Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
27 Ocak 2001

Denktaş ve izolasyon yanlıları

Türk kamuoyunu yönlendirme konusundaki becerileri dillere destan olan Rauf Denktaş'ın gazetecilerle yaptığı kahvaltı toplantısına katılamadım. Katılan meslektaşların yazdıklarından anlıyorum ki, usta hatip yine kendi görüşlerini yılların deneyiminin de verdiği rahatlıkla aktarmış. Ve galiba, 'yaşlı kurt'un büyüsünden bir kez daha etkilenen meslektaşlar onu yeterince sıkıştırmamışlar.
Denktaş'ın gazetecilerle böylesine geniş katılımlı bir görüşmeye ihtiyaç duyması aslında son zamanlarda epey sıkıntılı olduğunun işareti. Sıkıntısı şurada: Kıbrıs görüşmelerinden çekilen Denktaş artık eskisi kadar ikna edici olamıyor. Bir yolsuzluk üssü olarak anavatanı bile solda sıfır bırakan Kuzey Kıbrıs'ın durumu onun ikna gücünü daha da zayıflatıyor.
Denktaş'ın katı politikalarını, Türkiye'nin kökleri derinlerde olan Avrupa yönelimi konusunda ciddi bir engel olarak görenlerin sayısı artıyor. Bu politikaların, Türkiye'yi içine kapanık bir Ortadoğu ülkesi haline dönüştürmek isteyen izolasyonalistlerce kullanıldığı şüpheleri artıyor.
Kuzey Kıbrıs'ı ilhak edip Batı'ya sırtını çevirmiş otokratik bir Ortadoğu ülkesi! Avrupa projesini her adımda sabote edenlerin gönüllerinden geçen aslında bu. Kıbrıs konusu da onlara kullanılabilecekleri bir manivela daha sağlıyor. Denktaş'ın da yardımıyla kullanıyorlar.
Denktaş kahvaltı toplantısında şöyle demiş: "Kıbrıslı Rumların yerinde olsaydım, ben de aynı şeyi yapardım. Niçin taviz versinler? Her şey tam istedikleri gibi gidiyor."
Aslında, birinin de ona şunu söylemesi yararlı olurdu:
"Kıbrıslı Rumlar da aslında sizin aynen şimdi yaptığınız gibi yapmanızı istiyorlar. Görüşmelerden çekilmenizi, sonuçlarla süreçleri karıştırmanızı ve Türkiye'yi tüm dünya ve Avrupa önünde uzlaşmaz bir devlet olarak göstermenizi istiyorlar!"
Bakın toplantıda daha neler söylemiş Denktaş: "Senaryoyu Amerika ve ingiltere yazıyor ve ipleri elinde tutuyor. Avrupa işin çerçevesini hazırlıyor. Birleşmiş Milletler de bunlara alet oluyor."
Denktaş'ın bir cümlede Türkiye'nin karşısına koyduğu güçleri görüyor musunuz? Süper güç Amerika, onun Avrupa'daki yaveri İngiltere, Avrupa Birliği ülkeleri (herhalde aday ülkeler de dahil) ve dahi Birleşmiş Milletler. Denktaş her zaman Rum tezlerini desteklemiş olan Ortodoks Rusya'yı, Türk düşmanı Arapları, Makarios hayranı Üçüncü Dünya ülkelerini unutmuş!
Bunların hepsi bir araya gelmiş, Türkiye'ye oyun oynamaya çalışıyorlar! Öyleyse içimize kapanalım, Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur, vs. vs.
Denktaş Türkiye'yi otokratik bir Ortadoğu ülkesi olarak görmek isteyen izolasyonistlerin ekmeğine yağ sürüyor derken bunu kastediyorum.
Tabii Türkiye'nin bu hale düşmesini isteyen dış odaklar da (ki bunlar arasında kimi Avrupa çevreleri de var) gizli gizli el ovuşturuyorlar. Allah esirgesin, Türkiye o duruma düşerse Kıbrıs dahil her yerde yapacakları fenalıkların gerçekten sınırı yoktur!
İzolasyonistlerin tüm akıl yürütmelerinin arkasında temel bir varsayım yatıyor: Avrupa Türkiye'yi hiçbir zaman içine almayacak!
Bu bir nesnel değerlendirme mi, yoksa bir temenni mi her zaman ayırt etmek mümkün olmuyor.
Oysa, Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa Birliği üyesi olmayı dış politikasının temel direklerinden biri olarak ilan etmiş. Bu nedenle ileriye doğru adımlar atmak için çırpınıyor. Bazen Avrupalılara rağmen çırpınıyor.
Durum böyleyken, Kıbrıs'a ilişkin politikaları izolasyonist varsayıma, yani Türkiye'nin AB'ye hiçbir zaman alınmayacağı varsayımına göre tasarımlamak (dizayn etmek) büyük bir çelişki.
21. yüzyılda kendimizi Avrupa senaryolarının içinde görmek istiyorsak, Kıbrıs politikamızın Türkiye'nin AB'ye gireceği varsayımına göre değiştirilmesi gerekiyor. Türkiye'nin eninde sonunda, hukuki zeminlerde ilerleyerek, gerekirse bazı Avrupalılara inat AB'ye gireceği varsayımına. Hayır, inancına.
Siz safsatalara bakmayın, bunun için Kıbrıs'ı Yunan'a vermeye filan gerek yok!
Birkaç takıntıdan kurtulmak yeter: Birincisi, görüşmelere katılmak için KKTC'nin tanınmasını önşart olarak koymak yerine (ki bunu zaten kimse kabul etmiyor) görüşme sürecinde tam eşitlik istemek. İkincisi, adı ister federasyon olsun ister konfederasyon, ortaya çıkacak yeni düzende somut eşitliğin ve güvenliğin sıkı pazarlığını yapmak ve Rumların tüm ada için konuşmalarını engelleyecek gerçekçi önlemleri almak.
Denktaş yarın öbür gün Kıbrıs topraklarında Avrupa askerleri ile Avrupalı olmayan Türkiye'nin karşı karşıya gelmesinden gerçekten çok çekiniyorsa, gerçekleri görmek zorunda.
Yoksa, Kıbrıslı ve Türkiyeli Türklerin Avrupa dışında kalmasının ve AB içinde bir Elen devleti yerine iki Elen devleti (ve vetosu) bulunmasının vebalini taşıyacaklar arasında yer alır.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.