Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
27 Ocak 2001

Kazanırken kaybetmek

İlk kez önemli bir Batı ülkesi yasama organı, Türklerin Ermenilere soykırım yapmış olduğunu yasa ile tanıyor. Bunun devamının gelmesi olası. Denebilir ki Ermeniler davalarını artık kazanıyorlar.
Ermeni olaylarını araştırıp yazanların hemen hepsinin tarihçi olması bu durumun nedenlerinden biri. Soykırım hukukta bir suç kategorisi. Oysa tarihçiler çoğunlukla hukuk bilmiyorlar. Önemli sayıda sivilin öldüğü her olayı soykırım diye nitelemek eğilimindeler. Hele Ermeni davasının adamlarıysa...
Bunların yazdıkları kitaplar, 1980 ve 1990'larda, Batı kamuoylarını Ermenilerin soykırıma uğradıklarına inandırdı. Batılı ülkelerin Ermenilerin istekleri doğrultusunda hareket etmemek için bizimle çıkar ilişkilerinin çok güçlü olması ve bizim de sürekli bu ilişkileri bozma tehdidinde bulunmamız gerekti. Seçim dönemlerinde Ermeni oylarına muhtaç ülkelerde artık bu tür çabalar da yetersiz kalmaya başladı.
Fransa'da başka bir gelişme daha oldu.
Fransızlar 1997-98'de Papon davasıyla tarihlerinin karanlık sayfalarıyla 'yüzleşmeye' başladılar. Sıra Cezayir'e geldiğinde Ermeni olayını hatırladılar. Fransızlar da, diğer Batılılar gibi, kendilerinden daha kötü olduğuna inandıkları bir günah keçisi olmadan, geçmiş günahlarıyla yüzleşemiyorlar.
Bu özel durum da Ermenilerin işine yaradı.
Ermeni görüşleri lehine tarih kitaplarının birbiri ardına çıktığı 1990'ların ortasına kadar, 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi hiçbir yargı organı tarafından herhangi bir olaya uygulanmadığından ortada bir içtihat da yoktu. Hatta dünyada bu kadar insan ölürken bu sözleşmenin bir işe yaramadığı eleştirileri yoğunlaşıyordu. Bu dönemde ya sözleşmedeki soykırım tanımı hukukla bağdaşmayan biçimde geniş yorumlandı ya da yeni ve gevşek soykırım tanımları önerildi.
Fransız milli meclisinin kabul ettiği yasanın ardında raportör olarak François Rochebloine'ın raporu bulunuyor. Bunda, soykırım sözcüğünün mucidi Polonyalı Yahudi hukukçu Lemkin'in tanımı bilerek esas alınmış. Buna göre, herhangi bir grubun siyasi, sosyo-ekonomik, kültürel, moral, fizik ve biyolojik olarak yok edilmesi yolunda atılan tüm adımlar soykırım oluşturuyor. Böylesine geniş bir tanımın içine ne isterseniz sokabilirsiniz.
Ancak sözleşme taslağı üzerinde yapılan müzakerelerde, kültürel soykırım kavramı terk edilirken, sadece fizik ve biyolojik yok etme soykırım fiili sayıldı. Siyasi amaçlı mücadele eden gruplar da, bizzat Lemkin'in önerisiyle tanım dışına çıkarıldı. Soykırıma uğrayabilecek gruplar 'ulusal, etnik, ırki ve dini' olarak dörtle sınırlandı. Oysa Ermeniler kurdukları Hınçak ve Taşnak siyasi partileri ve bunların silahlı kollarıyla, reformdan otonomiye, oradan da bağımsızlığa giden yolda siyasi mücadele yapıyorlardı. Etnik, ırki ya da dini grup olduklarından değil, savaş sırasında düşman Ruslarla birleşip nihai siyasi hedeflerine varamasınlar diye tehcir edildiler. Zaten I. Dünya Savaşı sonunda toplanan Paris Barış Konferansı'na galipler safında katılmaları da siyasi mücadelelerini gösteriyordu. Ermeniler siyasi gruptu.
Bosna-Hersek savaşı ve Rwanda soykırımı konusunda kurulan özel mahkemelerin çalışmaya başlaması ve Uluslararası Ceza Mahkemesi statüsünün Roma'da kabulü her şeyi değiştiriyor. Ermeniler siyasi 'zafer' kazanırken, olayın hukuken bir soykırım olmadığı giderek daha iyi anlaşılacak.
Bosna ve Rwanda mahkemelerinde okunan iddianameler ve verilen kararlar, insanların sadece bir gruba mensup olmaları nedeniyle öldürülmelerini soykırım sayıyor. Zira soykırım sözleşmesinin müzakeresi sırasında metne, insanların 'bir gruba mensup olması nedeniyle' yok edilmesi ibaresi eklendi. Bunun, bir grubu, Nazilerin Yahudilere duydukları gibi bir ırkçı nefret nedeniyle yok etmek anlamına geldiği, tutanaklara geçti. Yani ırkçı nefret olmadan soykırım olmuyor. Türkler antisemitizme benzer bir 'antiermenizm'e hiç sahip olmadılar.
Sorun Batılıların bu gerçeği kabul edip edemeyeceklerinde. Zira bu tür ırkçılık, Rwanda hariç, sadece Batı uygarlığının özelliği.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.