![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Haftaya bakış emt@georgetown.eduSokrat ölüme mahkûm edildiğinde, eşi "Haksız yere öldürülüyorsun" diye ağlamaya başlayınca, Sokrat "Ne yani," demiş "bir de haklı yere mi öldürülseydim!" Günümüzde karşılaştığımız problemlerin çoğunun geçmişte yapılan hataların sonucu olduğu bir gerçek. Bankacılık sektörünün büyümesi için verilmesi gereken teşvikler ve zamanında yapılması gereken uygulamaların eksikliğinin faturası karşımıza yeni yeni çıkmaya başladı. Bir yabancı yatırımcının dediği gibi: Kriz günlerinde Türkiye, reel ekonomiyi batırmak uğruna bankaları kurtarmayı seçti. Kendilerine tanınan sınırın on misli döviz kuru riski taşıyan bankacılık sistemimiz, TL serbest bırakılmış olsa, tüm sermayesini kaybederdi. Daha doğrusu 3-5 adet güçlü, gerçek banka dışında hiçbir banka ayakta kalamazdı. Tabii ki piyasa kanunları işlese (ki olması gereken de buydu aslında), durum böyle olmazdı. Ama bunu göze alamadığımız için hiçbir suçu olmayan, gereksiz risk almayan, yapmaları gereken yatırımları yapan, devlete USD bazında yüzde 50 ile borç vereceğine kendi işlerine yabancı bakan fabrikalarımızı batırdık. Şimdi ise kalan bankaların cesetleri ile ne yapılacağını tartışıyoruz. Ayrıca sekiz bankadan sadece dördüne talep gelmesi, büyük bir hayal kırıklığı. Müracaat eden sekiz kuruluşun iki tanesinin olması, daha da endişe verici bir durum. Tekrar kendi başımıza kaldığımız bir gerçek. Yabancı talebi kesinlikle görülmüyor. Geçen sene bu zamanlarda Davos'daki Dünya Ekonomik Forumu'nda Başbakan Ecevit'e verilen sözlerin hiçbiri gerçekleşmedi. Dolayısıyla artık ikinci plana geçme zamanı geldi. Fondaki bankaların ülkemize günlük maliyeti 15 milyon dolar. Yani haftada 105 milyon dolar. Bu bankaları fonlama lüksüne sahip değiliz ve hemen tasfiye yoluna gidilmesi şart. Nasıl bugün bir sanayi şirketi battığında hükümet, 'Geçmiş olsun, aman vergi borcunu ödemeyi unutma' demekle yetiniyorsa, bankacılık sektöründe de aynı kuralların işlemesi gerekir. Şu anda yabancı yatırımcıların sorduğu tüm sorular, reel sektörün durumu ile ilgili. Borcu oldukça kısıtlı olan tanınmış bir sanayiciye faize neden yatırım yapmadığını sorduğumuzda da bu soruya bir fıkra ile cevap veriyor: "Meşhur filozofa 'Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?' diye sorulduğunda, 'Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan', demiş." Yabancı yatırımcıların düşünceleri kesin ve net: Görüldüğü kadarıyla vatandaş tedirgin. Maaşına zam alamıyor, işten çıkarılma tehlikesi her geçen gün artıyor. Böyle bir ortamda tüketimden korkmak çok yersiz. Tam tersine, ithal mallara yönelen A tabakasının yanında, yerli mallara taksitle gücü yeten normal vatandaşın da tüketmeye başlaması lazım. Bu noktada kurlarla oynamaya kalkmak felaket olur. Yapılacak şey, üreticilerin faiz yükünü azaltarak maliyetleri düşürmek. Devletin, tasarruf sahibi vatandaşların, tasarrufları yönlendiren bankaların ve bunları kullanan sanayicilerin hep birlikte sağladıkları çözüm, halkın USD tasarruflarını TL'ye çevirmeye başlamasıdır. Eğer tasarruf sahiplerine 'düşük' TL faizlerinin USD bazında hiç de düşük olmadığını, merkez bankasının rezerv konumu ve Hazine'nin dış borç bulabilme yeteneğinden dolayı TL yatırımlarının bir senelik bir perspektifte pek riskli olmadığını, USD'nin TL karşısında gittikçe daha az değer kazanacağını, bugüne kadar olan artışın büyük kısmının uluslararası paritelerden kaynaklandığını anlatabilirseniz, Türkiye ekonomisi şekil değiştirir. Ancak bu şekilde, çalışanın, üretenin, risk alanın, bankada parası olandan fazla kazandığı, büyüyen bir ekonomiye sahip olabiliriz.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||