![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Yeni bir parti kursaydım ismet.berkan@radikal.com.trTürkiye ne zaman umutsuzluğa kapılsa, ne zaman geleceği görme yeteneğinden yoksun kalsa, ne zaman iktidarın iktidarsızlaştığını düşünse hemen yeni arayışlara kalkışıyor. Şimdi de durumumuz bu. Sağda solda bir dizi yeni siyasi parti arayışı var. Varolan siyasi partilerde değişim arayanlar, bu yönde çaba sarf edenler var. Başarılı olurlar mı, olamazlar mı? Buna seçmen karar verecek kuşkusuz. Unutmayın, 1993'te Sivas olayları, Tansu Çiller hükümetinin kaderini belirledi. Başbakan Çiller, o günden başlayarak olaylara hiçbir zaman tam olarak hâkim olamadı, ipi elinden kaçırdı. Ve Sivas olaylarının simgelediği iktidarsızlık hali, Yeni Demokrasi Hareketi başta olmak üzere birkaç siyasi harekete yol verdi. YDH'nın ne denli başarısız olduğu ortada ama yine de şimdi yeni parti arayışları, yeni lider arayışları eksik değil. Eski liderleri bir an önce meydanlara sürmek isteyenler de mevcut elbette. Peki ama acaba Türkiye'nin yeni bir ya da daha fazla siyasi partiye ihtiyacı var mı? Eğer varsa bu partilerin ötekilerden farkı ne olacak? Seçimde yüzde 15 oy almak için -ki bu Türkiye'de hiç de azımsanmayacak bir oran- parti kurulur mu? Bu soruların cevaplarını bilmiyorum. Zaten bir siyasi parti kurucusu olmak gibi bir niyetim de yok. Ama yine de insan ister istemez 'Nasıl bir parti' sorusuna kendi kendine cevap arıyor. Ben olsaydım, merkez sağda ya da solda, kurulacak yeni partiyi Bolşevik bir modelle örgütlerdim. Yani, her isteyenin partiye girmesine izin vermez ama gireceklerden de mutlak bir disiplin ve mutlak bir bağlılık isterdim. Bütün öteki partileri tabandan tavana doğru örgütlenen ama aslında diktatörlükle yönetilen bir ülkede tavanda örgütlenen ve bir diktatörlük olduğunu saklamayan partinin seçmen tarafından 'samimi' bulunacağına inanıyorum nedense. Seçmen açısından önemli olan partinin demokratik usullerde yönetilip yönetilmediği değil, partinin milletvekili adaylarının seçmen tarafından belirlenip belirlenmediğidir. Yani, milletvekilleri seçmenin vekili mi olacaktır, parti genel başkanının mı? İşte ben olsam bu soruya kesin bir cevap verirdim: Elbette milletvekilleri seçmenin vekilidir önce. O yüzden, milletvekili aday adaylarını önce bir ön elemeden geçirir, hepsine birer taahhütname imzalatır sonra da önseçimi doğrudan seçmenlere yaptırtırdım. Bir parti kuracak olsam, bu partinin örgütü olmazdı ama tıpkı bir şirketin bayilik ağı gibi temsilcilikleri olurdu. Bunlar, Türkiye'nin dört bir yanında tam gün ve profesyonel olarak çalışacak insanlar olurdu. Bu insanların bütün işi seçmen tabanını genişletmek değil parti için bağış toplamak olurdu. Ve yaptıkları bu iş için maaş alırlardı. Öteki partilerden farklı olarak, topladığım bağışları ve kullandığım mali kaynakları her zaman her isteyenin görebileceği şekilde ilan ederdim. Partinin muhasebesi herkese açık olurdu, kaç para girmiş, kimden girmiş ve neye kaç para harcanmış, bunu hep ilan ederdim. Daha iyi bir Türkiye için önerdiğim program ne olursa olsun, ister merkez sağ ister merkez sol, partimin tutamayacağı hiçbir sözü vermemesini ve asla hiçbir koalisyona katılmamasını ne yapıp edip sağlardım. Daha iyi bir Türkiye için önerdiğim program ne olursa olsun, bu programın uzunluğunun bir daktilo sayfasını geçmemesini, basit ve anlaşılır cümlelerle yazılmış ulaşılabilir hedeflerden oluşmasını sağlardım. Ama son olarak şunu söyleyeyim: Ben olsam yeni bir parti kurmazdım.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||