Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
29 Ocak 2001

Aşiretler devletle savaşacak

Hizbullah diye bir örgüt yok. 'Hizbullahçı' adı takılanlar PKK'yla savaşıyordu şimdi devlete yöneldiler. Korucuları olan aşiret beyleri bunlar
Devlet şimdi 70 bin korucunun içinde olduğu bir yapıyla savaşacak. Ağaların gücü PKK'dan daha büyük. Uyuşturucu trafiğinin başındalar Bingöl'de 33 erin şehit edilmesi provokasyondur. Bunu Sakık'la Yeşil yaptı dedi Öcalan. Ben o gün, devlet diyemedim, Almanlar yaptı dedim
Haber ResmiNEŞE DÜZEL
Susurluk'tan sonra, biz büyük siyasi suikastlarda ve faili meçhul cinayetlerde önce devletin içine bakmayı öğrendik. Siz devletin içini iyi bilen birisiniz. Diyarbakır'da barış sürecinin gelişmesinde büyük yararı olan Emniyet müdürünün öldürülmesi hakkında ne diyorsunuz?
Bu olayın içinde devletin olduğunu reddediyorum. Çünkü orada Gaffar Okkan'ın davranışları devlet politikasına ters değildi. Eğer Okkan devletin politikasına ters bir politika izleseydi, 'Onu bertaraf etmekte en azından devletin içindeki bir odağın çıkarı var' derdik. Ama devlet organlarının hiçbirinin hiçbir kanadının bundan çıkarı yoktu. Onun ortadan kaldırılmasıyla devletin vereceği bir mesaj da, tahrik edeceği bir mekanizma da yoktu.
Uğur Mumcu da devlete ters biri değildi. Ama Mumcu'nun eşi o zamanki Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'la olan bir konuşmasını açıkladı. Ağar kendisine 'Eğer katilin üstüne gidersek, bütün duvar yıkılır' demiş. Mumcu'nun öldürülmesinde nasıl bir çıkar vardı?
Devletin içinde bir grubun çıkarı vardı. Atatürkçü laik kesim tek yumruk haline geldi ve İslamcı kesim itham edildi. Mumcu'nun suikastı profesyonelcedir. Bir koyundan iki post çıktı. Mumcu, Öcalan'ın geçmişte devletle ilişkisini açıklamak üzereydi. PKK'yı destekleyen Amerika'yı rahatsız etti bu. Zaten bu konuda hiçbir iddia da ortaya atılmadı bir daha. Devletin içinde birtakım odaklar Amerika ile aynı düşüncede olabilirler. Çünkü o tarihte bütün politika PKK'nın büyütülmesi yönündeydi. Görünüş PKK aleyhtarı olmakla birlikte, PKK Amerika'nın politikası doğrultusunda bilinçli bir biçimde büyütüldü. 'Koruculuk' kuruldu, DEP kapatıldı, bir sürü provokasyon yapıldı. 1994'te Bilgöl'de 33 erin şehit edilmesi tam bir provokasyondur. Öcalan yıllar sonra bunu Sırrı Sakık'la birlikte Yeşil'in yaptığını söyledi. Ben olayın ertesi günü söylemiştim. 'Devlet diyemedim, Almanlar yaptı' dedim.
Şimdi ne diyorsunuz?
Bir şey demiyorum. Devleti, değerlendirme yaparak itham edemem. Gaffar Okkan'ın öldürülmesi ise feodal yapıyla Avrupa arasındaki işbirliğinin sonucudur. Burada bir grup 'devleti karşısına aldığının' mesajını verdi. Devletin, PKK'da olduğu gibi bölgede bir baskı hareketine girmesi bekleniyor. Bu suikast bir kitle hareketini başlatmak üzere ateşlenmiş ilk kıvılcımdır. Arkası gelecek. Ben olaydan beş gün önce 'Güneydoğu'da PKK dışında bir örgütün eylemlerini bekliyorum' dedim ve Ermeni tasarısına şimdi niye ihtiyaç duyuldu sorusunu sordum. Çünkü devlet orada çıkarılması planlanan bir kitle hareketine müdahale ettiğinde, zaten siz sabıkalısınız denilecek ve soykırımla itham edilecek. Proje bu. Bu suikast bir cezalandırma değildir. Devletle mücadelenin ilanıdır bu.
