'Alem Mandrake olmuş'Karikatürlerini 'Fantastico' adlı yeni bir albümde toplayan, 'Kıllanan Adam' tipinin yaratıcısı Ahmet Yılmaz "Bizim işimiz Kıllanan Adam'dan daha zor. O haftada bir gün, biz her gün kıllanıyoruz. Alem 'hokus-pokusçu olmuş"diyor GÖKSAN GÖKTAŞ
İSTANBUL - 'Paçalı' donu, vücudundaki kıl dağılımı adaletsizliğini ele veren kolsuz atleti (zira kendisi kel bir kişi), kalkık kaşları, asık ve her daim memnuniyetsiz suratı, elinden düşürmediği ince belli çay bardağıyla pen-
ceresinden hayata bakan, inceden memleket ahvaline kafayı takmış bir 'piknik tip' filozof... Bir halk çocuğu... Mütevazı 'fekat' asabi bir sosyolog edasıyla 'memleketimizden envai çeşit denyo manzaraları'nı gözler önüne seren, güldürürken kıllandıran bir garip şahsiyet, adam gibi adam; namı diğer 'Kıllanan Adam'. Leman dergisinin en karizmatik en 'lokomotif' tiplerinden biri kendisi.
Her hafta köşesinde, tohumları 80'lerde atılıp 90'lar boyunca palazlanan 'yeni memleket düzeni' zihniyetinin yarattığı doyumsuz, hırstan gözü dönmüş 'bir koy bin alcılar'a, 'çakal'lara, âlemden âleme akan fakat nedense hiç bir âlemde sebat edemeyen 'trend' adamlarına, 'çıtır'cılara, 'vurucu tim' hesabı o rock bar senin bu 'club' benim gezen 'günübirlik-çi' postmodern şehir zamparalarına, 'hikâye-
den entel'lere, tosunlara, 'neo-tosun'lara ve daha bilumum buralı tipolojiye, duruma kıllanıp duruyor adamımız yıllardır.Ayaküstü şahane tespitler yapıyor iki 'dakkada'. Biz her gün kıllanıyoruz! Millet olarak bizi 'feza'ya çıkaracak, Mars'ı, bilumum gezegeni fethedecek bir kahramanın, çağdaş bir Ulubatlı Hasan'ın hayaliyle yaşıyor. Bazı bazı içleniyor, kederleniyor hatta sinirleniyor. Kahramanımızın yaratıcısı, çizeri Ahmet Yılmaz'a göreyse aslında 'Kıllanan Adam'ın işi o kadar da zor değil. Yılmaz "Herif haftada bir gün, çalıştığı mizah dergisinde tek bir duruma kıllanıp, mesaisi bitince parasını alıp pırıl pırıl evine gidiyor. Ense yapıyor sonra. Biz n'apalım peki hafız! Biz her gün kıllanıyoruz, her gün daralıyoruz. Duyan, bilen var mı?" diye soruyor sitem ederekten.
Haksız sayılmaz hani. Zira kendisinin tek meşguliyeti 'Kıllanan Adam' değil. Zaten o kendiğilinden, derginin lokomotifleriden biri olarak 'çuf çuf' paşa paşa yoluna devam ediyor. Çizerin bir de yerli yabancı çizgi roman kahramanlarına, 'yeni hayat'ın tipik durumlarına bir nevi 'Turist Ömer' gözlüğüyle baktığı 'Cümbür Cemaat' köşesi var dergide. 'Ben evrensel mizah yapıyorum, benim esprilerimi bir Eskimo'su da anlar, Japon'u da anlar' diyen arkadaşların aksine çatır çatır 'buralı', güzel argomuzdan beslenen, delikanlı bir mizah yapıyor. Fanatiği bol bir mizahçı.
Bazen çizdiği espriler 'tolkşov'cular, 'sitendap'çılar tarafından araklansa da Yılmaz efendiliği elden bırakmıyor. Bu köşede yayımlanan son dönem karikatürlerini 'Cümbür Cemaat Fantastico' adlı bir albümde toplayan Ahmet Yılmaz "Yepisyeni, pırıl pırıl bir 'Kıllanan Adam' albümünün de eli kulağında" diyerek meraklısına müjdeyi veriyor aradan.
