Şehit olmasını mı bekledik? hdevrim@hurriyet.com.tr Teröre kurban vermekten çok acı çekmiş olan Türkiye'nin, Gaffar Okkan'ın ölüm haberiyle canı bir başka türlü yandı.
İçimden gelenlerin büyük kısmını Ertuğrul Özkök yazmış: "Varlığıyla Diyarbakır'ın acılı halkına ümit ve sevinç vermiş bir insan, kalleşçe bir cinayetin ardından, şimdi bütün Türkiye'ye ümit veriyor" demiş (Hürriyet, 26 ocak).
Bir düşüncemi de bir yerine kadar söylemiş: "Diyarbakır halkı o genç polis müdürünü bizlerden önce tanıdı. Bizse ancak ölümünden sonra keşfedebildik" diyor.
Ondan ötesini getirmek istiyorum. Biz ki, basın-yayıncılar olarak polisin noksanlarını, kusur ve kabahatlerini, fark ettiğimiz zaman suçlarını, bazen abartarak dile getirmekten hiç geri kalmayız; nasıl oldu da yerli yerinde-doğru-faydalı polisin Gaffar Okkan gibi çok başarılı ve sevilen bir örneğini bunca yıl görmezden gelebildik? Onu, millete sevip -benimseyecekleri, meslektaşlarına peşinden gidebilecekleri bir örnek olarak niye vakti zamanında yeterince tanıtmadık?
Gazeteciler arasında rahmetli Emniyet Müdürü'nü tanıyanlar bulunduğunu öğrendik. Onlar yazdılar, söylediler de ben mi farkına varamadım?
Yayımlanamayan dünkü yazımda bu düşüncemi ifadeye çalışmıştım: Nasıl oldu da onun Diyarbakır'da gerçekleştirdiği mucizeyi, yardımcılarıyla birlikte hunharca öldürüldüğü güne kadar kamuoyundan adeta saklamayı başardık?
Ölümüyle bile memleketine önemli bir hizmette bulunan, belki bir uyanışı başlatacak olan Gaffar Okkan'dan, biz gazeteciler de gereken dersi almalıyız.Bir demokrasi tarifi Protagoras, Eski Yunan filozoflarından biri (MÖ V yy). Sofist. "İnsan her şeyin ölçüsüdür" diyen düşünür: Eflatun'un bir eserine adını verdiği bilge kişi.
Durup dururken adını anmamın sebebi, pek alışık olmadığım bir şeye niyetlenmem. Size onun, yeni öğrendiğim bir özdeyişini aktaracağım.
Gerald Messadié'nin (Musa'nın yazarı) Madam Sokrates adlı kitabı yakınımda Türkçe'ye çevriliyor. Orada gördüm:
"Sayıca çokluğun düşünen azınlık üzerindeki zorbalığına demokrasi diyoruz" demiş.
Durup düşünmeye değer. Dil Yâresi "En kârlı yatırım aracı!" haberinin altbaşlığında şu bilgi var: "Bir devekuşu tam 40 yıl doğurabiliyor" (Sabah, 26 ocak).
Yamukluk haber metninden çok başlıkta oluyor. Gene öyleydi.
Haberi yazan Can Esentaş "doğurganlık" demiş, "yılda 22 yavru alınabiliyor" demiş, ama orada kalmış; işi bir kanatlıyı doğurtmaya kadar götürmemiş.
Büyük Larousse'ta şu bilgi var:
- Doğurmak, "(Bebek veya yavru) dünyaya getirmek, doğum yapmak. Yumurta, "bebek veya yavru" sayılmadığı için, onun meydana getirilmesine ("dünyaya getirilmesini" değil) yumurtlamak fiiliyle ifade ediyoruz. Gazeteci olan da olmayan da Gündemimde gazetecilik ve gazeteciler var, ve gazeteci olmayanlar.
- Hürriyet'te Serdar Turgut, "Gazeteci olsaydım" başlıklı yazısından yola çıkarak, Radikal yazarlarından Mehmet Ali Kışlalı'yı yazdı. İki tür yazarı okumam diyor. "Fazilet Partisi dışında başta hangi hükûmet olursa olsun onu savunmak için yazanlar" ile "Türk Silahlı Kuvvetleri Basın Bürosu'nda çalışıyormuş gibi yazanlar". Bu dediğine üzülerek katılıyorum.
Kışlalı vaktiyle istihbarat şefine "Haberim kolay anlaşılmıyorsa, eksikleri varsa lütfen söyleyin, yeniden yazayım" dermiş. Turgut, bunları bana söyleseydi, "onu anında işten atar, gücüm yetiyorsa döverdim" diyor. Bu yazdığına da, eski bir istihbarat şefi olarak gülerek katılıyorum.
- Aliyev Strasbourg'a gidiyordu; Azerbaycan ile Ermenistan 42. ve 43. üyeler olarak Avrupa Konseyi'ne kabul edilecek. Genç gazeteciler, Fransa'nın Ermeni soykırımı işgüzarlığı konusunda ne düşündüğünü sordular. Bu suale cevap vermeyecek kadar tecrübeli bir politikacıdır Aliyev.
Fatih Altaylı gene atıldı: "Orada Charles Aznavour'la öpüşür koklaşırsa kimse şaşırmasın" (Hürriyet, 20 ocak).
İmzalar atıldıktan sonra Aliyev düşündüklerini söyledi. Altaylı ne demiş diye baktım, Azerbaycan Büyükelçiliği'nin açıklaması var: "Eksik bilgilere esaslanarak edep sınırlarını zorlayan yazınızı üzülerek okuduk" diyorlar (Hürriyet, 26 ocak).
Bazen Fatih, aylığının bir bölümünü hayır kurumlarına mı bağışlasa, diyorum. Tekzip gönderenlere veremeyeceğine göre.
- Donatella Piatti'nin adı gazetelerde "Fatih Terim'in İtalyanca hocası ve Radikal yazarı" diye geçti. Fatih'i bilmem, ama Radikal'le ilişkisi kesilmiştir.
Sosyetede "çılgın parti" düzenlediğinden söz edildi, ardından gazetelerde yayımlanan ve yazarlıkla ilişkisi olmayan fotoğraflarını gördüm.
Araya "Perihan, Mine, Ayşe, Duygu" adlarını da karıştırmasını çok ayıpladığım Engin Ardıç'ın, "Donatella bir radikaldir" alayı da dahil, dediklerine katılıyorum (Star, 26 ocak).İsmet Berkan'ı aradım: Ğ Rezaletin mahremi yoktur, diye başlamıştım ki sözümü kesti. Bu hanıma çoktan teşekkür edildiği haberini ondan aldım.
Duruma tepki gösteren tek Radikal mensubu da ben değilim. Bilmem bunu ayrıca söylememe gerek var mıydı?
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|