Okkan, Hizbullah'ın çökertilmesinde büyük katkısı olan bir isim. Cinayetin Hizbullah tarafından işlenildiği açıklandı.
Kesinlikle değil. Herkes Hizbullah diye bazı militanların oluşturduğu bir örgüt var sanıyor. Böyle bir örgüt kesinlikle yok. Ben çok iddialı konuşuyorum ve ne dediğimi biliyorum. Çok açıklıkla 'Hizbullah da yok, başka bir isimde böyle bir örgüt de yok' diyorum.
İnsanları domuz bağıyla öldürmeler, ortaya çıkan mezarevler de ne demek oluyor o zaman?
O tamamen bitti. Bu tetikçilerin bir kısmı bertaraf edildi. O da Hizbullah değildi, adını biz koyduk. Zaten onlar da bir örgütsel yapı içinde değillerdi. Hele bugünkü haliyle militanlardan oluşmuş bir örgüt söz konusu bile değil.
Yakalanmayan yirmi bin militandan söz ediliyor. Hapishanelerde iki bin kadar Hizbullahçı yatıyor. Bunlar konuşturulmadılar mı?
Ne söyleyecekler? 'PKK ile mücadele ediyorduk' diyecekler. Zaten öyle değil miydi görünüşte? Fonksiyonları o değil miydi? Sokakta PKK'lı vuruyorlardı. Kimden para aldıkları da çok açık. Feodal beylerle ilişkilerini reddetmezler ki. Ama şimdi hedefleri değişti. Eskiden PKK'lıyla mücadele ediyorlardı şimdi devlete yöneldiler. Okkan'a suikast da devlete yönelmenin ilk adımı. Bu intikamdan ziyade bir savaşın başlangıcı.
PKK'yla savaşta devletle işbirliği yapan aşiret beyleriyle devlet arasında çatışma mı olacak sizce?
Evet olacak. O yapı, PKK ile mücadeleyi kendi adına yaptı, devlet adına değil. Yarı çıplakların isyanını bastırmaktı amacı. Çünkü PKK'nın isyanı aynı zamanda kendilerine karşıdır. Bir dönem PKK ile savaşan bu feodal yapı şimdi devletle mücadele edecek. Çünkü PKK'nın siyasallaşması onların bölgedeki hâkimiyetini ortadan kaldıracak. Devletin, PKK'nın siyasallaşması konusundaki yumuşamasını ciddi bir tehdit olarak algıladılar. Devletin Öcalan'ı asmasını çok istiyorlar. 'Bir assa, o tabanı da biz alsak ve hep birlikte bir ayaklanma yapsak' diyorlar. Devletin oradaki halkla bütünleşme politikalarını kendi aleyhlerine görüyorlar.
Koruculara sahip olan aşiret reisleri mi bunlar?
Evet, o yapıdır. Hem bunların gücü PKK'dan daha büyüktür. Uyuşturucu trafiğini ve oranın ticari hayatını kontrol ediyorlar. Ama burada bütün aşiret reislerini itham etmiyorum. Onların içinden bir gruptur bu. Aralarında bir siyasal birliktelik var. Bu birliktelik kendi kontrolü altındaki insanlara cinayet emri veriyor. İlle de G. Doğu'daki olaya 'Hizbullah' adını vermek istiyorsanız, bunun sosyal tabanına da 'feodal düzen' demeye mecbursunuz. Aksi halde başka bir sosyal taban bulamazsınız. Bütün bunları yapıp, sonra da herkesin dışında olmak mümkün değildir. Birtakım feodal beyler, ağalar vardır, bunların ciddi paraları, paralı askerleri ve Avrupa ile ilişkileri vardır.