Hava temiz, muhabbet sağlam Uzun zamandır Ahmet Yılmaz'ın peşindeydik. Leman'a notumuzu bıraktık. Röportaj hadisesinden hoşlanmadığı kulağımıza çalındığından biraz ümitsizce de olsa tevekkülle beklemeye başladık. Ancak birkaç hafta sonra telefonumuz çaldı ve "Aslında röportaj hikâyelerinden, önemli adam pozlarından 'kıllanırım' ama sordum soruşturdum 'Delikanlı bir muhabir arkadaştır, kırma çocuğu' dediler. Bizim semte, Yeniköy'e gel, hem iyotunu alırsın, hem temiz temiz muhabbetimizi yaparız" şeklinde sağlam bir davet aldık kendisinden. Akabinde buluşup, bir yerde 10 dakikadan fazla oturmaktan hoşlanmadığı yani bir nevi 'kurtlanan adam' olduğu için Yeniköy-Tarabya arasında tabana kuvvet, gidişli dönüşlü ayak üstü bir yol sohbeti yaptık... Üstat sen nerenin çocuğusun? Baba Adanalı. İstanbul'a gelip Bahçelievler'e yerleşmiş, burada evlenmiş. Çocukluk, ilk gençlik yılları şahane geçti. Beş yaşımdan beri sinemaya giderim. Babam omzuna alırdı beni, pazar matinelerine götürürdü. 11 matinesi. Kara Murat'lar, Kemal Sunal'lar. Daha sonra ortaokulda Bakırköy'e akmaya başladık. 74 sineması vardı. Yabancı filmlere kaydık ufak ufak. Dustin Hoffman olsun Al Pacino olsun Robert De Niro olsun sevdiğimiz abilerdi. Hepsinin kestiği pozları hafızamıza yerleştirdik bir güzel. Seks filmleri furyası başla-
dı. Güneş Sineması, Yeni Sinema sağ olsunlar araya parça koyan sevdiğimiz sinemalardı...
Ne gibi fırlamalıklar, vukuatlar var aklında çocukluğuna dair?
Meyve ağaçlarına dalardık misal. Sen ağacın tepesinde meyveye yumulmuşken diğer arkadaşlar 'Adam geliyor adam geliyor' diye bağırmaya başlarlardı. Biri geliyor ama kim? Adam geliyor. Kim bu adam arkadaş, niye geliyor hâlâ anlamış değilim. Bugün hâlâ keyif aldığım bir işle meşgulken 'Acaba şimdi adam mı gelecek' diye kıllanırım. Karikatür nasıl giriyor devreye? Annemle 'gün'e giderdik. Bir Zagor verirdi elime yaramazlık yapmayalım hesabı. Öyle öyle bulaştık bu işlere. Gırgır okuyup mizah dergisiyle tanışıyorsun. Bir sürü işe girip çıkıyorsun. Buralarda işçi-işveren ilişkilerini gözden geçiriyorsun farkında olmadan. Hangi işlerde çalıştın? Mefruşatçılık da yaptım, paslanmaz çelik tencere toptancılığı da, tahsildarlık da yaptım, baharatçıda da çalıştım. Lisede kimya, matematik ve fizik derslerine girmiyordum ama kantinde pinponla tanıştım. Psikoloji hocasıyla pinpon ve psikoloji biliminin derinliklerine daldık. Bugün iyi bir pinponcu olamadım
ama insan psikolojisinden anlarım inceden...
Üslubunda 'inceden' bir bitirim tadı, bir külhanilik var. Nereden geliyor bu?
Kahve kültürü olmayan insan evladı hayatı tanıyabilir mi? Bence eğitim sisteminin şöyle olması lazım: İlkokulda ilk önce oturduğu semti anlatacaksın çocuğa: "Bak arkadaş burası kahvedir, bu şahıs Tekelci Cemil Baba'dır, bu manav Nasuh'tur, bu Emin bakkaldır, burası futbol sahasıdır, burası kerhanedir' diye. Sonra yavaş yavaş burası İstanbul, burası Türkiye hesabı ufak ufak gezilerle olayı tamamlayacaksın. Sonra takılsın internetiyle, dünyaya açılsın isterse. Ama önce burayı, buradaki hayatı tanısın, anlasın.
Senin mizahında hep bir Turist Ömer havası var. Hatırlarsın; bir macerasın-
da Uzay Yolu'na düşüyor Turist'in yolu. Atılgan'da mürettebatla birlikte takılıyor. Bir ara ortamdan sıkılıp semtini özlüyor, 'Mistır Sipak abi beni şöyle Do-lapdere'de müsait bi yerde atıver' diyor. Böyle bir 'Türk uzaya çıksa ne yapar, durumları nasıl algılar, nasıl yorumlar'ın mizahını yapıyorsun sanki sende...
Doğu-Batı sentezi yapıyoruz işte bir nevi. Bizim yaptığımız bu aşağı yukarı. Türk sinemasında görüyorsun bunları. Sadri Alışık'ta görüyorsun, Cilalı İbo'da görüyorsun. Bugün ne oluyor? Misal; bilgisayar bi-ze dışarıdan gelen bir icat.
