![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
'Yeşil Barış' ve enflasyon 1978-2000 arasında, bu ülke hep yüksek enflasyonla yaşadı. Yüzde 25'in altına düşmemiş fiyat artışları tüm bu dönemde. Öğretim üyesi olarak çalıştığım son altı yıla bakıyorum da, verdiğim derslerde mutlaka enflasyon konusuna birkaç hafta ayırmışım. Anlatması ve tartışması zevkli bir konu, herhalde bu yüzden. Bir kere, çok boyutlu. Bekleyişlerimizden tutun da kurumların güvenilirliğine, bütçe açıklarının finansman biçiminden, seçim uygulamalarına kadar geniş bir yelpaze. Sonra da, özellikle uzun yıllardır yüksek enflasyon altında yaşayan bir ülkenin öğrencileri için anlaması kolay.Çoğu bilim dalında olduğu gibi, iktisat alanında da belli bir konu hakkında, zamanın herhangi bir noktasında çok farklı görüşler ileri sürülebiliyor. Farklı görüş sahipleri, birbirlerinden öğreniyorlar; görüşleri değişiyor, bazı konularda yakınlaşıyorlar, yakınlaşırken de başka konularda yeni ayrılıkların tohumları atılıyor. Böylelikle de bilim gelişiyor. Herhalde, iktisatçıların nedenleri üzerinde en çok anlaştıkları konuların bir tanesi de enflasyondur. Çözüm konusunda biraz farklı görüşler olduğu söylenebilir. Ancak, dikkat edilirse, bu farklar genellikle uygulanacak politikaların sürati ile ilgilidir. Hemen mi? Yoksa zamana yayarak mı? Temel farklılıkların başında bu sorulara verilen farklı yanıtlar gelmektedir. Bir de 'yapılabilirlik' nedeniyle farklı görüşler çıkabilmektedir. Mesela, gelirler politikasının gerekliliğine çoğu iktisatçı katılır; ancak, toplumsal uzlaşmaya dayandığından bu politikayı yapılabilir bulmaz kimisi. Buraya kadar her şey iyi, güzel. Ama, yine de bir sorun var. Nedenleri konusunda bu kadar anlaştığımız, çözüm konusunda çok ayrışmadığımız, çoğumuzu da kötü yönde etkileyen enflasyondan bunca yıldır neden kurtulmaya çalışmadık? Kolay yanıt şu olurdu: 'Enflasyonu düşürecek politikaları hükümetler tasarlar ve uygular. Biz ne yapabiliriz ki?' İyi de o hükümetler bizlerin oylarıyla seçilen parlamentoların içinden çıkıyor. Yanıt, temelinde bizlerin anlayışıyla ilgili. Örneğin, iç borcun sürdürülemezliği temel sorunken, deprem vergisine karşı çıkıp, deprem tahvili, yani yeni bir borçlanma tipi öneren anlayışla ilgili. Sattığı malın fiyatını ya da ücretini hedef alınan enflasyona göre ayarlamaya razı olmayıp, önce diğerinin adım atmasını bekleyip, böylelikle hiç adım atılmamasına ve enflasyonun yeteri kadar düşmemesine neden olmakla bağıntılı. Sonra da hedefe göre ayarlanan kur artışı ile hedefin uzağına düşen enflasyon arasındaki farkın ikincisi lehine açılımasına bakıp, cari dengemiz bozuluyor diye ağıt yakmakla ilgili. Ama, daha çok da şu haber, yukarıdaki sorunun yanıtını veriyor gibi: "Zehirli katı atıkların yakılmasını protesto etmek için İzmit Belediyesi'nin binasına tırmanarak, çevre kirlenmesine karşı gösteri yapan 'Yeşil Barış' üyeleri, binadan indirildikten sonra, aşağıda bekleyen 'halk' tarafından tartaklandı". Belli bu kadar karamsar olmaya da gerek yok. Öyle ya, olumlu yönden bakmak da mümkün: Haberden yola çıkarak, Türkiye'de yüksek enflasyonun hiperenflasyona dönüşmemesinin nedenini de belirleyebiliriz. Haberde, gösteri yapanları tartaklayanların, 'Türkiye sizinle gurur duyuyor' diye bağırıldığından söz edilmiyor da.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||