Peki yirmi bin insanı silahlandıran bir örgütün devletin dikkatini çekmeden büyümesi mümkün mü?
Böyle bir örgüt nerede gördünüz siz Allahaşkına? Bu bildiğimiz gibi bir örgüt olsaydı, sayı üç yüzü bulduğunda devlet içine nüfuz ederdi çoktan. Hizbullahçı eğilimi de aslında dinsel davranışlarından kestirilemiyor. Eğer PKK'lı değilse ve devletle çatışma içine girebilecekse 'Hizbullahçı' deniyor. Hem 20 bin sayısı da çok az. Burada kastedilen, merkezi bir yapının kontrol edilebileceği insan sayısı. Eğer hata yaparsanız birkaç yüz bin kişiyi harekete geçirebilirler. O da bir kitle eylemi olur. O zaman bunlara militan diyemezsiniz. 'Halk ayaklandı' dersiniz.
Gaffar Okkan'ın aşiret reisleriyle ilişkisi nasıldı sizce?
Hizbullah'la uğraşıyor ise kötü olmalıdır. Okkan, feodal beylerin kendisine karşı olduğunun haberini almış.
Türkiye devleti şimdi 70 bin korucunun içinde yer aldığı bir yapıyla mı savaşacak diyorsunuz siz?
Evet. Yaptığımız hatalarla feodal yapıyı silahlandırdık, bilinçlendirdik. Çünkü her mücadele bir organizasyondur. G.Doğu'da adam savaşma disiplinine ve emir komuta zincirine alıştı. Eskiden de feodal yapı vardı ama adamın ilişkisi farklıydı. Şimdi asker komutan ilişkisi haline soktuk biz bu ilişkiyi.
Uyuşturucuya izin verilmeseydi, buna iştirak edilmeseydi bu yapı oluşmazdı. Koruculuğu da getirmeyecektiniz.
Bir de siz anılarınızda, isim vermeden, Yılmaz Güney'in MİT'ten biriyle ilişki kurduğunu açıkladınız. Niye şimdi açıkladınız bunu?
Hâlâ ismini açıklamıyorum. MİT'e köstebek sokulabildiğini anlatmak istedim ben. Bizim elemanın karısı kumar oynuyordu ve o aktör, MİT elemanının karısını kumarla ele geçirdi. Parasız kaldıklarında onları finanse etti. Bu eleman Teşkilat'ın operasyonlarını iyi bilen biriydi ve aktör ondan her şeyi öğrendi. O dönemde İstanbul'da yapılan bütün operasyonlar boşa gidiyordu. Sol eylemciler önceden haber alıp baskınlardan kaçtılar. Madanoğlu cuntası operasyonu da tehlikeye girdi. Cunta bizim yaptığımız her şeyden haberdardı. Bir tek benden haberdar değildi. Çünkü eleman beni severdi.
Cunta neyi haber aldı?
Madanoğlu, bir gün önüme bir kâğıt parçası attı. Baktım orada bizim elemanın ismi ve altında benim onunla konuştuğum telefon numarası. 'Bu bizi izleyen MİT elemanı, altındaki de konuştuğu telefon numarası. Bu adamın ev adresini, her şeyini öğren' dedi. Ben o zaman İktisat Fakültesi asistanıyım, dosyasına bakıp söyleyeceğim. İstediği bilgileri Madanoğlu'na verdim. Ama bunu önceden MİT'e söyledim. Bu oyunu oynamak zorundayım, dedim. Sonra bu elamanı tuzağa düşürdüler, ve bir sene sonra tamamen kendilerine çalıştırdılar. Teşkilatı ele geçirmiş adamlar. İstanbul Emniyet Müdürü Muzaffer Çağlar, Madanoğlu'na haber gönderiyor. 'MİT size sızdı' diyor. O tarihte cuntanın gücü inanılmaz. Çağlar sonra AP'den milletvekili adayı oldu.
