Demirkol'un (19 Ocak'ta) dikkat çektiği gibi, gerilim idaresi, Terim için her zaman temel önemde bir taktik araçtır. Bünye içi rekabetler, özellikle de kendi liderliğini kısan otoritelere karşı cephe açmak, onun için hırs ve enerji kaynağı. Gergin gülücüklerle, zehirli imâlarla, "kol kırılır yen içinde" mesajını "kızım sana söylüyorum..." makamında seslendirerek sinir harbi yürütmek, ona -ve çok kere "takımına"- adrenalin yüklüyor.
Fatih Terim'in ecnebi diyarlara intibak performansını da takdir etmek gerekir. Sahayı hemen tanıması, "yerli" kültürle ve dille haşır neşir olma çabası -varsın biraz şov olsun, gurbetçi ezikliğine düşmemesi, dikkate değerdir.
Fakat daha da dikkate değer olan, kamuoyumuzun, Fatih Terim'i imparatorlaştırma işinin suyunu çıkarmasıdır. Gördüğü itibarın kıymetini bilelim diye, televizyonlardan, "Floransa Rönesansın çıktığı yer, adamlar burunlarından kıl aldırmıyor..." cümlesi sarfedilmiştir. "İtalya Ligi Terim'e dar geliyor" denebilmiştir; acaba bilmediğimiz bir yerlerde Seria A'dan daha "bol" bir lig mi vardır? Evet, Terim elindeki cihaza çok iyi ayar vermiştir ama kadrosunda nice millî oyuncu ve Rui Costa gibi bir yıldız barındıran Fiorentina'yı, nevzuhur bir döküntüler mangası olarak tasvir etmek neyin nesidir? Şimdi de Floransa Belediyesi nezdinde Hariciye'nin işlerini takip etme misyonu çıktı. (Yabancı hocaların ülkesindeki meslekdaşına bir Türk takımı hakkında bilgi vermiş olabilir mi diye tetkik edildiği bu memlekette, mesela Löw bir "Alman çıkarı" peşinde kulislere dalsa basınımız ne derdi? Herhalde, Terim'in zamanında Saffet Susiç'e dediği türden bir şeyler...)
Fatih Terim'i başarılı bulmamak, ondaki şeytan tüyünü, olumlu anlamda şov meziyetini görmemek imkânsız, ama -aziz "Firenzeliler" bağışlasın- kimse ona meftun olmak mecburiyetinde değil. Terim'in "megalomani, narsisizm, karizmatiklik, teatrallik, otokratlık, baba tavrı..." gibi stilistik özelliklerini, ona bakarken hesaba katmamak zor; zira Fatih Terim'i Fatih Terim yapan, onu "inşa eden" özellikler arasında, futbolculuğundan beri, bunlar da var. Fatih Terim, başarısını, bir kült figür, bir karizma olarak iş görmesine borçlu biraz da. Mehmet Ağar'la -tam da Susurluk sonrasında bilhassa teşhir edilen- ahbaplık, "hesabı sorulamayacak derin ilişkiler" hukukuyla bütünlüyor bu tarzı. Ve bu stil özellikleri, erginliktense baba-patron isteyenlerin gönlüne göredir.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.