Adam evine bilgisayar alıyor sonra arkadaşını arayıp "Baba CD'ye Orhan Baba'yı yüklemişim, rakımı da açmışım ufak ufak demleniyorum" diyor. Bilgisayarda okey oynuyor, king oynuyor. Oyunda ceza yediği zaman "Of ulan of yaktınız beni" diyor. Adam ne yapmış, almış o yabancı figürü kendine uyarlamış..Yeni tanığın bir kültürle yılların üstadı gibi takılmaya başlayınca orada bir tekleme oluyor, cızırtılar çıkıyor. Ben de onu çiziyorum işte...
Biz çizgi kahramanların insani taraflarını sorgulamayız. Onlar sadece kahramandır. Susamazlar, acıkmazlar, bunalıma girmezler... Ama senin karikatürün-de padişah 'Kara Murat'a 'Bakkaldan bir Marlboro kap gel koç' deyince afallıyoruz. Damardan yakalıyorsun bizi...
Kahraman 24 saat kahraman gibi yaşamaz ki. Böyle bir şey bekleyebilir miyiz kahramandan: 'Hadi arkadaş sen kahramansın 24 saat aslanlar gibi takıl'. Sen 24 saat mutlu bir adam mısın? 'Kara Murat' da sonuçta yeniçeri. Bir
emir kulu. Bugün işyerlerinde herkes görevinin gerektirdiği işi mi yapıyor sanki? Eleman özellikle başarılıysa, burnu sürtsün diye çeşit çeşit angarya numaraları vardır itinayla uygulanan. Padişahımız efendimiz de yeri geldiğinde 'Kara Murat'a 'bakkaldan bi sigara kap gel' diyebilir. Vardır bir bildiği elbet?
Kıllanan Adam'ın yaratıcısı olarak sen en çok neye kıllanıyorsun?
Şöyle söyleyeyim ben haliyle sıkı bir çizgi roman okuruydum çocukken. Ama arkadaş, Mandrake'ye bir türlü ısınamadım. Delikan-lılığa sığmayan hokus-pokus numaraları, kaşla göz arasında adamı taklaya getirmeler falan... Ama gel gör ki bugün 'Mandrake'ler devrinde yaşıyoruz. Etrafımızda garip hokus-pokus numaraları dönüyor. 'İlüzyon'a geliyoruz. Şöyle bir 'Zagor', 'Çelik Bilek' çıkmıyor ki be arkadaş. ålem Mandrake olmuş! Her şey bir tüylenmeyle başladı 'Kıllanan Adam'ın derdi, sıkın- tısı nedir üstadım?
Ne demiştik vakti zamanında adamımız için: Her şey bir tüylenmeyle başladı. O hepimiz adına toptan kıllanıyor. Yurdum 'trend' insanının kabahati şu: Hızlı yürüyor. Bir hedef var ama nerede o da belli değil. Bu arada her şeyi yaşamadan, görmeden geçiyor. Anlatacak, paylaşcak bir şeyleri de yok böyle olunca. 'Kıllanan Adam' işte bu hıza, bu kendini bilmez doyumsuzluğa kıllanıyor en çok. Son macerasında 'Hızla geçen ömründe güzeli görmekse niyetin yavaşla, güzeli gördüysen orada kal, gördüğün güzel değilse hızlan' diyor filozof kahramımız. Hızlı geçersen her şeyi siluet olarak görürsün, yavaş geçersen hayatı yakalarsın. Bir de şu duruma kıllanıyor: Bir şey yapıyorsan severek yap. Moda diye, trend diye yapma. İçinden geliyorsa yap. 'Yapmayanı döverler' mantığıyla yapma. Bak ağaç var, yaprak var, aşk var. Var oğlu var. Ne kadar güzel.
Güzel diyorsun da bir taraftan da 'Daha fazlasını iste' diye bangır bangır bağırarak aklımızı çeliyorlar? 'Bir lokma, bir hırka' anlayışının doğduğu topraklara tam tersi bir hayat tarzını monte etmeye çalışıyorlar. Sonuçta sakatlanıyoruz...
Daha fazlasını istemek, daha doğrusunu, daha güzeli istemekse eyvallah. Ama o lafın maddi bir çağrışımı var, mesajı var. Statü, para, güç, hırs... Her şey senin elinde aslında. O hız, o hırs almamaz seni kafesine sen istemezsen. Millet 'daha fazlasını istedikçe' kaybediyor, bu hırs büyükbaş tüccarlara yarıyor. Sen 'Yükselicem, büyük adam olacam' deyip tüketim toplumunun yakışıklı bir ferdi olmakla kendini tüketiyorsun aslında haberin yok...
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|