Peki MİT neden Yılmaz Güney'le ilişki kurmak istedi?
Bilmiyorum. Tabii şu anda Mehmet Eymür'ün dediğine göre gazetecilerin arasında 22 MİT ajanı var.
Güney niye MİT ajanı olduğunu bildiği biriyle dostluğu surdürdü?
Köstebek olarak kullandı onu. Eşi, 'MİT mensubunu devrimci yaptı' diyor. MİT elemanının devrimci olması, karşı tarafa geçmesi demektir. Bu meslekte ailece görüşmek yanlıştır.
Özel ilişki kurmamak ilkedir.
MİT ajanı olduğunuz henüz bilinmezken, Madanoğlu cuntasının içinde siz de yakın dostluklar kurdunuz. Ahmet Ketenci'yle ailece görüştünüz. Çocuklarınız arkadaştı. Bildiğim kadarıyla aynı apartmanda oturuyordunuz. Bu ilke sizin için geçerli değil miydi?
Ahmet Ketenci'ye cuntaya girmesini ben teklif etmedim. Benden bu istendi ama yapmadım. Başkaları yaptı. Mahkemede de aleyhinde hiç konuşmadım.
Siz ajandınız. Hatta onları cuntacılıkta yüreklendiriyordunuz.
Hayır.
Beyinlerden biri değil miydiniz?
Evet ama kimse 'Cuntanın içine girip de uzaktan seyredemez. Cuntada ne yapılıyorsa siz de yapıyorsunuz. Ben İktisat Fakültesi'nin lideriydim. Yedi sene asistan temsilciliği yaptım. İstesem hepsini sokardım, kimseyi cuntaya sokmadım. Pekâlâ onlardan devşirebilirdim, çok da iştahlısı vardı.
Sizin üniversitedeki olaylarda en ön saflarda olduğunuz anlatılır.
Ben liderdim, önderdim çünkü.
Provokötörlük yapmış olmadınız mı bu durumda?
Öyle aşırılık yok. Konuşan, bugünkü analiz tarzımı tutturan biriydim ben.
Ketenci daha sonra cuntacılıktan ötürü işkencelerin yapıldığı Ziverbey Köşkü'ne götürüldü. Hiç bundan ötürü acı çekmediniz mi?
Ondan sonra milletvekili de oldu ama ben hiçbir şey olmadım. O beni hiç ilgilendiren bir mesele değil. Ondan sonraki tatbikat benimle ilgili bir mesele değil. Bir devlet mekanizmasının yaptığı her şeyin sorumluluğunu bana yıkamazsınız. Her şeyi Mahir yaptı diyemezsiniz.
Siz İktisatta çok parlak bir asistandınız. İdris Küçükömer gibi değerli bir profesör size kitaplarını ithaf etmişti. İdris Küçükömer'in sizin ajan olduğunuzu öğrendiğinde kahrolduğu anlatılır.
Aleyhimde hiçbir şey söylememiş. Küçükömer'i şart koştum. 'Ona bir şey yaparsanız kıyameti koparırım' dedim. İstanbul'da İktisat'ta tek kişi gözaltına alınmadı. Ankara'da herkes içeri girdi.
Güney'in ilişki kurduğu ve etkileyerek fikirlerini değiştirdiği söylenen MİT elemanı daha sonra banyosunda ölü bulunmuş. Bu ölümü nasıl açıklıyorsunuz?
Normal bulmuyorum ama kimin yaptığını da tahmin edemiyorum. İlk akla gelen acaba teşkilat mı yaptı? Olmayabilir. Bizim teşkilatın çok öyle metotları yok. İlişkili olduğu yerler de yapmış olabilir. Bir yıl sonra öldü. Kalp krizi dendi. Otuzbeşlerindeydi.
Türkiye'de halk olup bitenlerin ne kadarını biliyor?
Çoğunu bilmez. Halkı bırakın başbakan ne kadarını biliyor sorusu da muallakta. Başbakan'ın bildikleri bazen gerçeği aksettirmeyebilir.
