![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Ulus olduğumuzun resmidir talkan@media.ankara.edu.trGaffar Okkan'ın uğurlanışı muhteşemdi. Diyarbakırlının yaşlı gözlerle, yanık yürekle ettiği 'Güle güle Gaffar baba' sözü, Kürt'üyle, Türk'üyle bir ulus olarak bütünleştiğimizin en güzel kanıtıydı. Belli ki Okkan çok olağanüstü bir başarı göstermiş. Polislik gibi zor ve nankör bir işte bile kendisini sevdirmiş, saydırmış. Bu tablodan bazı dersler çıkarmak kabil. Birincisi, halkımız terörden bıkmış, usanmış, artık huzur ve sükûn istiyor. Ve terör örgütü ne kadar kıyıcı ve acımasız olursa olsun, halk çekinmeden tepkisini gösterecek kadar kararlı. Bu kararlılık ve tavır, terörü önleyecek en etkin silahtır. Teröre karşı polisi eğitseniz, basını seferber etseniz, bütün teknik olanakları kullansanız bile, halkın aktif desteği olmadan başarı göstermekte zorlanabilirsiniz. Ve teröristlerin asıl amacı halkı kendi saflarına çekmektir. İşledikleri cinayetlerin bu amaca hizmet etmediğini gördükleri zaman terör silahını er veya geç bırakmak zorunda kalacaklardır. İkincisi, Güneydoğu'da çok şeyin değiştiği anlaşılıyor. Şimdiye kadar hiçbir polisin cenazesine gösterilmeyen bir ilgiyi, Diyarbakır halkı Gaffar Okkan'ın cenazesine gösterdi. Okkan'ın Diyarbakır halkının gönlünü kazanmak için izlediği insancı ve barışçı yöntemin bütün devlet örgütüne ve polise örnek olmasını dilemek gerekmez mi? Üçüncüsü, 'Şeriatçı akım tehlike değildir,' diyenlerin bu konuyu bir kez daha düşünmelerinde yarar var derim. Ben de şeriatçı akımın uzun dönemde ve son tahlilde Türkiye'de başarı şansının olmadığına inanıyorum. Ama başarı şanslarının olmaması, tehlikeli olmadıkları anlamına gelmiyor işte. Bu davayı güdenlerin, şeriatçı bir yönetim kuramasalar bile, mevcut yönetimi büyük ölçüde zaafa uğratacak potansiyelleri var. Bu yeteri kadar 'tehlikeli' değil midir? Özellikle legal çevrelerden bu tür örgütlere sunulan desteğin kesilmesi gerekiyor. 'Gelişimiz kanlı da olabilir,' diyenler, laiklere şeriat iğnesi yapmaya kalkanlar, 'Camiler kışlamız, minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz,' diye savaş sinyalleri verenler, Sivas katliamına alkış tutup avukatlığını üstlenenler, 'Kininizi, nefretinizi içinizde tutun, büyütün,' diye öğütler verenler... Bütün bu zevat, beş kuruşluk oy veya siyasal güç uğruna ülkeyi nasıl bir uçurumun kenarına sürüklediklerinin farkında değiller miydi? Elbette farkındaydılar. Ama umursamadılar. Tamam, yasalarımız, polisimiz ve yargımız, eli kalem tutanla silah tutanı birbirinden ayırmalıdır. Demokrasinin işlemesi için bu gereklidir. Fakat, herkesten önce, eli kalem tutanların, kendilerini, eli silah tutanlardan ayırması ve bunu açıkça ilan etmesi gerekmez mi? Eli kalem tutanlar, eli silah tutanlardan farklı konuşmazsa ve şiddetin her çeşidini açıkça lanetlemezse (bu genelleme, solcu ve milliyetçi terör için de geçerlidir elbet), terörle baş etmekte ve terörü izole etmekte büyük zorluklarla karşılaşılması normaldir.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||