En çok kim bilir peki?
En çok analiz edenler bilir. Hepsi sadece bir tarafını bilir çünkü. Mehmet Ağar diyelimki PKK ile mücadele ediyor. Ama analiz etmediği için yaptığı işin neye yaradığını bilmez. Bir gün 'Sayın Ağar, Çiller sizi kullandı ve artık atacak, haberiniz olsun' dedim.
O atılacağının ve kullanıldığının farkında değildi. Ve atıldı. Ben bunu biliyordum çünkü ben analiz yapıyorum.
Hangi bilgilerle analiz yapıyorsunuz siz?
Açık bilgilerle. Çok okurum. Ben çok yetenekli bir insanım. Herkes bana, 'hiç böyle birine rastlamadık' der. Ben en zor matematik problemini uzaktan bakarak çözerim. Kuleli'deki matematik hocam beni bütün sınavlardan muaf tuttu. Harp Okulu'ndaki mekanik hocam bana 'kitapsız' derdi. Ben çünkü kitap kullanmadan bilirdim her şeyi.
Zeki biri olduğunuz anlaşılıyor.
Evet yüksek bir kapasitem olduğunu biliyorum.
Neden bu yüksek kapasiteyi ajanlıkla harcadınız?
Hep iyi yerlerde harcamak istedim ama... Ben kendim bu yolları çizmedim. Ben Türkiye'nin insanıyım. Çaresizliktir bu. Çaresiz insanlar büyüyemiyorlar. Bağımsız olamıyorsunuz, ya bir yere kapılanıyor ya da bir haminin emrine giriyorsunuz. Bir de işte askeri okul falan bu yollara getirdi koydu beni.
Çocuklarınızın ajan olmasını ister misiniz?
Kesinlikle. Hiçbiri de olmaz zaten. Hayatta ajan olmayacak üç kişi benim çocuklarımdır. Başında da karım vardır.
Peki onların MİT'te çalışmalarını ister misiniz?
Asla... Bütün MİT mensupları çocuklarını hemen oraya sokarlar. Benim çocuklarım imtahan kazanarak üniversitelere girdiler, meslek sahibi oldular. Hiçbirinin böyle bir şey yapması asla düşünülemez. Aslında bu meslek güzeldir, bu bir beyin olayıdır ama bizde bu işi zor olayına döktüler.
MİT başkanı olmak ister miydiniz?
İsterdim ama hiç ümidim olmadı. Beni yapmayacaklarını bilirdim. Yoksa analiz için yetenek şarttır ve MİT'in başında bence bir dâhi olmalıdır.

Mahir Kaynak NEDEN?
Diyarbakır'da bütün ülkeyi sarsan bir cinayetin işlenmesi, halk tarafından çok sevilen bir Emniyet müdürünün korumalarıyla birlikte yaklaşık 20 kişilik bir grup tarafından bir ana caddede öldürülmesi herkesin aklına soru işaretleri getirdi. Devletin içinde Susurluk türü çetelerin bulunduğunun resmen açıklanmış olduğu bir ülkede bu sorular daha koyu ve korkutucu oluyordu. Bir dönem MİT ajanı olarak çalışan ve devletin görünmeyen yüzündeki anlayışı yakından tanıyan ve daha sonra da kendine özgü analizleriyle kamuoyunun dikkatini çeken Mahir Kaynak'la hem Gaffar Okkan'ın öldürülmesini konuştuk. Hem de Mahir Kaynak'a Yeni Şafak gazetesinde yayımlanan anıları nedeniyle ajanlık günlerinde yaşadıklarını sorduk. İktisat profesörü Mahir Kaynak, Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okulu mezunu. 1957'de teğmenken ordudan ayrılan Kaynak, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ni bitirdi ve aynı üniversitede asistan ve ardından doçent oldu. Asistanlığı sırasında gizlice MİT'e girdi ve 1980'de MİT'ten emekli oldu.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.